Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Uzlaşmanın savaşmaktan daha çok cesaret gerektirdiği bir garip ülke

  • 12.09.2012 00:00

 Başbakan Kürtlere soruyor: “Neden hâlâ onlara oy veriyorsunuz?”

Başbakan, açık bir sertlik politikasının sözcüsü olarak gördüğü BDP’ye Kürtlerin niçin oy verdiğini anlamıyor! Aslında kastettiği, Kürtlerin haklarıyla ilişkisi kalmamış olduğuna inandığı bir şiddete rağmen nasıl olup da PKK’nın Kürtlerden destek bulabildiği.

Bunun cevabının o soruyu sorduğu konuşmasının ruhunda gizli olduğunu nasıl göremiyor bilmiyorum. Bu ülkede sertlik ve şiddet dili başlı başına bir siyasi enstrüman değil mi? Başbakan kendi sertliğinden yarar umarken bunun farkında değil mi? Uzlaşmayı, el uzatmayı, eleştirilere kulak vermeyi PKK reddediyor, doğru. Peki, bu konuda Erdoğan’ın karnesi çok mu farklı? Başbakan’ın da eleştiri aldığı konularda bu eleştirilere kulak vermemesinin nedeni; uzlaşmayı, siyaseten geri düşmek, zayıf görünmek olarak değerlendirmesi olabilir mi? Uludere’den sonra Erdoğan’a oy veren Türklerde bir azalma olmuyorsa, Silvan’dan, Hakkâri’den, Şemdinli’den sonra PKK’yı destekleyen Kürtlerde bir azalma olmamasına neden şaşırıyoruz?

Başbakan o soruyu sorduğu konuşmasında tüm siyasi aktörleri, medyayı ve hatta doğrudan BDP’yi destekleyen Kürtleri cepheden karşısına almadı mı? Siyasi aktörleri sorunun çözümünde işbirliğine davet etmek yerine, onların tabiatında var olan rekabetçi tutumlarını öne çıkartıp sertleşmeyi seçmesi tesadüf mü? Bunu, onun “asabi” kişiliğine mi vereceğiz?

Hayır. Başbakan da bütün siyasi aktörler gibi bu coğrafyanın egemen siyasi kültürünü iyi biliyor. Güç üzerine yürüyen çatışma ve şiddet ruhu, elde hazır bir malzemedir bu ülkede.

İnsan hayatının değeri; vatana, davaya, devlete adanma talep eden, hayatı değil ölümü yücelten kültür üzerine Murat Belge yazmadık ne bıraktı? Ferhat Kentel de siyasi kültürümüzde şiddetin kuşatıcılığı üzerinde duruyordu son yazısında. Hangisine yanlış diyebilirsiniz?

Bence, Kürtlerin sorunlarına dair kimi iyileştirmelere rağmen PKK’nın savaşı tırmandırdığında yalnızlaşacağını düşünenler yanılıyorlar. Daha iddialı bir söz söyleyeyim izninizle; Kürt haklarında, anadilde eğitim dâhil daha ileri reformlar da, milliyetçi Kürtlerin PKK şiddetiyle arasına mesafe koymasının garantisi olmayacaktır. Kürt haklarını tanı, PKK’yı tecrit et ve teslim al formülüne çok güvenenler sanırım yanılıyorlar. “Kürt realitesini” iyi anlamıyorlar.

PKK ne kadar totaliter, ne kadar militarist olursa olsun; bir demokratın şiddetle karşı çıkacağı daha ne kadar özelliği içinde taşırsa taşısın Kürt milli kimliğiyle özdeşleşmiş bir harekettir. Kürtlerin kendi kendilerini yönetmeleri arzusunun temsilcisidir. Entegrasyonun değil, ayrılığın iradesidir. Bu irade, hâlâ o örgüte destek verdiğine şaşırdığımız Kürt nüfus ne kadarsa, işte o kadarının ifadesidir.

Bu şu demektir: Hangi hakkı tanırsanız tanıyın, PKK’nın siyasi yönetim talebi karşılanmadıkça tatmin olmayacak, uzlaşmayacak, kısmi bir Kürt nüfusla karşı karşıyasınız. Bunu siz görmüyor olabilirsiniz. Ama PKK görüyor. Kendi iktidar talebini, milli kimliğinin “özgürleşmesi” olarak kabul eden önemli bir Kürt nüfusun var olduğuna inanıyor.

Dolayısıyla, Türk’üyle, Kürt’üyle boğazına kadar şiddete batmış siyasi kültürde, savaşçıların siyasi iktidar talebini tatmin etmesek de olur, onların destekçilerine haklar tanıyalım sorunu çözeriz düşüncesi kulağa hoş geliyor ama sanırım Kürt gerçeğine uymuyor. O nedenle hayretle soruyoruz:“Hâlâ neden onları destekliyorsunuz?”

Öte yandan, en az PKK’nın temsil ettiği ayrılıkçı (buna güçlü bir özerklik de diyebiliriz) nüfus kadar, örgüte muhalif entegrasyoncu bir Kürt nüfus da yaşıyor bölgede, bunu da biliyoruz. Sorunun en önemli boyutu da bu sanıyorum. Bu nüfusun özgürlüğü, asla varlığının temsilini PKK’da bulan nüfusun“özgürlüğünden!” daha önemsiz değil.

Bu tablodan çıkan sonuç nedir? Sanırım, PKK’nın iktidar taleplerini yok sayan, o cepheye açık siyaset kanalları tanımayan bir politika, savaşın sürmesi anlamına gelecektir. Ancak, özerklik koşullarının oluşabilmesi için, bölgede şiddetten arınmış demokratik bir siyasi hayatın yasal, kurumsal güvencelerinin sağlanabilmesi zorunludur.

PKK’nın varlığına, özerklik taleplerine karşı çıkmakla, tüm Kürt nüfus üzerinde şiddete dayalı totaliter bir hegemonya kurma politikasına karşı çıkmayı birbirinden ayıran bir siyasi dile ihtiyacımız olduğu kanısındayım. Özerkliğin sınırlarının ne olacağı, demokratik bir merkezin bölgesel iktidarlar üzerindeki denetim mekanizmalarının nasıl kurulacağı gibi yaşamsal konuların tartışılmasından ısrarla kaçınılmasının; çözüm üretmenin temel alanı olabilecekken, yeni anayasa çalışmasının bu kadar gündemden düşmesinin sakıncalarını ne kadar tartışsak azdır.

PKK’nın toplumsal tartışmayı sabote eden kör şiddetinin hepimiz farkındayız. BDP’nin sıkışmışlığı ve asla beklenen rolü oynayamadığı da ortada. Fakat çözüm, zaten hiç de kolay olmayanın zorlanmasından geçmez mi? “İşte PKK budur” der teslim olursanız, yazmayı da çizmeyi de siyaseti de bırakıp bir köşeye çekilmekten başka yol kalır mı? “Köşeye çekilmek mi, ezeceğiz onu”diyorsanız; 30 yıldır “zafer” hayalinin peşinde dağlarda ölen çocuklar yetmedi mi böyle bir“çözümün” olmadığını öğretmeye.

Sorunu ne yazık ki soğukkanlılıkla konuşabilecek durumda değiliz. Savaş bu sağduyuya izin vermiyor. Ölümler karşılıklı nefreti büyütürken; özerkliği, yasal siyaseti, bütün Kürtlerin temel haklarını güvenceye alan adımların neler olacağını tartışmak çok zor gözüküyor.

Her kes birbirine bağırıyor.

Böyle böyle en kötüsüne razı oluyoruz.

Savaşıyoruz.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar