Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Gün ortasında değişen bir yazı

  • 22.09.2012 00:00

 CHP Oslo sürecini yargıya taşıyacakmış. Parti sözcüsü Haluk Koç açıkladı.


Oslo’da “kabul edilemez” bir mutabakat metni imzalanmış. Bölgeye özerklik verilecekmiş. Seçilmiş valilerin, yerel yönetimlerin eğitim dâhil geniş yetkileri olacakmış. AKP, PKK ile işbirliği yapmış. Koç böyle söylüyor. Bu “PKK ile işbirliği” sözüne birazdan dönelim. Asıl ilginç olan, can yakan, yakmaya da devam edeceği anlaşılan Kürt sorununun merkezinde oluşan tuhaf buluşmalar. Biliyorsunuz, Oslo süreci ilk kez yargıya taşınmıyor. Daha önce bu hamle yapıldı. Başbakan’ın özel temsilcisi sıfatıyla görüşmelere katılan Hakan Fidan özel yetkili savcılarca ifadeye çağrıldı. Bu politik bir adımdı ve herhalde sahibi CHP değildi. Şimdi Haluk Koç’un ağzından CHP’nin o adıma sahip çıktığını öğreniyoruz. Tuhaf bir buluşma!

Sizce Kürt sorununun çözümüne bir katkısı olabilir mi? Böyle bir amacın en ufak bir izi var mı bu çıkışta? Şöyle bir koku almıyor musunuz: PKK ölçüsüzce şiddeti tırmandırmışken, her köşeden kan kokusu gelirken, AKP’yi kan üzerinden sıkıştıralım; “Yüce Türk milleti her gün şehit verdiğimiz bu savaşın saldırgan tarafıyla bu hükümet işbirliği yaptı bunu unutmayın.” Böyle bir örgütle gerçekleştirilen barış görüşmelerini gündeme getirmenin, savaştan AKP’yi sorumlu tutmanın daha “rasyonel!” bir zamanlaması olabilir mi? Ne erdemli bir politika! PKK saldırıyor; CHP, hükümeti barış çabaları yüzünden sorumlu tutuyor.

Görünen o ki Türkiye siyasetinde Kürt sorunu, üzerine çözüm üretilecek bir konu olmaktan tamamen çıktı. Muhalif siyasi aktörlerin hükümetin bileğini bükmek için üstüne hesap yaptığı, iktidarın da risk almak yerine kendisini kolladığı bir istismar alanına dönüştü.

CHP’nin Kürt sorununun çözümüne dair bir önerisini, planını, şiddeti nasıl durduracağını işittik mi hiç? Ben en son Dersim örneğini gözümüze sokan diplomatta kaldım. Evet, şimdi o yok. Kabul CHP değişmeye çalışıyor. Biliyorum Sezgin Tanrıkulu kendini paralıyor. Kılıçdaroğlu iktidar partisine diyalog da önerdi. Hepsi tamam da, ciddiye alınacak en küçük somut bir çözüm adımı masaya getirdi mi bu parti? Özerklik konusunda ne düşünüyor, anadilde eğitim meselesinde bakışı nedir, KCK davalarına, anti-terör yasasına nasıl yaklaşıyor kimse biliyor mu? Barış görüşmeleri nedeniyle hükümeti PKK ile işbirliği yapmakla suçlayarak mı diyalog kuracak AKP ile? Buna yalpalama falan da denemez. Ortada bir parti ciddiyeti yok. Matruşka gibi. Parti içinde parti kaynıyor. Günlük, hatta saatlik konjonktürlere göre biz ne zaman Tanrıkulu’nun sağduyulu sesini duyacak olsak; hemen ardından ulusalcı, çatışmacı bir sinyal yükseliyor. AKP’yi Türk milliyetçiliği üzerinden vurmanın hesapları yapılıyor.

Şimdi biz açılım günlerinin soğuk savaş diline geri döndük. AKP, PKK ile işbirliği yapmakla suçlanıyor. Oslo’nun hesabı soruluyor. AKP’nin barış görüşmelerine “işbirliği” yakıştırması yapanlara sormak hakkımızdır: Tamam, AKP işbirliği yaptı, ama barış için. Peki, savaş için işbirliği yapmaya ne demeli?

PKK vurdukça, ölümlerden AKP’yi sorumlu tutarak onu şiddet üzerinden sıkıştırmanın PKK’ya yaptığı moral aşısına ne isim koymalı?

Cumartesi günü yayımlanması için bugün (cuma) yazıp Tamer Kayaş’a gönderdiğim yazı böyle başlıyordu. Henüz günün gazetelerini okumamıştım ve Kılıçdaroğlu’nun PKK ile silah bıraktırabilmek amacıyla görüşülebileceği açıklamasından habersizdim. CHP bizi şaşırtmaya devam ediyor. Son dakikaya kadar kulağınız bu partide olmalı. Yoksa ya yazdıklarınız çöpe gidebilir, ya da “çoktan” eskimiş bir sözün sahibi olabilirsiniz on dakika içinde. Şaka bir yana, bu tür şaşırtmalar, umut veren sürprizler aslında. Son dakikada yeniden yazının başına oturmaya çoktan razı olur insan.

Öyle görünüyor ki, bu partinin en yetkili sözcüleri de olsa, açıkladıkları görüşler üzerinden partinin tümünü yargılamamak gerekiyor. Çünkü, gerçekten en üste kadar yayılan bir kırılma var CHP’de.

Kılıçdaroğlu’nun, Haluk Koç’un hemen ardından yaptığı “düzeltme” bence değerlidir. Haluk Koç’un temsil ettiği anlayışa yönelen eleştirilerin de haklılığına işaret etmektedir. Fakat asıl soru, milyonlarca seçmene seslenen bu partinin tanık olduğumuz bu belirgin gerilimi daha ne kadar yaşayabileceğidir.

Sorunun çözümünde CHP’nin katkısı çok önemlidir. Onca kan dökülürken AKP’yi barış görüşmeleri yaptığı için sıkıştıran bir muhalefet yerine, tam tersine barış görüşmelerine zorlayan bir basınca ve desteğe ihtiyaç var. Buradan bakınca görüyorsunuz ki, CHP’deki ayrışma otuz, kırk beş ya da altmış derecelik açılarda değil. Yüz seksen derecede duruyor. Vektörler partiyi tam ters yönlere zorluyorlar. Buradan makul bir bileşke çıkmaz. Liderlik böyle zamanların işidir. Kürt sorunu gibi keskin bir meselede ağırlığınızı koymayacaksınız da sözünüzü hangi güne saklayacaksınız?

AKP’nin zorlanmaya, cesaretlendirilmeye ihtiyacı var. Dürüst olalım; Erdoğan, bütün aktörler en sert tonlarla direnç gösterir AKP’yi yalnız bırakırken “açılım”ı göze alan cesareti gösterdi.

Şimdi bu liderlik cesaretini gösterme sırası Kılıçdaroğlu’nda.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar