Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Balyoz ve kanaatlerimiz

  • 29.09.2012 00:00

 Ben bu yazıyı yazana kadar Balyoz davasının kararı üzerine yazılmadık bir şey kalmadı neredeyse. Doğrusu beni de, kararın kendisi kadar bu yazılanlar ilgilendiriyor. Kuşkusuz karar çok önemli. Balyoz yargılamasını, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül gibi “olağanüstü dönem” yargılamalarına benzeterek değersizleştirme demagojisinin bu toplumda müşterileri olduğunu hepimiz biliyoruz. Orduya darbe yapamadığı için öfkelenen, kaplanın kâğıttan olduğuna utanmazca hayıflanan bir nüfus yaşıyor bu ülkede. O yüzden bu demagojilerin sonu gelmez.

Oysa Mithat Sancar’ın dediği gibi, belki İspanya’da parlamentoyu basan darbeci albay ve arkadaşlarının yargılanması örneğinin biraz yaklaştığı ama dünyada pek örneğinin olmadığı bir dava Balyoz davası. Çoğu ülkede darbeciler, ancak bütün bir ülkeyi ağır yıkımlara uğrattıktan yıllar sonra yargılanabildiler. Biz ise, “özgür darbeler ülkesi” olarak, üç buçuk darbeden sonra ancak yeni elimizi uzatabildiğimiz 12 Eylül’le ağır aksak hesaplaşmaya çalışıyoruz. Balyoz gerçekten çok önemli bir örnek. Bu topluma dayatılmış korkunç algı kodlarının tam beline vurdu. Darbenin “ kurtarıcı bir misyon” olarak tanımlanabildiği bu siyasi geleneğe açıkça meydan okudu ve onu ağır bir suç olarak mahkûm etti.

Evet, Balyoz davası ve açıklanan karar, bu toplumun siyaseti anlama biçimine, meşruiyet kalıplarına güçlü bir müdahaledir. Demokratik siyasi değerlerin, hukukun meşruiyeti üzerinden siyasete müdahalesidir. Bu açıdan Balyoz tepeden tırnağa siyasi bir davadır. Fakat onu çok önemli ve değerli kılan bu özelliği aynı zamanda zayıf karnıdır. Eldeki hazır, taşlaşmış siyasi kodlar hukukun bir dokunuşuyla değişmez. Siyasi inançların süzgeci işlemeye devam eder. Bu nedenle kararın kendisi kadar belki de daha fazla onun topluma mal oluşu, yorumlanışı önemlidir. Bu da, toplumla doğrudan konuşan, düşünce üreten aktörlerin sorumluluğuna işaret eder.

Elbette hukukun toplum algısına nasıl yansıyacağında, onun nasıl işletildiğinin, adına hareket ettiği değerlere ne kadar sadık kaldığının önemi vardır. Dolayısıyla, karar sonrası oluşan tartışma ve tereddütleri hukukun işleyişindeki zafiyetlere bağlayabilirsiniz. Ergenekon soruşturmasının ilk gününden başlayarak açıkça askerî vesayetin kirli yüzünü perdelemeye çalışanlardan, kendilerini kararlı bir değersizleştirmeye adayanlardan söz etmiyorum. Tasfiye edilen onların karanlık iktidarıdır. Elbette öyle davranacaklar. Ancak, kararın ardından bu kararın demokratikleşme açısından kıyas kabul etmez değerini teslim eden aydınlarda da

bir “şerh koyma” tutumu izledik. Bu “şerh”, yargılama sürecinin ve açıklanan kararın hukuken bazı sakatlıkları taşıdığı “kanaatini” ifade etmek biçiminde oldu.

Kestirmeden söyleyeyim, ben bu tutumu sakıncalı buluyorum. Bu, kararın kusursuz olduğunu söylemek anlamına gelmez. Sakatlıklar olduğu “hissiyatını” ifade etmeyi nasıl yanlış buluyorsam, kararın kusursuz ve tartışılmaz olduğunu ileri sürmeyi de o kadar yanlış buluyorum. Çok basit bir nedenle: Karar hakkında “hukuki kanaat” ileri sürülebilmesi için birincisi; mahkemenin gerekçelerini açıklaması, ikincisi; dosyaya, kararı veren hâkimler kadar derin bir hâkimiyet gerekir. Bunlar olmadan binlerce sayfa dokümandan, sayısız delilden ve yüz küsur duruşmadan oluşan yargı sürecine ilişkin “hissiyat” belirtme bana en azından şaşırtıcı geliyor.

İzleyebildiğim kadarıyla bu davayla derinliğine ilgilenen, dosyayı iyi inceleyen, karşılıklı argümanları yakından takip eden çok az sayıda yazar var. Çoğumuz onların aktardıkları üzerinden hissiyat oluşturuyoruz. Bunlardan birisi Sedat Ergin, diğeri Alper Görmüş. Olabildiğince ikisini de izlemeye çalıştım.

Sedat Ergin mesaisinin çoğunu dosyadaki plan CD’lerindeki “zamanlama çelişkilerine” odaklanmaya ayırdı. Davada sanık tarafının “komplo” tezini dayandırmaya çalıştığı en önemsenen argüman da sanırım buydu. Son derece dürüst bir tarafsızlıkla çaba sarf ettiğine onu izleyen herkes gibi bütün kalbimle kefil olacağım Alper Görmüş bu konuda 10-13-17-20 Nisan 2012 tarihlerinde bir dizi yazı kaleme aldı. Okumuş olanlar da dâhil, o yazılara dönüp bir kere daha bakmanızı öneririm.

Bugünkü (cuma) yazısından da öğreniyoruz ki, Görmüş bu konuyu tartışmaya devam edecek.

CD tartışmaları örneğinden de anlıyorsunuz ki, konuya hâkimiyet çok önemli ve bu ne yazık ki kanaat açıklayan çoğumuzda yok.

Sözün burasında başa dönmek istiyorum. Bu dava açıklamaya çalıştığım siyasi sonuçları nedeniyle baştan beri “vesayet korosu” tarafından çok önemsendi. Başta, tümüyle inkârla komplo tezine yaslanıldı. Bu çizgiyi bugün de sürdürenler var. Fakat daha “akıllı” olan takım, ortaya çıkan kimi ses kayıtları, bizzat sanık anlatımları vb. deliller karşısında “bir şeyler olmuş, seminer amacını aşmış ama darbe teşebbüsü çok aşırı bir iddia” manevrasına yeltendiler. Bu açıkça inandırıcılığı arttırmak için girişilen bir yöntemdi. Kuşkulu, sisli bir alan yaratma teşebbüsüydü. Davayı ciddiye alan kesimleri de etkilemeyi hedef alıyordu.

Kısacası hukuk tartışması kılıfı altında yapılan, belirgin bir siyasi manevraydı.

Bu manevrayı, davanın açıklamaya çalıştığım siyasi değeri bakımından ciddiye almayı öneriyorum.

Yargılamada hukukun aşıldığı noktalar olamaz mı? Elbette olabilir. Bunlara göz yummak mı gerekir? Kuşkusuz hayır.

Fakat ortada kapsamlı bir yargılama süreci sonunda üretilmiş bir karar varken “hissiyat” açıklamak için erken bence.

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar