Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Kuşku

  • 6.10.2012 00:00

 Bir süredir zaten içimi kurcalıyordu. Şimdi bu son AKP kongresi tartışmalarıyla birlikte, itiraf etmezsem çatlayacağım bir yere geldim. Hemen söyleyeyim; galiba bende bir “uyum sorunu” var. Vesayetin tasfiyesi tartışmalarının yaşandığı dönemdeki konforumu kaybettim. O dönem, herkes büyük çatışma içinde seçtiği değerler üzerinden açıkça tutumunu belirlemiş, kendinden emin, sert bir tartışmaya tutuşmuştu. Siyasal tavır belirlemenin; kararlı, emin bir düşünce alanında durmanın yadırganacak yanı yoktu.

Şimdi koşullar değişti. Ülkeyi yeni bir güç yönetiyor; yeni bir tecrübeyle karşı karşıyayız. Fakat her türlü sorun karşısında ışık hızıyla oluşan, hakikati temsil ettiğinden kuşku duymayan, kendinden emin dil değişmedi. Düşünüyorum: Gerçek, insanların bu kadar açık gördüğü, ruhunda bütün ağırlığıyla hissettiği; o nedenle de sözünü hiç esirgemediği, orada bir yerde bütün çıplaklığıyla duruyor da, ben mi görecek gözden yoksunum? Hassasiyetlerim mi cılız kalmış? Elbette sezgilerim, kendimce okumalarım var. Bunları da yazıp çizmeye çalışıyorum. Fakat asla o kadar emin olamıyorum. Bazen, arkadaşlarımla oturduğumda yemeğin başında düşündüklerimle, sıra tatlıya geldiğinde düşündüklerim arasında fark oluşuyor. Sonra, onların da bir kısmının o kararlılıklarının bir geceye ait olduğunu, yeni bir gecede yeni bir meselenin üzerine konuşurken aynı kararlılıkla düşüncelerini değiştirebildiklerini görüyorum.

Okuduğum yazarların da çok kararlı olduklarını görüyorum. Arkadaşlarımdan farklı olarak onların kararlı çizgileri bir gecede yer değiştirmiyor. Bir süreklilik var. Hatta tavırları giderek derinleşiyor. İroninin, sertliğin dozu artıyor. Bu pay bırakmayan dile eklenememek; çoğunluk, güçlü olduğundan kuşku duymadığı fikirlerini çatır çatır çatıştırırken, tarafları bazen haklı bazen de haksız bulabilmek bir zayıflık işareti mi? Süreç ne kadar tanımadık olursa olsun, sorunlar ne kadar çetrefillik taşırsa taşısın, memleketin kahvehanelerinde, meyhanelerinde, kürsülerinde, köşelerinde kafası bu kadar net, tavrı açık dev bir nüfus tartışırken benim bu köşede söz almam haddini bilmemek midir?

Markar perşembe günkü yazısında “Türkiye’de garip bir davranış biçimi ve buna münasip bir insan tipi var” diye başlamış, üşenmemiş insanlık hâllerimize çok geniş bir pasaj ayırmış. Kafanız karışıksa sizi de yatıştıracaktır, mutlaka okuyun.

Ben de Markar gibi farkındayım, biz “çelişkileri” çok seven bir toplum değiliz. Netlik arıyoruz. Kolay heyecanlanıyoruz. Duygumuzun sesi, zor meseleler üzerine düşünmekten kurtarıyor bizi. Düşünmeye üşeniyoruz. Eleştiriye bayılıyoruz. Özeleştiriyi zayıflık sayıyoruz. Sabırsızız. Ve hakikaten sağlam muhafazakârız. Tan Oral’ın harika bir karikatürünü hatırlıyorum; öfkeli bir adam övünçle yumruğunu masaya indirirken bağırıyordu: “Bütün dünya değişti ama bir tek ben değişmedim.”

Soğuk, sakin sesleri; “kuru analizleri”, şu var ama bir de bu var diye söze başlayan “mıy mıy kararsızlıkları” sevmeyiz. Çok okunan üçüncü sayfa yazarlarına bir bakın. Kendilerinden en küçük kuşku duymayan hâlleri, hakaretin sınırlarında dolaşan dilleri, kibri eleştirirken bile bas bas bağıran kibirleriyle “gönüllerde taht kurduklarını” reddedebilir misiniz? Twitler’de, Facebook’larda vızır vızır tedavülde değiller mi? Nasıl iç soğutuyorlar? Nasıl da “taşı gediğine koyuyorlar”, bizim üzerine düşünmeye günde bir dakikamızı ayırmadığımız sorunları nasıl “derin” biliyorlar.

Eğer hayatınızda en az bir kere, bütün benliğinizle bağlandığınız fanatizm kulvarında doludizgin koşarken sağlam bir duvara çarpıp nevriniz dönmediyse, oldukça umutsuz bir durumdasınız demektir bu ülkede. Çarpmak da yetmez, bütün ezberleriniz üzerine varoluşsal bir risk alıp kendinizi kuyulara salmadıysanız; bir ezberin yerine başka bir ezbere yapışma tuzağına karşı insanı pekâlâ perişan edebilecek bir “kuşku” zehrini ruhunuza boca etmeyi göze alamadıysanız yine iflah olamayabilirsiniz. Bu kuşkuyu “ben bunları yaptım” iddianıza kadar yaymaktan söz ediyorum. “Hakikaten ben bir kuşkucu muyum” kuşkusuna katlanabilecek kadar rahatsız bir ruhtan yani...

Siyasetçileri anlıyorum. Onlar sonsuza kadar düşünemezler. Hayat onlara kararsız kalmak, dönüp dönüp yeniden sorgulamak için cömert davranmaz. Sorun oradadır ve sizin kararınızı vermenizi bekliyordur. Fakat çok beklemez. Yolunuzu tutturur yürürsünüz. Yürürken yeniden düşünür yeni kararlar verirsiniz.

Gündelik hayhuy peşinde kendi dertleri başlarından aşkın hayatları da anlıyorum. Kolay taraf olmanın, kendisini “duygularına bırakmanın”, ölçmeden sövüp sayarak rahatlamanın, elde hazır ezberlerin tarifsiz konforunu kime fazla göreceksiniz?

İyi ama aydınlara ne oluyor?

Kronik kararsızlığı mı öneriyorum? Düşünce felcine mi davet ediyorum?

Bunu da bilmiyorum.


 “Kuşkuluyum.”


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar