Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Bir ‘halk kahramanı’nı hatırlamak

  • 7.11.2012 00:00

 “Türkiye’de hanımların giyim kuşamlarına, başörtülerine özel yaşamlarında hiç kimse karışmıyor. Ancak burası hiç kimsenin özel yaşam mekânı değildir. Burası devletin en yüce kurumudur. Burada görev yapanlar devletin kurallarına, geleneklerine uymak zorundadırlar. Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz.”

Hatırlayacaksınız. Bu sözler bu günlerde halk kahramanı olarak güvercinler uçurularak heykeli açılan rahmetli Bülent Ecevit’e ait. Halkın oylarıyla seçilen Merve Kavakçı, bir halk kahramanının 44 saniye süren bu konuşmasına eşlik eden öfkeli bağrışlarla kovulmuştu başörtüsüyle girdiği halkın Meclis’inden. Yoksa “devletin en yüce kurumundan” mı demeliyim?

Gerçekten de, 70’lerde adını dağlara taşlara yazdıran popülist bir liderin, devletin otoriter sopasına dönüşünü ilan eden bu konuşma ibretliktir. Sadece, “ötekini” varlığına bir tehdit olarak algılayan derin öfkesi, tahammülsüzlüğüyle değil. Daha önemlisi, “devlet” ve “hak arama” kavramlarına yüklediği anlamlarla ibretliktir.

Türkiye’de devlete yüklenen mistik anlamın bir “halk kahramanı” ağzından toplumun suratına çarpılışıdır. Bu ülkede “devlet” asla varlığını toplumun rızasından alan bir yapı olarak kurgulanmadı. O, sivil olanın ulaşamadığı, biçim vermeye yeltenemeyeceği, ancak itaatle yükümlü olduğu doğa (toplum) üstü bir kimlik oldu. Devletin meşruiyetini sivil olandan aldığı değil, sivil olanın meşruiyetini devletin belirlediği bir dizilişe inandırıldık hepimiz. Felsefe böyle kuruldu. Toplumsal taleplerin ifade edildiği, yarıştığı, çatıştığı siyasal alanın içinde değil, üstünde durdu devlet. Otoritesini başka hiçbir kaynağa ihtiyaç duymadan kendi içinden üretebilen mistik bir varlık, bir tanrı gibi.

Onun için her zaman “devlet adam”lığı, siyaseti aşan bir kutsallığı, tapınası bir erdemi temsil etti sözlüğümüzde.

Sivil hak arayışları, devletin kuralları ve gelenekleriyle çatıştığında tek meşru cevap olabilirdi: Had bildirmek.

İşte “halk kahramanı”nın şimdi onun adına da içimizi sızlatan 44 saniyelik konuşması, belki fakında bile olmadığı bu felsefeyle yüklüydü. Yadırganmadı. Alkış aldı. İçinde hepimizin ruhundan bir parça taşıyordu; belki Kavakçı’dan bile. Bir isyana tam adını koyamamanın, hâkim zihniyeti hakkıyla aşamamanın ezikliğini hepimiz tanırız.

Bu kavramlaştırmanın sivil itaatsizliği bir hak arama yolu olarak tanıması, muhatap alması elbette düşünülemezdi. “Meydan okuma”... Tam Ecevit’in belagat ustalığını taçlandıran bir tanımlama. Ne güzel bulmuş! “Devletin en yüce kurumu ona meydan okunan yer olamaz.” Koca bir tarihsel felsefe bu kadar iyi süzülebilir mi?

Halkın oylarıyla gelebilirsin. Fakat burada devletin borusu öter. Devletin otoritesi sivilin itaatsizliğine haddini bildirmeye muktedirdir. Söylenen budur.

Siyasette, bir hakkın yanında ya da karşısında olabilirsiniz. Bir siyasal yöntemi kabul ya da reddedebilirsiniz. Bu elbette önemlidir. Siyasal alan; zaten hakların, yöntemlerin ayrıştığı, rekabet ettiği ya da uzlaştığı bir toplumsal varoluş hâli değil midir? Fakat daha önemlisi bu alanda yer alan aktörlerin tutumlarını nasıl gerekçelendirdikleridir. Kararlarını meşrulaştırırken dayandıkları felsefedir. Gerekçeler, meşruiyet söylemleri; bize kararların, eylemlerin kendisinden çok daha fazla şey anlatır.

Şiddet eylemlerine karşı olabilirsiniz. Olmalısınız da zaten. Açlık grevlerini de reddedebilirsiniz. Reddetmelisiniz de zaten.  Sizinle ayrı düştüğümüz konular da olabilir. Mesela; anadilde eğitim hakkını tanımayabilirsiniz. Bu sizin siyasal önceliğinizle de ilgili olabilir adalet duygunuzla da. İdamı özlüyor da olabilirsiniz. Bu da sizin çoğunluğu önemsemenizden ya da çağdaş ceza hukukunun hümanist ilkelerine“kısas”çı, “öç”cü anlayışı üstün tutmanızdan, ya da her ikisinden, hatta bilemeyeceğim başkaca nedenlerden olabilir. Bütün bunlar siyasal tutumlardır ve ayrı bir tartışmanın konusudur.

Buradaki tartışma bu siyasal tutumların ardında yatan meşruiyet anlayışıdır. Sizin otoriter mi, demokrat mı olduğunuzu asıl bize anlatacak olan malzeme oradadır. Sizi, sizin gibi olmayanlardan hakkıyla ayırabilmemiz ancak böyle mümkün olabilir.

Daha da ileri gideyim; sizin de kendinizi anlayabilmeniz, latan özelliklerinizi keşfedebilmeniz, derinlerinizi, kuytularınızı gözden geçirebilmeniz, ancak kararlarınızın arkasındaki gerekçelerle yüzleşebilmenizden geçer. Yalnız tanrıların gerekçeye ihtiyacı yoktur.

Meselemi yeterince anlatabildiysem son sözümü de söyleyeyim.

Sözüm Merve Kavakçı’nın 2 Mayıs 1999’da Meclis’ten kovulurken içi sızlayan herkesedir. Bir “halk kahramanının” ağzından dökülen cümlelerle canı yanan herkese...


“Devlet şantaja boyun eğmez”
 size bir şey hatırlatıyor mu?


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar