Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Eskimiş kalıplar verimsiz duygular

  • 22.12.2012 00:00

 Partilerin kimliklerine ilişkin “çözümlemeler” yapmayı, onları tarihsel olarak belirlenmiş kategoriler içine yerleştirmeyi önemseriz. Böylelikle kendi siyasi kimliğimizle o partinin mesafesini tanımlarız. Önemli bir konfordur bu.

Biz farkında olmasak da, kavramlar olgulardan önce gelir bu ilişkilerde. Daha doğrusu, siyasi-kültürel benliğimizle bir siyasi partinin ilişkisi, olgulardan çok kavramlar aracılığıyla meşrulaştırılır. Kavramlar, tekil şahıslar olarak “x” partisini sevmemizi ya da sevmememizi kısa yoldan anlaşılır ve haklı kılmakla kalmazlar, aynı zamanda bizzat kendi algılarımızı yeniden üretmemize de yararlar.

Biz “solcu”yuzdur, “x” partisi “sağcı”; biz “demokratızdır” o parti “otoriter”, biz “ilerici”yizdir o“muhafazakâr”... Bu ikilikler; bariz uzaklıkları, dahası karşıtlıkları meşru kılar. Sadece meşru kılsa neyse. Aynı zamanda bizde; kaba, mekanik, kendini yüzeyde verimsiz biçimde durmadan tekrar eden bir algı evreni yaratır. Gördüğümüz her şeyi ucundan tutup bu ikilik dünyasına yerleştirmeyi alışkanlık ediniriz. Yerleştirilemeyen olguları görmezden gelip önemsizleştirme mekanizmaları üretiriz. Olgular önemlerini, gerçek hayattan değil, bizim zihnimizde bu şemayı ne kadar temsil ettiklerinden almaya başlarlar.

Böyle bir zihinde; hiçbir olgunun “muhaliflik” ya da “yandaşlık” duygularının sarsılmasına yol açacak biçimde “ikili şemayı” zedelemesine izin verilmez. Duygular akla emir verir. Akıl gereğini yerine getirerek “şemayı zorlayan olguyu” uygun yere oturtacak izahı üretir.

Örneğin böyle işleyen bir akıl dünyası, kurduğu şemada “sağ”da duran bir politik aktörün, “sol”cu bir kimlik yüklediği siyaset çizgisinin asla cesaret edemeyeceği dönüştürücülükte bir adım atması karşısında iki tepkiden birisini verir; ya o adımı önemsizleştirir ya da onu sağı güçlendirecek taktik bir manevra olarak tanımlar.

Aslında, hepimiz için psikolojik bir ihtiyaç olarak kendini dayatan “aidiyet duygularının” siyasal alana yansıma mekanizmalarından söz ediyorum. Aidiyet duygusu benliğin bir parçası. Onsuz olmuyor. Her zaman da, ciddi tuzaklarla karşı karşıya bırakıyor bizi.

Bu sıkıcı soyutluktan günümüzün elle tutulur hâllerine gidersek...

Bugün milyonlarca insan, “solcu”“ilerici” ya da “demokrat” oldukları için AKP’yi sevmediğini (çoğu için sevmemek çok yumuşak kaldı farkındayım) düşünüyor.

Fakat öyle zamanlardan geçiyoruz ki, dünün tartışmaları ve algıları içinde şekillenmiş bu kavramlar, artık aidiyet duygularımızı meşrulaştırabilecek güçte değiller.

İçinden geçmekte olduğumuz değişim süreci, bu kavramların yeniden anlamlandırılmasını dayatıyor. “Solculuk” nedir, “muhafazakârlık” nedir, “demokratlık” nedir? AKP neden solcu, demokrat, ilerici değildir? Muhalefet neden solcu, demokrat ve ilericidir? Bu soruların asla, somut olgularla kanıtlanabilecek ikna edici, bütüncül cevaplarını veremeyiz.

Eğer biz, isim koyunca olguyu var kıldığımıza inanan bir nominalizm penceresinden bakmıyorsak hayata; olguların nesnel varlığına ve tarihsel anlam yüklerine dürüst bir saygı içinde yaklaşıyorsak, bu ikiliklerin siyasal konumlarımızı izah etme gücünü kaybettiğini teslim etmemiz gerekir.

AKP’nin politik eylem çizgisine baktığınız ya da söylemine kulak verdiğinizde, bu kavramların hem kendilerinin hem de karşıtlarının birarada bulunduğunu görürsünüz.

AKP, bütün bu tanımlanmış ikilikleri sözünde de eyleminde de temsil edebilen bir aktördür.

O hâlde şu soruyu gerçekten sormak gerekir: Bu karşıtlıkları bünyesinde birarada bulundurabilen bir yapıya nasıl oluyor da böyle derin bir nefret duyulabiliyor?

Bu soru şunu açığa çıkartıyor: Bizim duygularımız o kavram kalıpları içinden izah edilebilecek, akla kavuşturulabilecek duygular değil. Biz; solcu, demokrat ya da ilerici olduğumuz için değil (çünkü hepsi biraz da AKP’de temsili olan kavramlar bunlar) başka nedenlerle kızgınız bu partiye.

Yaptığımız şey ise siyaset falan değil, öfkelenmek...

Öfkelerimizi “bir zamanların” ezberleri içinden gelen siyasal aidiyet kavramlarıyla durmadan yeniden meşrulaştırmak yerine, bu duygularımızın kültürel, ideolojik, psikolojik köklerine doğru bir anlama yolculuğuna ihtiyacımız var bence.

Belki o zaman, manasızca homurdanan anti-politik özneler olmaktan kurtuluruz.

Gerçekten şikâyet ettiğimiz yanlışlık ve eksiklikleri gidermeye katkıda bulunabilecek politik öznelere dönüşürüz.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (2)

  • Ad Soyad Giriniz...
    Ad Soyad Giriniz...
    22.12.2012 07:52

    #ODTÜ nun hatirlattiklar: Gürbüz Öztanlininyazısı bunu ve siyaset Siyaset S.A..digitize şeyin cemaatci öfkeden ibaret olduğunu anlatıyor... Kitlelerin manipüle edilerek; durum yaratıldigi çok işler yapıldı bu ülkede... 2007-09 çıkışlı Internet andici belgelerinde; "şartlar oluşmadı, siyasi ve ekonomik istikrarsızlığı bekleyelim" dendiği ülke burası. Aymazlık bunların farkında olmamak, bir daha olmayacağını sanmak olmalı...

  • Ad Soyad Giriniz...
    Ad Soyad Giriniz...
    22.12.2012 07:52

    #ODTÜ nun hatirlattiklar: Gürbüz Öztanlininyazısı bunu ve siyaset Siyaset S.A..digitize şeyin cemaatci öfkeden ibaret olduğunu anlatıyor... Kitlelerin manipüle edilerek; durum yaratıldigi çok işler yapıldı bu ülkede... 2007-09 çıkışlı Internet andici belgelerinde; "şartlar oluşmadı, siyasi ve ekonomik istikrarsızlığı bekleyelim" dendiği ülke burası. Aymazlık bunların farkında olmamak, bir daha olmayacağını sanmak olmalı...

Resmi İlanlar