Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Sürecin iki yüzü: Söylem ve eylem

  • 19.01.2013 00:00

 AKP yönetiminin iki noktada kafasının net olduğunu düşünüyorum. Birincisi; Kürt savaşının bitirilmesini çok istiyorlar. İkincisi; PKK’nın tasfiyesi stratejisiyle barışa ulaşmanın mümkün olamayacağını görüyorlar.

Erdoğan’ın seçimlerden sonra açtığı tartışmalara, sert ve kutuplaştırıcı dile odaklananlar, AKP’nin bu niyet ve yönelimini yeterince doğru okuyamıyorlar. Ya barış arzusundan kuşku duyuyorlar, ya da niyet iyi de olsa bu siyasetin bizi barışa taşıyamayacağını düşünüyorlar.

Irkçılığa savrulmuş, önceliği “AKP’nin belinin kırılması” olan ulusalcı laikleri kastetmiyorum. O sosyoloji “çözüm süreci”ni endişeyle izleyecek ve sonuna kadar kışkırtıcı dile yüklenecektir. Bahsettiğim bu kuşkucu tutumun adresi, esas olarak kendisini sol, demokrat, laik olarak tanımlayan kesimler. Yani barışı, AKP’nin aşındırılmasından daha önemli bulanlar.

Sanırım bu “kuşku”nun başlıca nedeni, bu kesimlerin siyasi süreçleri değerlendirirken kendi demokratik standartlarını ölçü alıyor olmaları. Yalçın Akdoğan’ın deyimiyle “batılı seçmenleri”sürece katmaya yönelik reel politik söylem bu kesimi şiddetle rahatsız ediyor. Bu çok anlaşılır bir durum. Zira, bu sözünü ettiğim sol, demokrat, laik kesimlerle, AKP’nin desteğini çok önemsediği geniş tabanın (en azından önemli bir kısmı) arasında ciddi bir ideoloji ve duyarlılık farkı var.

Özellikle Erdoğan, batılı seçmen kitlesinin duygu dünyasını kontrol etmeyi fazlasıyla önemsiyor. Erdoğan’ın sorunu şu iki tesbit üzerinden okuduğunu zannediyorum: Türkler barış istiyorlar. Fakat Türkler aynı zamanda PKK’ya karşı çok sert duygular taşıyorlar ve yenilgi (ya da devlet-PKK eşitliği) fikrini hazmedemezler. Erdoğan’ın politikası, gerçekliğine inandığı bu iki duyguya ayarlı gözüküyor. Kürtlerin mağduriyeti, barışın empati gerektirdiği, PKK’nın statü arayışının meşruiyeti gibi kodlar üzerinden düşünen çevrelerde, bu reel politik endişelere ayarlanmış üslup umutsuzluk ve kızgınlık yaratıyor.


Kızgınlığı 
anlamak mümkün. Çünkü herkes hayatı reel politik üzerinden anlamlandırmak zorunda değil. Akıl kadar duygularımızla da varız. Örneğin, Aygün’ün taziyeye gitmesi üzerine söylenen sözleri yakışıksız ve incitici bulabiliriz.

Fakat umutsuzluk için aynı şeyi söyleyemeyiz. Çözüm sürecinde atılan her türlü olumlu adıma bu tür “ters” sözler eşlik edebilir. Biz bir yandan AB heyetinin İmralı ziyaretine tanık olurken, öte yandan sinirimizi hoplatan demeçlerle karşılaşabiliriz. Böylesi çıkışları sürecin ruhuna aykırı bulabiliriz, eleştirebiliriz ve eleştirmeliyiz de... Fakat, buradan AKP’nin barışa niyeti olmadığı, ya da bu politikayla savaşın sona erdirilemeyeceği yargısına varırken kendi “duygusal tuzaklarımızla” da yüzleşmemizde yarar var.

Bu ülkede Batılı liberal anlamda bir siyasetin toplumsal karşılığı güçlü değil. Milliyetçilikle yüklenmiş, savaş acılarının ve propagandasının biçimlendirdiği muhafazakâr kitleleri, Kürtlerin de tatmin olacağı bir barışa ikna etmek gibi gerçek bir sorunla karşı karşıyayız. AKP’nin demokratlığının sınırları bu toplumsal tarihle çiziliyor. Bu toplum ve onun siyasal temsilcileri Batı’dan ithal edilmedi. Bu coğrafyanın malzemesiyle büyük bir sorunu çözmeye çalışıyoruz.

AKP ideolojik geleneği nedeniyle değil, tam tersine o geleneği esneterek, onu dönüştürerek yol alıyor. Politik ihtiyaçları ona dayattığı için barış istiyor. Barış ise Kürt haklarının tanınmasını gerektirdiği için demokratikleşmeye yöneliyor.

Bu süreçte AKP gerçeğini anlamaya davet eden böyle yazıların “peki Kürt gerçeği ne olacak”itirazıyla karşılaştığının farkındayım. “Kürt gerçeği” konusunda AKP’den daha çok Kürt siyasetçilerine rol düştüğü kanısındayım. AKP Türk desteğini arkasına almadan barışı sağlayamaz. Fakat Kürtlerin temel haklarında mesafe sağlanmadan ve legal kanallar Kürt siyasetçilerine tam açılmadan da savaş bitirilemez. Kürt siyasetçilerinin, hükümetin “Türk desteği” üzerine kurduğu“sert söylem” yerine, haklar siyasetine odaklanması gerekir. Kürtler açısından, muhatabın siyasal söyleminden ziyade, elde edilen statünün tatmin edici olması önemlidir.

Birbirinin dünyasına yabancılaşmış, duyarlılıkları çatışan iki kamuoyuyla karşı karşıyayız.

Belli ki dominant kesimde, haklar önden söylem arkadan gelecektir.

Algıların değişmesi, statünün değişmesinden daha yavaş gerçekleşecektir.

Önemli olan barış idealinin ortak olduğuna güvenebilmektir. Bu da sözden çok eylemin içinde test edilebilir.

*


MEDYAYA NOT:
 Kürt cenazelerinin kaldırıldığı günde Birand’ın hayatını kaybetmesi, büyük riyayı yüzümüze çarpan trajik bir olaydı. Onun cesur haberciliğini yere göğe koyamayan medya, Diyarbakır’daki barış buluşmasını elbirliğiyle görmezden geldi. Televizyon kanalları, cenaze töreni yapılırken futbol tartışıyordu. Bu ürkeklik ve kişiliksizliğin topluma hakaret olduğunu düşünüyorum.

Haberse haber; barış ruhuysa ta kendisi.

Neredesiniz?


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar