Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Değişim ve ‘büyük uzlaşma’

  • 20.02.2013 00:00

 “Sorunları uzlaşmayla çözelim.” “Yeni rejimi bütün toplumsal kesimlerin onayı ile kuralım.” Demokratik tınısı çok güçlü bir önerme değil mi? Medeni, onarıcı, barıştırıcı bir davet!

Kılıçdaroğlu Kürt sorununda aylar önce AKP’nin kapısını çalıp kaçtığında, sürece MHP’nin de dâhil edilmesini şart koşarken “uzlaşmacıydı”! Ne kadar gerçekçi, nasıl da iyi niyetliydi! Erdoğan çözüm politikasını inandırıcı bir kararlılıkla kamuoyuna ilan edene kadar kendisinden bir daha haber alınamadı.

Yeni anayasanın AKP-BDP ittifakıyla çıkabileceğinin işaretleri belirince, “konsensüs sağlanmazsa kriz çıkar” şantajı tekrar tedavüle sokuldu.

Diğer yandan, barış sürecinin, darbecileri de kapsayacak bir affı gündeme getirebileceği ihtimali,“büyük barış” tartışmalarını davet etti.

Şimdi sorulan soru şu: Gerçekten değişim sürecinin çatışan tarafları böyle bir barışa hazırlar mı? Başta Kürt sorunu ve anayasa olmak üzere, eski rejimin güçleriyle uzlaşma beklemek gerçekçi mi?


Değişimin neresindeyiz

On yıldır tanık olduğumuz mücadele, bir siyasal sistem üzerinde anlaşmış güçlerin rekabeti değil. Siyasal rejimi kökten değiştiren çok katmanlı bir süreç yaşıyoruz. Bunun kan dökülmeden, zamana yayılarak, kimi sapmalar ve aşırılıklarla birlikte hukuk üzerinden gerçekleşiyor olması bu ülkenin şansıdır. Kürtleri söylemiyorum; onlar çok bedel ödediler. Fakat beyazıyla siyahıyla biz Türkler; rejim değişirken, yanı başımızda cereyan eden “Arap Baharı”nın kanlı kaosundan bizi koruyan tarihimize ağız dolusu şükredelim.

Şimdi yeni bir toplumsal sözleşmenin eşiğindeyiz. Bu anayasanın değişen güçler dengesini yansıtacağı çok açık. Kavgayı kaybeden tarafın “konsensüs” çağrısı, kendisini tarihe gömecek olan bu adımı engellemeye, meşruiyetini tartışılır kılmaya dönük bir manevra. Bir “demokratik uzlaşma”iradesini yansıtmıyor. Sert bir çatışmanın ayak sesleri.

Tersine inanmak için hiçbir inandırıcı nedene sahip değiliz.

Değiliz, çünkü bugün bu çağrıyı çıkartanlar yüz yıllık darbeci gelenekle en küçük bir hesaplaşma belirtisi göstermediler. Tam tersine, bu hesaplaşmaya büyük suç ortaklığı içinde bütün gövdeleriyle direndiler. Darbeciliğin zihinsel temelini oluşturan korku ve nefretin yatışmasını asla istemediler. En“uzlaşır”“hakkaniyetli” pozlar takındıklarında da dilleri hep bu nefret psikolojisine ayarlı kaldı. Kazmanın vurulduğu yerden silah çıkarken, bavul bavul suç belgeleri ortaya saçılmışken, en karanlık isimlerin, ardında kanlı bir tarih olan ordunun meşruiyetine toz kondurmadılar. Değişimin en önemli ayağını oluşturan yargılamaları gayrı meşru ilan etmekten kaçınmadılar. Onları boşa çıkartmak, kamuoyunu bir komploya inandırmak için ellerinden geleni yaptılar.

Biz şimdi on yıl sonra geldiğimiz yerde, değişimi taşıyan güçlere olan nefreti asla körelmemiş, darbeci zihniyetle hesaplaşmamış, siyasal başarıdan umutsuz, öfkeli, hazımsız bir sosyolojiyle baş başayız. Elle tutulur şizofrenik bir ruh aramızda dolaşıyor. Darbecilerin yargılanmasına “onlar darbe yapmayacaktı yalan söylüyorsunuz” diye karşı çıkanlar, “keşke yapabilseler” diyen iç sesleriyle baş etmeye çalışıyorlar.

Kısacası, darbeci geleneğin toplumsal meşruiyeti varlığını sürdürüyor. Yediği ağır darbelere karşın, kaos üretebilme kapasitesinin tükendiğini söyleyebilmemiz için de henüz erken.

Görünen o ki, yüz yıllık bir geleneğin aşılması hiç de kolay değil.

Kuşkusuz değişimi sürükleyen güçler de biliyor bunu.


Kürtlerle barış vesayeti tarihe gömer

Kürt sorununun çözüm sürecinde ortaya çıkan yan etkiler bence kimseyi yanıltmasın.

Ne hasta generalleri ziyaret, ne yarın mecbur kalınacak kapsamlı bir af, “vesayet güçleriyle uzlaşmanın” eşiğinde olduğumuzu gösterir. Güç mücadelesi sürecektir. İnisiyatif ise tartışılmaz biçimde değişimci tarafın elindedir. Kiminle çatışacağına, kiminle uzlaşacağına değişimi taşıyan taraf karar verecektir.

Nitekim bu karar verilmiş gözüküyor. Tarihimizin gerçek “büyük uzlaşması” adım adım örülüyor. Eski rejimin dışarıda bıraktığı iki toplumsal güç barışı konuşuyor.


Kürtlerle barış sadece akan kanı durdurmayacak, aynı zamanda eski rejimin direnen güçlerini de tarihe gömecek.
 Kimi generallerin bu büyük değişimi Silivri’den değil evlerinden izlemesini de yarattıkları sorunun çözülürken onlara sunduğu bir armağan olarak kayda geçebiliriz. Tarihin bu tuhaf şakasından endişelenmek için pek neden yok.

Çünkü onların gördükleri aynı zamanda iktidarlarının döndürülemez çöküşü olacak.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar