Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Muhalefete kimlik ararken

  • 23.02.2013 00:00

 Modern çağın hegemonik medeniyeti olarak Batı, kendisine benzemeyen toplumları da derinden etkiledi. Ürettiği her şey gibi, siyasal düşünceler de onun sınırları içinde kalmadı. “Sol” da, Batı modernleşmesinin yarattığı sınıf mücadelesinin temel kavramlarından.

CHP’nin doğuşunu hepimiz biliyoruz. Onun ideolojisi “sınıfsız imtiyazsız, kaynaşmış bir ulus”inşasına dayanıyordu. Toplumsal rolü modernliği tanımlamak, politik işleviyse toplumu bu yönde dönüştürmekti. Ortada ne işçi sınıfı vardı ne de burjuvazi. Geleneğe bağlı yaşayan, ulus bilinci cılız geniş bir köylü nüfus ile Kafkas-Balkan göçmenlerinin yanısıra ticaret ve türlü yollarla zenginleşmiş kentlilerden oluşan, çok etnisiteli dağınık bir topluluktan “modern” bir ulus yaratılacaktı.

Bu tablo, statünün tanımlayıcısı ve temsilcisi işleviyle CHP’nin, toplumsal hiyerarşide egemen kesimin partisi olduğunu anlatır. Bu paradigmanın, Batı’da “sol”u yaratan paradigmayla benzer bir yanı yoktur.

Kapitalizmin geliştiği, sendikalaşmanın güçlendiği, göçlerin yoğunlaştığı 60’lı ve 70’li yıllarda CHP“sol” kavramına sahip çıkmaya yönelirken böyle bir tarihsel bagaj taşıyordu. Buna rağmen Ecevit dönemi, CHP’nin Batılı anlamda bir sosyal demokrat partiye en fazla yaklaştığı ve orta sınıflardan taşarak emekçi kesimlere ulaştığı dönem oldu. Tabii aynı zamanda kendisini kuran devletle arasının açıldığı…

Süreç 80 darbesine çarptı.


Statükonun savunuculuğuna yolculuk

Darbeyi izleyen 30 yıl boyunca, küreselleşmenin etkileri altında değişime yönelen toplumsal güçlerle devlet arasındaki mücadeleye tanık olduk. Statükonun bu dönemdeki en kayda değer başarılarından birisi, CHP’nin yeniden devletleştirilmesidir. Bunun bedeli ise, bu partinin tamamen kentli orta sınıflara sıkışması ve eşitlik- adalet- refah arayan dışlanmış sınıflarla arasında kapanması mümkün olmayan bir uçurumun oluşmasıdır. CHP, demokrasi ve eşitlik taleplerine orta sınıfların direnişinin temsilcisi olmuştur. Ezilen sınıfların sözcülüğü, kökleri Batı modernleşmesine mesafeli duran siyasal damar tarafından üstlenilmiştir.

Bunu rastlantısal, geçici bir temsil ilişkisi olarak algılayanlar kanımca yanılıyorlar. AKP’nin CHP’den çok daha fazla “sol” bir fonksiyon gördüğünü teslim etme cesareti gösteremiyorlar. Türkiye’de kendisini “sol” olarak niteleyen kimliğin ezilen sınıflarla temsil ilişkisi kurabilmesinin önünde duran tarihsel engelleri görmezden geliyorlar. Siyasal pratiğimizin “sol” kavramına yüklediği anlamı ve bunun dışlanmış sınıflarca algılanışını, “gerilik” ve “yanlış bilinç” olarak niteleme eğiliminin güçlü izleri varlığını sürdürüyor.

Gelir dağılımında, toplumsal statülerde, kimlikler- kültürler arası ayrımcılıkta büyük sorunlar biriktiren uzun bir tarih boyunca, kendisini “sol” olarak niteleyen siyasal pratiğin hiçbir ciddi iktidar çoğunluğu yakalayamamış olması açıklanmaya muhtaçtır. Bunu, onun üzerindeki devlet baskısına bağlamak kolaycılıktır. Bu kolaycılığın maliyeti ise, “muhalif siyasetin nasıl bir kimlikte kurulması gerekir” sorusuna yanlış yerde cevap aramak olacaktır.

Bugün yanılanlar sadece, ihtiyaç duyulan iktidar alternatifinin CHP’den çıkabileceğini umanlar değil. Aynı zamanda, geniş kitlelere ulaşabilecek bir muhalefet hareketi için “sol” kimliğin çağırma gücü olduğunu varsayanlar da gerçekçi değil kanımca. “Sol”un bu coğrafyada izlediği tarihsel serüven ve bugün gelip yerleştiği yer buna müsait değil.


“Sol”un mirası üzerine muhalefet olur mu

Bu konular üzerine en cesur eleştirileri yapanların başında Halil Berktay geliyor. Taraf’a verdiği son mülakatta onun da “sol” kavramını, Türkiye pratiği içinde yüklendiği anlamı önemsemeyerek“muhalefet kurucu bir kimlik” olarak tanımladığını görüyoruz. Sözleri, “sol” kavramını Batı tarihi içinde aldığı “soyut” anlamı içinden düşünmekte sakınca bulmadığı izlenimi veriyor.

Berktay, radikal demokratik bir eleştiri çizgisi üzerinde yükselecek yeni bir siyasetin bileşenlerini tarif ederken kanımca çok doğru kesimlere işaret ediyor: Kürt demokratları, eleştirel Türk aydınları ve İslamcı demokratlar. Fakat her nedense böyle bir buluşmanın tarihsel “sol” kimliği aşan özgün bir sentezi ifade etmek zorunda olup olmadığını tartışmıyor. İktidar alternatifi olabilecek yeni demokratik bir siyasetin muhafazakâr kesimlerde yankı bulmasının önemine değinmiyor. İslamcı demokratları önemsiyor, fakat onların “sol-sağ” kimlik tanımlarıyla kurduğu ilişki üzerine soru sormuyor.

Kanımca “ileri demokrasi” talebi çerçevesinde bir muhalif sese ihtiyaç olduğu ne kadar doğruysa; bunun “sol” kimlikle ilişkilendirilerek inşa edilebileceği önermesi de o kadar sorunludur.


Sol-sağ
 ayrımı yeni bir muhalefet anlayışını tanımlamaya elverişli değil kanımca.

Yeni buluşmalar için yeni kavramlara ihtiyacımız var.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar