Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Sürecin yumuşak karnı

  • 13.03.2013 00:00

 Geçtiğimiz hafta, Erdoğan’ın kendisini iktidar yapan çoğunluk üzerinde sağladığı büyük güvenin Kürt sorunun çözümünde ona nasıl bir avantaj sağladığını tartışmaya çalışmıştım. Bu kuşkusuz, geniş kitlelerin Başbakan’ın avucunun içinde olduğu anlamına gelmez. İktidara yeterli bir çoğunluğun algısı üzerinde sınırsız bir tekel oluşturmak mümkün değildir. Bu algı dinamiktir; süreçlere ve değişik aktörlerin etkisine derece derece maruz kalır.

AKP’nin de bunun farkında olmadığını düşünmek saflık olur.

Ancak bir yandan aşırı özgüven, öte yandan farklı siyasal hedeflerin birarada gözetilmesine duyulan ihtiyaç, anlaşılması zor sorunlar yaratıyor.

Kanımca barış süreciyle başkanlık tartışmasının eş zamanlı olarak gündeme gelmesi böyle bir soruna karşılık geliyor. Kürtleri tatmin edebilecek formüllerin anayasada yer alması konusu yeterince bir gerilim vadediyor olsa da toplum bunu kabule uzak değil. Ancak, başkanlık sistemini (hem de AKP’nin öngördüğü, denetimsiz bir güç yoğunlaşmasını ifade eden şekliyle) bu sürece monte etmeye çalışmak kolay anlaşılır bir şey değil.


Barışı destekleyenler başkanlığı da destekler mi

Önerilen biçimiyle başkanlık rejiminin demokratikleşme beklentileriyle ilişkisinin olmaması bir yana, bunu fiilen sağlamak da imkânsız kanımca. Ben, bugünkü siyasal dengelerde AKP’nin barış sürecini, sadece Kürtlerle uzlaşarak taşıyabileceğine inananlardanım. Fakat bu bile sonucundan o kadar emin olamayacağımız güçlükler barındırıyor. İşin içine AKP tipi başkanlık rejimi inşa etmek girince, bunun sağlanmasının imkânsız olmakla kalmadığını, süreci de tehdit ettiğini düşünüyorum. Parlamentoda,“Tek adam” anayasasını referanduma taşıyabilecek çoğunluğun bulunamayacağı kanısındayım.

Bu hâliyle başkanlık projesinin, süreci tıkamaya çalışanların elini güçlendirdiğini kabul etmek gerekir. Ondan da önemlisi, başarının zorunlu koşulu olan “muhafazakâr blok”taki (zaten pek gönüllü olmayan) uyumu da sarsmaya aday olmasıdır. Zira, yargı ve yasama üzerinde doğrudan hâkimiyet öngören “tek adam” statüsünün muhafazakâr güçler arasındaki dengeleri de kalıcı biçimde bozacağı açıktır. Erdoğan’ı krallara layık yetkilerle donanmış “Başkan Babamız” olarak görmeyi arzulayabilecek hatırı sayılır bir nüfus olduğunun farkındayım. Ancak, bu nüfusun bile “kendisini başkan yapabilmek için Öcalan’la uzlaşıyor” saldırısı karşısında ne kadar fire vereceğini bilmiyoruz.

Öte yandan, önceliği demokrasi olan ve hükümetin çözüm iradesini içtenlikle destekleyen kesimlerden de bu projeye direnç geleceği kesindir.

Üstelik bu nedenle doğacak bir başarısızlığın doğrudan Erdoğan’a yönelik ağır maliyetleri olur. Başka nedenlerle (örneğin PKK’nın zorluk çıkartmasıyla) oluşacak tıkanmaya benzemez.

Ben bunları Başbakan’ın görmediğine inanmıyorum.

Peki, bu yaşadığımız durumu nasıl izah edeceğiz?


Gerçekçi olmak

Sanırım daha önce oluşturulmuş bir başkanlık projesiyle, çözümün Öcalan faktörüyle umulmadık hızla gündeme girmiş olmasının yarattığı bir şaşkınlık ve kararsızlık var. Erdoğan ekibi yeni bir durumla karşı karşıya ve bocalıyor.

Belki, “barış getiren lider” olmanın kendisine sağlayacağı avantajlara güveniyor. Barışı sağlarsam başkanlık hedefinde de muhalefeti aşarım diye düşünüyor. Ya da sürecin kazaya uğraması durumunda doğacak risklere karşı güçlü başkanlık seçeneğini elinde tutmak istiyor. En azından PKK’nın sınır dışına çıktığını görmeden son sözünü söylemek istemiyor. O günün dengeleri içinde karar vermeyi daha uygun buluyor.

AKP kurmaylarının ne düşündüğünü, öngörülerini çözümleyecek konumda değiliz. Tahminler üzerine fazla konuşmak da çok anlamlı değil. Ancak, çözüm sürecinin hiç uzak olmayan bir adımında anayasa konusunun gündemin merkezine yerleşeceğini biliyoruz. Zaten Başbakan da mart sonuna kadar anayasa çalışmalarının tamamlanmaması durumunda kendi önerilerini parlamentoya getireceklerini açıkladı.

Umalım ki, hükümet gerçekçiliği elden bırakmasın.

Toplumun karşısına; ya etkin bir parlamenter sistem, ya da güçlü denetim ve denge kurumlarıyla sınırlandırılmış bir başkanlık önerisiyle gelsin.

Yoksa, önerilen sistem zaten yeterince ürkütücü.

Bir de bunu barış sürecine sokarak başarısızlık korkusu yaratmaya gerek yok.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar