Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Sizinle anlaşamayız

  • 28.04.2013 00:00

 Gerçekten olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Kürt savaşının sona erdirilmesinin önemi üzerine ne söylesek zayıf kalır duygusu sizi de heyecanlandırmıyor mu?

Bu topraklara yapışıp kalmış bu büyük lanet, bütün gelecek kuşakların da acılı kaderi olacak kaygısı neredeyse hepimizi kuşatmıştı. Çaresizdik. Kürt ve Türk gençlerini kırıp geçiren bu dipsiz şiddet, kendi kendisini büyüten kötücül bir tanrı gibi hayatlarımıza el koymuştu. Kan, acıyı ve nefreti çağırıyordu. Nefret, daha çok kan istiyordu. Otuz yıl böyle geçti.

Şimdi bu büyük kâbustan uyanıyoruz. İnanmakta zorlanıyoruz. Şaşkınız.

Kimilerini omuzlarından tutup hakikaten uzun uzun sarsmak istiyor insan; “kardeşim kendine gel, dön şu olanlara bir bak”...

“Bırak şoka girmiş insanlar gibi aynı ezberleri tekrar tekrar homurdanmayı”... “Sana her gün gazeteni ekmeğini getiren kapıcının bıyığı yeni terlemiş oğlunu kurtarmıyor bu ülke sadece, bu coğrafyada kimsenin kolay başaramadığı büyük bir insanlık adımı atıyor. Oluk oluk kan akan bu bölgenin aslında otuz da değil yüz yıldır çatışan toplumları, silahı susturmaya karar veriyor”... “Farkında mısın”... Hakikaten bas bas bağırmak istiyor kimi kulaklara bunları insan...

Bütün varoluşlarını “İslamcı nefreti”ne teslim etmiş olanların cinnetini anlıyorum.

Öfkeli lümpenlerin sırtından kariyer hesabı yapan hamaset erbabının “vurmaya ve ölmeye”çıkarttıkları tiksindirici çağrıları da hiç yadırgamıyorum.

Bu pespaye “panik cephesi”ni hangimiz beklemiyorduk ki? Neresi sürpriz?


“Yetmez”i duyduk, “evet” nerede

Fakat, gerçekten anlayamadıklarım var.

7 Şubat krizinden tanıdıklarımızı kastetmiyorum.

O ayrı bir tartışma konusu.

Benim için asıl ilginç olanlar medeni bir ülkede yaşamak istediklerini söyleyenler. Zulme karşı bir tek kendi kalemi kalsa susmayacak olanlar. Demokrasi için bütün bedelleri göze alanlar. İlkeleri vicdanları uğruna hayatlarını ortaya koyanlar... Kendilerini böyle bildiklerimiz.

Buralardan gelen “tuhaf” sesler çok şaşırtıyor beni.

Barışa odaklananları otoriterizmin tuzağına düşmüş gibi gören bir hâlleri var. Saplantılı biçimde, önemli olanın demokrasi olduğunu, bu gerçekleşmeden siyasetin şiddetten arındırılamayacağını tekrarlıyorlar. Sözlerinin terazisi giderek barışın bir aldatmaca olduğu iddiasına doğru bükülüyor.“Demokrasi olmadan barış olmaz” vurgusu, bir demokrasi talebi olmaktan daha çok, barışın önemsiz olduğu mesajına evriliyor. Neredeyse, “barış politikalarının desteklenmesi otoriterleşmeye hizmet ediyor” demeye getiriyorlar. “Aldatıldığımızı” söyler gibiler. PKK ile masaya oturmanın en kötü seçim olduğunu açıkça yazabildiler. Bizi destek olmaya değil muhalefet etmeye çağırıyorlar.

Şu basit sorunun üstünden nasıl kolaylıkla atlayabildiklerini anlamak imkânsız: Demokratikleşme çabaları için, silahların sustuğu bir Türkiye mi daha elverişlidir, yoksa kan ve nefretin hüküm sürdüğü bir Türkiye mi?

Evet, barış, savaşı yaratan temel koşullar değişmeden derinleşemez. Peki, savaşı yaratan koşulları daha fazla savaşarak mı değiştireceğiz?

Barış, demokrasiyi kendiliğinden getirmez; doğru. Peki, gerçekten otoriterleşmeye savaştan daha çok mu hizmet eder?

Referandum günlerinde “yetmez ama evet” diyenlerin bir kısmı nasıl oluyor da silahlar susarken“yetmez ama evet” vurgusundan bu kadar uzağa düşebiliyorlar. Neden güçlü bir “evet” sesinin yerini, altı kalın kalın çizilen bir “yetmez” aldı? “Evet” demeye dili varmayan bir “yetmez”cilik; hatta, açık söyleyelim “hayır”ı ima eden “bu usullerle barış olmaz”cılık... Bir de bunun “Don Quijote”lik olarak yüceltilişi... Bu ses, nasıl oldu da kendisini kanın durmasını önemsizleştirmeye adadı?

Yıldıray Oğur ne zaman eline kalemi aldıysa “barışmak için İsviçre olmayı mı bekleyeceğiz”diye sordu. Nedir cevabınız, ben duyamadım.

Önce Kürt örgütü milliyetçiliği bırakacak. Hem de kıran kırana bir savaş sürerken. Dağlardan çocuklarının cesetleri paramparça inerken...

Ardından Türkler İsviçre demokrasisine razı olacaklar. Hem de yoksul kasabalara düzinelerce asker cenazesi gelirken...

Sonra barış olacak.

Gerisi dolduruşa gelmektir. Otoriterleşmenin tuzağına düşmektir. Barış illüzyonuna kurban gitmektir. Öyle mi?

Gerçekten böyle mi düşünüyorsunuz?

Açık söyleyeyim anlaşamayız.

Biz önce barış diyoruz. Kan durursa milliyetçiliklerle de, otoriterleşmeyle de daha kolay baş edebiliriz. Bu kadar basit.

Bilmem anlatabildim mi?


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar