Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Hakkıyla tartışılamayan hayalet: Cemaat

  • 8.12.2013 00:00

 Saygı duyduğum birçok liberal kalem gibi , “devlet sivil sektöre abanıp yasaklar koymasın” cümlesini yazıp geçebiliriz. Bitmeyen eğitim krizinin sonucundan başka bir şey olmayan dershaneler için bence söylenecek doğru söz budur.

Fakat çok açık ki sorun dershanelerin geleceğiyle sınırlı değil.

Tartışmanın daha önemli bir yüzü var.

Ülkeyi kim yönetecek?

Siyasal olan, toplumsal denetime tabidir. Çağdaş demokrasilerin sayısız zaafı tartışılıyor. Temsilin gerçekliğini, yönetimin şeffaflığını ve hukukiliğini kırılmaya uğratan; kamuoyu denetimini sınırlayan ne varsa masaya yatırılıyor.

Hepimiz biliyoruz; bizim coğrafyamızın tecrübesi farklı. Topluma hükmeden güç, temsil ve denetim içinde oluşmadı.  Bunun sancısını yaşıyoruz. Kavga kıyamet siyaseti genişletmeyi, kurumlarını güçlendirmeyi tartışıyoruz. Sivil ya da devlet; her türlü şiddeti hayatımızdan çıkartmaya, hukuku güçlü kılmaya gayret ediyoruz. Yönetimin temeline toplumsal rızayı yerleştirmenin peşindeyiz.

Bu tartışmada Cemaati nereye oturtacağız? Kanımca can alıcı soru bu.

Cemaat kendisinin iddia ettiği gibi bir sivil toplum oluşumu mu, yoksa stratejisiyle, örgütsel yönelimiyle, yönetme iddiaları taşıyan siyasal bir kurum mu?

Bir aralar, solun kendini “feda edilmişlik” içinden sunan romantizmiyle,  Cemaatin “hizmet” mottosunu çok benzetirdim. Bu tür “erdemli adanmışlık” diskurlarının, grup içi ve dışına dönük ikili işlevi var kanımca. Bir yandan,  bireyin “kendini yüceltme”, sıradan hayattan uzaklaşarak “üstünleşme” ihtiyacına kuvvetli bir cevap veriyor. Diğer yandan toplumun, kadim “kurban” imajinasyonuyla ilgili vicdani manevi değerlerini yakalamayı umuyor. En yüksek değerler için kurban verilmiş hayatlar hepimizde saygınlık, dahası hayranlık yaratır… Yanlış anlaşılmasın: Bu tür söylemlerin cetvelle ölçülmüş hesapçı bir kurnazlık olduğunu iddia ediyor değilim. İnsan zihninin kendi doğallığı içinde neredeyse otomatik ürettiği tasavvurlar bence bunlar.

Evet; sol ve Cemaat; ikisi de aynı “adanmışlık”  rolü üzerinden hem kendilerini sevip, hem de iktidar talep ediyor görünürlerdi bana. Milliyetçilikte ise “kurban”ın adandığı özne, yerine göre“millet” yerine göre “devlet” oluyordu. Her biri iktidar istiyorlardı; ama kendileri için değil. Kısaca;  biz sıradanların iyiliği, mutluluğu için diyelim.

Sonra, bu analojide bir dikkatsizlik olduğunu fark ettim. Hayır, aynı şey değildi. Millet, devlet, işçi sınıfı, her neyse; bu yollara düşenler açıkça siyasi iddialar taşıyorlardı. Yönetmek istediklerini gizlemiyorlardı. Bizi kendilerine çağırıyorlardı. Bu oyun, modern siyasetin bir parçasıydı. Ne olursa olsun göz önünde cereyan ediyordu ve aktörlerin niyeti açıktı.

Fakat Cemaat farklıydı. Onun yönetme iddiası açıkça ilan edilmiş değildi. Sanırım asıl seslenme gücünü de buradan alıyordu.  İşte benim analojim de tam burada çuvallıyordu.

Evet, Fethullah Gülen farklı. Onun aşırı vurgulu bir siyaset dışı/üstü olma iddiası var. Bir tarafta “hizmete” adanmış,  güç istemini zehirli bulan, dünya nimetlerini tereddütsüz itmiş güçlü bir maneviyat, diğer tarafta hırslı reel siyasetçilerin, gözü kara, sınır tanımaz dünyeviliği… Bütün dil bu dikotomi üzerine kurulmuş.

İnsanları yüksek değerlerle buluşturma iddiası ve siyasetin söylem düzeyinde reddi, Cemaat’i sisli bir mesafeye taşıyor. İzlenebilir, tartışılabilir, eleştirilebilir olmasını zorlaştırıyor.

Bu söylemi esas aldığınız zaman Cemaat’i içine yerleştireceğiniz alan sivil toplum olmalıdır.

Fakat bir yapıyı anlamlandırmaya çalışırken kendi sözcülerinin tanımlarıyla yetinemeyiz. Onun pratiğine, eylemlilik alanındaki davranışlarına bakarız. Esas olan da budur zaten, söz değil.

Olgular, bize Cemaatin siyasal iktidar hedefine kayıtsız kaldığını anlatmıyor.

Cemaat kendisini “hizmet”le sınırlandırmış bir yapı değil. Anayasal düzen, Kürt sorunu, Orta Doğu’da üstlenilecek roller, Batı’yla ilişkiler gibi majör başlıklarda politika önerilerine sahip. Bu özellikleriyle sivil toplumdan çok siyasal bir parti karakterine yakın duruyor. İslami değerler üzerinde yükselen ağdalı bir ideolojik dil kullanıyor ve dayandığı sosyolojiyi genişletmek için özgün araçlar işletiyor. “Hizmet”,  bu genişleme ve devlet gücünü kullanma yolunda etkin bir işlev görüyor.

Güvenlik ve yargı bürokrasisindeki güç dağılımı bir sır değil. Ve bu güç hükümet politikalarını etkilemek için açıkça kullanıldı.

İnanç örgütlenmelerine karşı mıyız, siyaset yapmak cemaatlere yasaklanabilir mi, bir inanç topluluğuna bağlı olmak bürokrat olmaya engel mi?…

Bu soruların hepsine benim cevabım, elbette kuvvetli bir “hayır”dır.

Fakat giderek, ilkesel gibi gözüken bu tür soruların, konunun merkezinde yatan temel problemi gözden saklamak amaçlı kullanıldığını düşünmeye başladım.  Çünkü bu sorular bizim dikkatimizi  “demokrasilerde yönetimin meşruiyetinin altında ne vardır”, “toplumsal rızayı kim temsil eder”, “hukuka uygunluğun, şeffaflığın, hesap sorulabilirliğin önemi nedir, nasıl sağlanır” tartışması üzerinde toplamıyor.  Oysa tanık olduğumuz çatışmanın merkezinde yatan asıl ilkesel tartışma budur.

Cemaatin işlevini ve yöntemlerini demokrasi açısından değerlendirirken başvuracağımız ölçütler bunlardır. Ne hizmet, ne inanç, ne de amaçlarının ulviyeti…

http://serbestiyet.com/hakkiyla-tartisilamayan-hayalet-cemaat/

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar