Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Doğu Batı çatışması ve derin devlet

  • 28.12.2013 00:00

 Çocuk değiliz. Ahmak da değiliz. Her şey gözümüzün önünde oluyor. Derin devlet açıkça saldırıya geçti.

Bunu söylemek neden hırsızlığı onaylamak olsun? “Yolsuzluk olmamıştır”… Kim diyebilir?

Peki, konu yolsuzluk olunca, siyasi okumayı çöpe mi atacağız? “Yetim hakkı” bizi ilgilendiriyor da, burnumuzun dibinde yapılmaya çalışılan “darbe” ilgilendirmiyor mu? Nedir bu “Kim ne yapmaya çalışıyor?” sorusunu masadan kaçırma telaşı?

Komplonun belgesini soran mı istersin, “saf”lığa sığınan mı? Paranoyaymış, yalanmış, kanıtsızmış…

Nasıl kolay çıktı görme menzilinizden derin devlet?

Oslo tutanaklarını dalgın bir bürokrat takside unutmuş olabilir! Fransa’da Kürt kadınları öldürenin beyninde ur varmış, ne yaptığının farkında değildir belki!

Ahmet Şık, Nedim Şener, Hanefi Avcı… İlk Kürt açılımının dumanı tüterken gözümüze sokulan kelepçeli KCK’lılar…7 Şubat… Balbay bırakılırken Kürt milletvekillerinin içeride tutulması… Bunların hepsi, görevine bağlı, temiz bürokratların politika dışı tasarrufları.

Cemaat, yargı ve emniyet bürokrasisinde çok etkin. Fakat mensupları asla işleriyle bağlılıklarını birbirine karıştırmazlar. O örgüt de siyasi güçle ilgilenmez. Okul açar, hayır işi yapar. Dershane kavgası da bu yüzden patladı zaten; “hayır” düşkünlüğünden.

Bunlara inanıyorsunuz öyle mi? Bunlara inandığınıza inanmamızı bekliyorsunuz!

Darbeye işaret eden her sesi, paranoyaklıkla, hırsızlığı gözlerden kaçırma niyeti taşımakla suçlarken, asla dürüst değilsiniz. Yolsuzluklara karşı “soylu duruş” maskeniz, siyasi nefretinizi gizlemeye yetmiyor. Yakın tarihin akçalı işlerde gördüğü en aile boyu talan yaşanırken Özal’ın kanatlarının altındaki fotoğraflarınızdan da hatırlıyoruz sizi. Darbeyi görünmez kılma çabanız da sizin ayakkabı kutularınız.

Fakat bu tutumlar sadece yalın bir Erdoğan nefretinden mi kaynaklanıyor? Ya da bu nefret sadece kişisel mi?

Doğrusu önceleri böyle düşünüyordum.

Resim şimdi değişiyor. Derin devlete dönelim…

Türkiye’de derin devlet hiçbir zaman Batı’dan bağımsız olmadı

Bu ülkede her zaman derin devlet oldu. Ve bu yapı hiçbir zaman Batı’nın küresel güç odaklarından bağımsız olmadı. NATO, Soğuk Savaş yılları ve ardından yeni Ortadoğu dengeleri. Türkiye, Batı’nın hiçbir tarihte ilgi alanı dışında kalmadı. Darbe prodüksiyonlarını “bizim çocuklar” tek başına kotarmadı. Bu ülkeyi denetlerken Batı’nın temel enstrümanı sivil siyasetten daha çok derin devlet olageldi.

Bizim büyük yanılgımız, askeri vesayetin tasfiye edilmesinde rol alan derin devlet aktörlerinin “doğulu” İslami lügat içinden konuşuyor olmalarıdır. Bu, onların askeri vesayeti tasfiye ederken üstlendikleri işlevi değersizleştirmez. Yanılgımız burada değil. Yanılgımız, İslami kimliğin küresel güçlerden bağımsız olmaya yeteceğini zannetmemizde. Yıllarca büyük bir dikkatle biriktirilmiş devlet gücü, eski vesayet aktörlerini tasfiye ederken bunu Batı’ya rağmen, ona meydan okuyarak yapmadı. Tersine desteğini sağladı. Ve vekâleti devir aldı. İslami bir coğrafyada Batı’yla barışık denetimli bir İslami siyasi güç yaratmak Batı’nın zeki bir manevrasıydı.

Nitekim denetimli İslam rolü sınırları içinde yürünürken AKP ve Cemaat ittifak halindeydi. Derin devlet, meşru hükümet kavgası Erdoğan’ın Batı’yla karşı karşıya gelmesiyle başladı. Dershanelere gelene kadar bin tane büyük işaret gözlerimizin önünden aktı durdu. Mavi Marmara, en kör olanlarımıza bile yeterince güçlü ışık tuttu.

Dünyanın neresinde Müslüman varsa orada okullar açan, vakıflar kuran, şirketleri olan ve Pennsylvania’dan yönetilen bir cemaat. Dindarlık üzerinden ulaşılan geniş küresel bir sosyoloji.  Türkiye’nin yargısında, Emniyet’inde sabırla biriktirilmiş bir güç. MİT’i açık biçimde talep eden bir “hayırseverlik” faaliyeti… Resim yeterince berrak değil mi aslında…

“Van minüt”, Mavi Marmara, Mısır, Suriye, Şangay derken yeni bir yere gelindi. Asya’dan Afrika’ya, Balkanlar’dan Ortadoğu’ya sokaklarda Erdoğan posterleri dolaşırken küresel güçler belli ki onun Başbakanlık’taki resmini indirmeye soyundular.

Biz şimdi “dindar kardeşlerin”  arasına giren “fitne”yi konuşurken aslında yeni bir Batı-Doğu çatışmasını yaşıyoruz.

Onun için, ilk “haddini bil” sözleri, “Ortadoğu’da oyun böyle oynanmaz” çıkışları içimizdeki Batı’cı kalemlerden geldi. Bilmem kaçıncı katlardaki seslere kulağı delik olanlar dümeni kırdı. Asla organik bir bağ kastetmiyorum. Siyasi sezgi diyelim. Buna ideolojik bağlılığı da ekleyelim.

Kavga budur. Derin devlet şaşmaz biçimde yine Batı’nın yanındaki yerini almıştır.

Meşru siyasete had bildirme operasyonu başlamıştır.

Benim düşünceme gelince… Erdoğan’ın riskli politikalarına mecbur muyduk bilmiyorum. Ortadoğu’da güç arayışlarında realist miydik? İsrail’le restleşerek Arap sokağında gönülleri fethetmek… Müslüman Kardeşler’le, Hamas’la ittifaklara yönelip “oyun kuruculuk” uğruna küresel güçlere mesafe koymak… Daha kişilikli, daha özerk, daha güçlü bir ülke olmanın ince ayarları buralardan mı geçiyordu? Gerçekten zor sorular bunlar.

Fakat son sözüm şudur: Bütün bunlar meşru siyasetin tartışma alanına girer. Şeffaf, legal, etkin bir ikna mücadelesinin konularıdır. Derin devlet darbesinin değil.

Yeraltı oyunlarıyla gideceğimiz yer üçüncü dünyadır.

Önce Kürt savaşını bulursunuz kucağınızda. Denetimsiz, illegal devlet şiddeti dayanır kapınıza. Kaosun kıyısına gelir dayanırsınız. O zaman sorarsınız, yolsuzluk“patlamışken” neden “aman Meclis’e sahip çıkın” dediğimizi.

Derin devlet eliyle hükümet devirmek demokrasiye götürmez bizi.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar