Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Mehmet Altan: Bir aydının ürkütücü yolculuğu

  • 27.11.2014 00:00

 Aylardır politik aktüalitenin dışında yaşıyorum. Doğrusu bana iyi geldiğini de söylemeliyim bu durumun.

Şimdi kış geldi. Köpeğim “Kırık”la uzun park yürüyüşleri; evde okuma, film izleme; kimi akşamlar eş dostla yeme içme sohbet… Bir de, zaman zaman yazarların günlük köşelerine uğrama ve gözleri bahçenin ufkuna dikip düşünme günleri.

“İşte bugün de öyle sıradan bir gün” derken, fareyi götürüp Mehmet Altan’ın resminin üstüne tıkladım. Hayal kırıklıklarımdan yorulup takip etmeyi bıraktığım birkaç yazardan birisi Mehmet Altan. Başlık : “Ortadoğu’nun yeni modeli: Kürtler”… Takip etmiyorum ama başlıktaki keskin kokuyu alamayacak kadar da körelmemişim demek ki…

Son söyleyeceğimi hemen söyleyeyim. Ben cinnetin buralara geldiğini bilmiyordum.

Okudukça şaşırdım, acıdım, kızdım; içim karıştı…  Sonra,  bahçenin köşesindeki ıhlamur ağacına boş boş bakarken yakaladım kendimi.

Özet mi? Tek pasaja indirebilirim yazıyı: “Ey Kürtler; Kobani’yle birlikte, Batı’nın Ortadoğu’da aradığı model toplum olarak tam desteğini kazanabileceğiniz, bağımsız devletleşmeyi başarabileceğiniz olağanüstü bir tarihsel fırsat yakaladınız. Şimdi AKP ile dar bakışlı yerel bir barış yapmanın değil, çok daha geniş ve büyük düşünüp, hayranlık yarattığınız Batı’nın desteği ile bağımsız devlet için savaşmanın zamanı.”

Evet, yazı; basit, perdesiz, maskesiz, çıplak bir savaş çığlığı

Türkiye’de küçük yerel hedefler uğruna “dinci faşizmin” gölgesini üzerinize düşürmesine izin vermeyin. Görmüyor musunuz kadın gerillalarınızla, yarattığınız eşitlikçi seküler sosyolojiyle ve IŞİD’e meydan okuyan kahramanlığınızla Batı’nın hayranlığını kazandınız. Oysa AKP size karşı IŞİD’i destekledi. Dinci otoriter rejimiyle Türkiye, Ortadoğu’da Batı’nın benimseyebileceği model olmaktan çıktı. Tarih bu kapıyı sizin önünüze açtı. Batı’nın gözünde işi bitmiş bir AKP hükümetiyle küçük pazarlıklara girip barışmak mı, yoksa Ortadoğu’nun yıldızı parlayan model toplumu olarak ayağınıza kadar gelmiş bağımsız Kürt devletini kurup küresel güç olmak mı? Seçim sizin…

Yazar işte böyle sesleniyor Kürt dünyasına.

AKP nefretinin bazı çevrelerdeki etkisi meçhul değil elbette. Barış sürecinin yarattığı rahatsızlığın farkındayız. Kürt hareketini hükümeti devirmeci çizgiye çekmek için her fırsatın üstüne atlandığını görüyoruz.

Fakat yine de bu yazı beni gerçekten ürküttü. Nefret, akıl ve vicdanı paramparça etmiş sanki. Ne gerçeklik algısı, ne en küçük bir sorumluluk duygusu… Frenler tamamen boşalmış.

Çok değil; birkaç yıl öncesine kadar derin sempati beslediğim, aynı dünyanın içinde olduğumuzu düşündüğüm, güvendiğim bir entelektüeli artık ürpererek okuyorum. Çok hüzünlü.

Tabii bu yazı da durup dururken zembille inmiyor ortaya.

Kürt hareketinde karşılığı var bu görüşlerin. Ortadoğu labirentinde kimin eli kimin cebinde çözmek kolay değil. İrili ufaklı birçok aktörün Kürt hareketiyle köprüler kurduğunu, siyaset empoze etmeye çalıştığını tahmin edebiliriz. Öcalan barış politikasını sürdürmeye kararlı olmakla ve ağırlığını korumakla birlikte, farklı seslerin yankıları da duyuluyor. 6-7 Ekim provokasyonunu küçümsemeye imkân var mı? Tuğluk’un malum yazısının izleri sürülse ne çıkacak karşımıza biliyor muyuz?

Mehmet Altan da Kürt siyasetinde gözlenen bu çatlağın, bocalamalı gidişin farkında olduğunu gizlemiyor aslında. Tam tersine, teklifsizce konuya müdahil oluyor. Tarafları isim isim sayarak “yereller”- “enternasyonalistler” olarak sınıflandırıyor. Mehmet Altan’a göre “enternasyonalistler”, AKP ile uzlaşarak değil, onun bileğini bükerek Türkiye’nin Ortadoğu’da üstlenmek istediği rolü Kürtlerin kapabilmesinin mümkün olduğunu düşünen kesimi oluşturuyor. Bu cephede Demirtaş, Aysel Tuğluk ve Kandil kadrosu var. “Yereller” ise fırsatın farkında değiller, barış ve sürece vurgu yapıp AKP’yle yola devam etmek eğilimindeler. İmralı’ya gidenler de bu cepheyi oluşturuyorlar.

Kürt siyaseti nereye doğru evrilir, tartışmalar derinleşir mi, Öcalan domine etmekte zorlanır mı? Bu kadar dinamiğin cirit attığı, dengelerin durmadan değiştiği, son derece istikrarsız bir coğrafyada bu soruların cevabını bilemeyiz. ABD’nin bile bariz başarısızlığa uğradığı, planlarının çöktüğü bir bölgeden söz ediyoruz sonuçta.

Fakat doğrusu ben, Kürt siyasetinin bu kadar sorumsuz bir macera önerisini ciddiye alacağını, ağırlığın bu yönde oluşabileceğini sanmıyorum. Batı’nın, Türkiye’yi gözden çıkartarak, onunla çatışma pahasına, kendi çıkarlarını PKK’nın devletleşmesinde arayabileceğine inanmak hakikaten aklın kolay kabul edeceği iş değil. Kürt hareketi hükümeti hizaya sokmak amaçlı kullanılabilir, bu mümkündür. Fakat, işin içine PKK eliyle Kürt devleti girişimleri girdiğinde Batı’nın önemli merkezleri Türkiye ile PKK çizgisi arasında net tercih yapmak zorunluluğuyla karşılaşacaklardır.

İşte bunları düşündükçe, dönüp dolaşıp beni en çok meşgul eden soruya yeniden geliyorum…

Böyle bir tercih durumunda, tayin edici küresel güçlerin kesinlikle PKK’nın arkasında duracağını, Türkiye’den çoktan vazgeçilmiş olduğunu, Kürt siyasetinin bu öngörüyle yönetilmesi gerektiğini, bir aydın nasıl bu kadar kendinden emin, bu denli heyecanla savunabilir?

Siyaset üzerine kalem oynatan bir insan, PKK’nın devletleşme hedefine yönelmesinin bu ülkeyi kasıp kavuracak çok kanlı bir iç savaşa yol açacağını göremiyor olabilir mi?

İnsan deliliğin sınırlarına dayanmadan, nasıl böyle yüksek perdeden “küresel derin tahliller” yapıp, buna yüreğiyle inanıp, üstelik bireysel olarak kendisinin hiçbir risk almayacağı bir savaşa koca bir toplumu bu kadar hararetle çağırabilir?

Bir iktidardan ne kadar nefret edersen et, nasıl paranoidkabuslara savrulmuş olursan ol; ondan kurtulmak için başkalarının hayatlarına mal olacak çağrıları böylesine coşkulu bir dille nasıl yapabiliyorsun?

Hiç mi kendine biraz mesafe koyamıyorsun? Hiç mi küçücük bir açıyla da olsa bir dış bakış oluşturamadın?

Hadi bunu yapamıyorsun; kendini kaybettin, hiç mi bir eşin dostun yok? “Canım kardeşim, sevgili dostum, ölçüyü kaçırmamak gerekir. Bu kadar iddialı savaş davetleri çıkartmak kimseye yakışmaz. Savaşın şakası yoktur. Zaten yorgun, bıkkın, acılı bir halka savaş romantizmi yapmanın, masa başı temennilerini büyük siyasi analiz gibi pazarlamanın, yiğitsin, aslansın, Ortadoğu’ya medeniyeti bir tek sen getirirsin, bütün dünya arkanda, devlet elini uzatsan tutacağın kadar yakında gibi ucuz kışkırtıcılıkların vebali vardır” diyebilecek, bir dirhem sağduyu dokunuşu yapabilecek hiç mi birileri yok oralarda?

Yazıktır, günahtır.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar