Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Amaç çift başlılığı gidermekten çok daha fazlası

  • 27.03.2017 00:00

 Basiretsizliği insanı şaşırtan muhalefetin kolaylaştırıcılığı altında, iktidar, anayasa değişikliğinin gerçek karakterini gizlemekte çok zorlanmıyor.

Her gün başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı arasında dağılmış bir icra yetkisinin hantallığına, sakıncalarına vurgu yapan konuşmalar dinliyoruz iktidar sözcülerinden. Hızla karar alabilen; etkin işleyen bir yürütme gücünün, kalkınma, terör, dış politika gibi sorunlar karşısında başarılı olabilmenin tek koşulu gibi sunulduğu bir propaganda söylemiyle karşı karşıyayız.

Muhalif söylemin argümanları ise, CHP eksenli kategorik karşıtlık çizgisinde, kontrolsüz, kararsız bir siyasi tepki süreci içinde oluştu ve bu haliyle dağınık, yenilik önerisinden yoksun, kararsızları ikna gücü zayıf nitelikte.

Kimi, “ya ileride güvenilmez bir başkanın eline geçerse bu yetkiler” diye soruyor. Kimi, parlamentoda oluşacak çoğunluk partisi ile cumhurbaşkanı farklı partilerden olursa sistem tıkanır demeyi muhalefet sanıyor. Cumhurbaşkanının tarafsız olması meselesine takılıp kalan; bugünün dinamiklerini aşılmış statünün kavramlarıyla göğüslemeye çalışanlar var. Milletvekili sayısının arttırılmasını, 18 yaşa seçilme hakkı verilmesini eleştirmekten medet umulabiliyor. Sonunda, iktidarın başkenti İstanbul’a taşımak istediğini de “eleştiri” adına duyduk Kılıçdaroğlu’nun ağzından.

Odaksız, mantıksız ve hepsinden önemlisi üzerinde düşünülmüş, çözüm üretici alternatif bir öneriden yoksun bir “hayır” kampanyası izliyoruz.

                              *                      *                      *

Bu durum, iktidara ve ona yakın duran seslere çok geniş bir gizleme ve çarpıtma alanı bırakıyor.

Gemide iki kaptan olmazmış. Çatal çubuk toprağa saplanmazmış.

Evet Türkiye’de cumhurbaşkanlığı vesayet güçlerinin kontrol organıydı. Bu 2007 yılında aşıldı. Cumhurbaşkanlığı askeri vesayetten diş söker gibi alındı. Seçimle gelme kuralı referandumla kabul edildi. Çok da iyi oldu.

Bu şu demektir: Artık güçlü bir icra merci olacaktır cumhurbaşkanlığı. Eski sistemde yürütmenin bütün gücünü elinde toplayan parlamenter hükümete güçlü bir ortak gelmiştir. Çift merkezli bir icra sistemi oluşmuştur. En önemlisi de bu değişimi sürükleyen en güçlü siyasi hareket bu durumun devamını sakıncalı bulmakta ve yürütme yetkilerinin tek merkezde toplanmasını istemektedir. Muhalefetin bu iradeyi değiştirmeye gücü yetmemektedir; dahası bu bölünmüş sistemin devamı için güçlü bir mantık da kurulamamaktadır. İktidarın başkanlık önerisi kategorik olarak reddedilecek bir öneri değildir.

Peki, önümüzdeki anayasa tasarısının yaptığı şey tek merkezli bir yürütme oluşturmak mıdır?

Hayır. Bu anayasa Meclis’i de Yargı’yı da seçilmiş başkanın kontrolü altına vermeyi dizayn eden bir metindir. Ve bunu yaparken hiç de ince bir işçilikle; gözden kaçabilecek bir sofistikasyonla yapmamaktadır. Maddeler açık seçik bağırmaktadır: “Bu ülkede yasama, yargı ve yürütme seçilmiş başkanın elinde toplanacaktır…”

Neden cumhurbaşkanının partili olmasına izin veren değişikliğe gidildi?

Neden başlarda sözü edilen Seçimler ve Siyasi Partiler Kanunlarında değişikliğe gidileceğine dair taahhütleri duymaz olduk hiç?  Mevcut seçim ve siyasi partiler yasalarının parti başkanlarına yasama organına gidecek her bir kişiyi mutlak belirleme gücü verdiğini bilmeyen kaldı mı bu ülkede? Tayyip Erdoğan önümüzde yapılacak bütün seçimlerde Ak Parti başkanı olarak bu partiden Meclis’e gidecek her bir milletvekilini belirlemeyecektir diyecek bir kişi var mı?

Peki neden cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimleri aynı gün ve aynı periyodlarla yapılıyor? Yasama organına kişilik kazandırmak, halkın değişen koşullara göre oluşumunu yeniden belirlemesine imkân tanımak isteyen bir iradenin farklı düzenleme yapması gerekmez miydi? Bunun ABD başta olmak üzere örnekleri var dünyada. Farklı aralıklarla, farklı sayılarda milletvekilinin yenilenmesini sağlayan seçimlerle, parlamentonun hem temsil gücü sürekli kılınabilir hem de başkanın iradesinden bağımsızlaştırılabilirdi. Bu neden istenmedi?

Şunun için istenmedi: Başkan sadece yürütmeye değil, parti başkanı olarak yasamanın çoğunluğuna da hâkim olsun diye düşünüldü.

Fakat bununla da yetinilmedi. Başkan, yasama organının kanun yapma yetkisine de ortak kılındı. Cumhurbaşkanlığı kararnameleri getirildi. Bu yetki şimdi, “Anayasa’ya ve yasalara aykırı olamaz; yasayla düzenlenen bir konuda ve insan hak ve özgürlükleri kapsamında kararname çıkartılamaz” denilerek önemsizleştirilmeye çalışılıyor. Oysa kanun gücünde kararname çıkartmak yetkisi -özellikle parti başkanı olarak parlamento çoğunluğunu şekillendirme iradesine sahip bir başkanlık sisteminde- olağanüstü bir yetkidir. Muhalefeti iyice etkisizleştirecek denetimsiz bir yasama aracına dönüştürülmeye çok müsaittir.

Başkan bütün bürokrasiye hiçbir denetim ve onay mekanizması olmaksızın dilediği her atamayı yapma yetkisine sahip kılınıyor. “Kişilikli parlamento” ya, yapılan atamaları resmî gazeteden izlemek işi kalıyor.

Yargı faslı da aynı mantıkla düzenlenmiş.

Her yazıda yazdım, bir daha yazayım. 13 HYK üyesinin 6 tanesini cumhurbaşkanı doğrudan belirliyor. Kalan 7 üyeyi cumhurbaşkanının listesinden milletvekili olanların çoğunluğu oluşturduğu parlamento seçecek. Bu kadar açık bir matematik gerçeği gizlemek için kullanılan argümanlar insan aklını küçümser nitelikte.

Mesela dikkat ediyorum hiçbir evetçi yazar HYK’nın 6 üyesini cumhurbaşkanının doğrudan seçtiği gerçeğini dürüstçe adını koyarak söyleyemiyor. Genellikle söylem şu: “cumhurbaşkanı 4 üyeyi doğrudan seçiyor. Adalet Bakanı ve müsteşarı da kurulun doğal üyesi”… Peki bunu yazan arkadaşlarımız Adalet Bakanı ve müsteşarını cumhurbaşkanının seçtiğini bilmiyorlar mı? Normalize etmenin, gözden kaçırma çabasının, bilinç altını böyle pırtlatması gerçekten gülünç değil mi?

Hemen ardından da Meclis’te nitelikli çoğunluk gerektiği argümanı geliyor. Sanki bu 7 üyenin içinde cumhurbaşkanının dilediği en az bir üyeyi seçtirmesine engelmiş gibi.

Bu da yetmezse, meselenin kimin seçtiğiyle ilgili olmaktan çok yargı kadrosunun kalitesiyle ilgili olduğu, yargının Türkiye’de hep vesayetin aracı rolü oynadığı vs argümanları yardıma çağrılıyor.

Başvurulan bir yanıltmaca da yargı yapısının seçilmişlerin iradesine dayanarak oluşması gerektiği ve cumhurbaşkanının yetkisini buradan meşrulaştırma gayreti. “Başka öneriniz mi var? Yargı eskisi gibi kooptasyon yoluyla kendi içine kapalı seçimlerle mi üretsin kendi hiyerarşisini” diye soruluyor.

Sanki, yargıyı yöneten kurulun Meclis içinden ve gerekirse partilere kotasyon imkânı da sunularak uzlaşmayı, pazarlığı şart koşacak usullerle seçilmesini sağlamak, çoğulculuğu güvenceye almak mümkün değilmiş gibi. Sanki, halkın iradesini sadece cumhurbaşkanı temsil ediyor; Meclis fasulyedenmiş, halka dayalı meşruiyetin taşıyıcısı olamazmış gibi.

Özeti şudur: Türkiye’yi yöneten irade koşulları değerlendirmiş ve önümüzde görünür dönemde bütün iktidarın (yasama, yargı ve yürütme) tek bir elde toplanmasına karar vermiştir. Bunu referandumda halka onaylatma çabası içindedir. Gerisi laf ü güzaftır.

Eğer “evet” çıkarsa necip Türk milleti ve Kürt “kardeşleri” bunun nasıl bir düzen olduğunu yaşayıp tecrübe edeceklerdir.

Bu ülkenin iktidardan daha büyük bir talihsizliği ise, muhalefetin niteliğidir.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar