Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Türk sorunu (1)

  • 15.06.2012 00:00

 UZUN bir aradan sonra Kürt sorununa çözüm arayışlarında tekrar iyimser hava doğdu.


Ne mutlu! Öyle anlaşılıyor ki şu an atılacak adım Mem-û Zin lisanının seçmeli dil olarak öğretim sistemine girmesi şeklinde somutlaşacak.

Tabii ki önemli bir gelişmedir. Hatta Kürtçenin kart-kurt sesinden türediği yönündeki dehşet inkârcılığın ömür boyu sürdüğü gözönüne alınırsa haydi haydi yüksek bir sıçramadır.

Fakat tercihli dil açılımıyla meselenin özüne inilemeyeceği için adım yeterli değildir!

DEĞİLDİR, çünkü Türkiye’nin bir Kürt sorunu yoktur!

Türkiye’nin Ermeni sorunu da yoktur! Çerkes, Laz, Süryani vs. sorunları da yoktur!

Türkiye’nin yalnız ve yalnız bir Türk sorunu vardır! Yukarıdaki “öz” budur!

Sebebin çözümü durumunda da birer sonuç olan diğerleri hızla hâl rotasına girecektir.

TÜRK sorunu derken bir etnisiteyi adlandıran “Türk” kelimesini o etnisiteden olmayan veya kendisini öyle hissetmeyen insanlara empoze etmek yanılgısını kastediyorum.

Başka bir deyişle meselenin kökeni “kurucu babaların” modern ulus-devleti inşa ederken üst kimliği“Türk” sıfatı eksenine oturtmak iradeciliğinden kaynaklanıyor.

Malûm, projeyi taçlandıran formülü de “Ne mutlu Türk’üm diyene” şiarı oluşturuyor.

Oysa genç devşirmelerin Yeniçeri ocağına gitmeden önce “Türk’e verilmesi” deyiminden tutun da aşağılayıcı bir ifade olarak kullanılan “Etrak-ı bî idrak” tabirine dek, sözkonusu sıfat esas itibariyle hep bir soy aidiyeti yansıttı. Öyle anlaşıldı ve öyle kullanıldı.

Ve bu gerçeklik dün olduğu gibi bugün de aynen sürüyor.

Zira özümleme politikaları veya siyasi coğrafya değişimleri insanın fıtrî refleksinde mevcut olan ve illâ rasyonel temellere oturmayan aidiyet dürtüsünü dönüştürmeye yetmiyor.

Nitekim Bulgaristan’da, Yunanistan’da, Sancak’ta yaşayan ve hem Dede Korkut dilini konuşan, hem de İslam imanını taşıyan insanları çok meşru olarak “Türk” diye tanımlıyoruz.

BİN defa doğru, onlar Türk’tür! Onlar ne Bulgar’dır, ne Helen’dir, ne de Sırp’tır!

Sadece Bulgaristanlı, Yunanistanlı veya Sırbistanlı olabilirler. Zaten de öyledirler.

Nitekim bunun içindir ki, eh Frank’ı var, Bröton’u var, Oksitan’ı var, Flaman’ı falan var, Türkçeye yanlış tercüme edildiğinin tam tersine Fransızlar kendilerine “Fransalı” derler.

İngilizlerden, İskoçlardan, Gallilerden, İrlandalılardan oluştuğu içindir ki de eski Batmayan Güneş İmparatorluğu’nun pasaportları halen “Birleşik Krallık” ibaresini taşır.

“İspanyol” sıfatı ise hâkim etnisite Kastilyanlara ek olarak Katalanları, Baskları, Galiçyalıları, vs;“İtalyan” sıfatı da Latinleri, Lombarları, Sicilyalıları birleştirir.

Yani, mutlak kural oluşturmamasına ve dillerin etimolojik yapısıyla “öteki”nin bana verdiği etiketi“ben”im algılama biçimimin devreye girmesine rağmen, “ırki bütünlük” (!) arzetmeyen ulus-devletlerin çoğunda yurttaşlar coğrafi yerleşim alanı ekseninde tanımlanırlar.

HÂL böyleyken, aidiyetini öyle hissetmeyen insanlara Türk kimliğini dayatmak yukarıdaki Rumeli örneğini, yani aslında kendimizi de inkâr etmek anlamına gelir ve geliyor.

Siyaset pratiğinde çok daha vahimi ise, ulus-devleti bütünleştirmek bir yana, aksine, haksızlığa ve dayatmaya karşı tepki yarattığından aynı ulus-devleti hızla ayrıştırıyor.

Zaten de o Türk kelimesini istediğiniz kadar allayıp pullayın ve istediğiniz kadar “yurttaş babında kullanıyoruz” diye yemin edin, söz verin, ant için, artık kimse yutmuyor.

O hâlde diğer tüm sorunların “öz”ünü oluşturan Türk sorununu çözümlemek ancak ve mutlaka TC bireylerini “Türk” sıfatının ötesindeki bir tanımla harmanlamaktan geçiyor.

Kürtçe dil öğretimi bunun içinde ikincil bir unsurdur ki konuyu yarın da işleyeceğim.

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.