Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Muhteşem modus vivendi

  • 20.06.2012 00:00

 ÖNCEKİ cuma ecnebi bir çifti yemeğe çıkarttık. Zahir soğuk kışın ve serin ilkbaharın kurtlarını dökmeye başlayan şehrimiz mevsimin ilk gerçek hafta sonuna hazırlanıyordu.

Dolayısıyla sağa sola telefon, başta tabii ki Karaköy Lokantası, tanıdıklarda yer yoktu.

Her neyse, Tünel, Metro Han, Sofyalı Sokak falan, Asmalımescit’in yolunu tuttuk.

Yine bildik bir mekâna yerleştik ki malûm, gece bütün şıkıdımlığıyla nefes alıyor.

 
ZEVCE daha önce gelmiş ama uluslararası bir firmada yöneticilik yapan ve zaten de aynı firmanın kadro konferansı için İstanbul’a uğrayan mösyö ilk kez adım atıyormuş.

Bir şaşkın ve bir mutlu ki, ikide bir “inanılmaz, inanılmaz” deyip duruyor.

 
EFENDİM, mesleki branştaki üst düzey statüsüne rağmen genel kültür ve hayat ufku itibariyle bana daha ziyade “sıradan Batılı” olduğu izlenimini veren bu kişi, “İslami” (!) diye tanımladığı şehirlerden Kahire, Tanca, Kazablanka ve galiba Tunus’u ziyaret etmiş.

Hiçbirinde de kendisini buradaki gibi rahat, hür ve anonim hissetmemiş. Sonra ekledi:


“Şehri ve ahaliyi çok Avrupalı buldum. ‘İslami iktidarı’ (!) da fark etmedim. Mini etekli de, hicap giyimli de ortak mekân paylaşıyor ve birbirlerine gazapla bakmıyorlar.”

Ben bu tür “sıradan Batılı” reflekslerine aldırmam. “Ha öyle mi” deyip geçiştirdim.

Refakatçim bir iki şey söyledi ve masadan erken kalkıp Taksim’e yürümeye başladık.

 
CADDE mahşerî kalabalık ama burada “mahşerî” derken cehennem ateşini değil yakamozlu ışıltıyı kastediyorum. Beyoğlu Şecaattin Tanyerli’nin tangosundaki gibi pırıldıyor.

Bizimkisi de ağzı bir karış değil bir kulaç açık, “Barselona’nın aynısı, Barselona’nın aynısı” diye tam mest havaya girdi. Sonra Galatasaray’a vardık ki hiç yürüyemez hâle geldik.

Yüzlerce, belki binlerce genç kadın kürtaj yasasına değişiklik getirmek işgüzarlığına karşı protesto gösterisi düzenlemiş. Aralarında mahrem başörtülü genç kızlar da yer alıyor.

Durumu kısaca izah ettim ve zar zor tekrar Taksim’e doğru ilerledik.

Meğer konser varmış. Etraf öylesine inliyor ki ses ölçeğini çıkartamayacağım.

Tam o sırada da köşedeki caminin hoparlörleri yine sonuna kadar açık, yatsı salâsı verilmez mi! Desibel babında ikisi de kakofoni ama imanî çağrılar rock çağrılarla eşleşiyor.

Bu durum karşısında da konuğumuz birden “ne muhteşem modus vivendi” dedi.

İşte o an gözüme girdi ve “sıradan Batılı” önyargımda aceleci davrandığımı anladım. 

ÇÜNKÜ ortak paydada uzlaşma anlamına gelen ve Latinceden üretilmiş olan bu “modus vivendi”deyimi Avrupa lisanlarında bile hayli “bilgiç” (!) addedilir.

Diplomaside, politikolojide falan kullanılır. “Sokaktaki adam” dil pelesengi etmez.

Ve yabancı misafir o kısacık gözleminde sonuna kadar haklı, zira Türkiye gerçekten de “modus vivendi”lerin ülkesini oluşturuyor. Nev-i şahsına münhasır özelliğiyle ışıldıyor.

Mini etekle hicap giyimi harmanlayabilme; ezan salâsıyla rock tınıyı birleştirebilme; rakı kadehiyle şerbet bardağını tokuşturabilme, yani farklı hayat tarzlarını uzlaştırabilme melekesi bizi “öteki”ne “ne muhteşem modus vivendi” dedirtecek oranda ayrıcalıklı kılıyor.

Dolayısıyla, laikperestlerin dün o hayat tarz ve felsefelerine müdahil olmak iradeciliği yukarıdaki uzlaşma paydasıyla ne ölçüde çelişiyorsa, bugün de din eksenli siyaset pratiğinin zıt hayat tarz ve felsefelerini törpülemek azim ve girişimleri aynı paydayla o ölçüde çelişiyor.

Fakat şükür, kürtaj işgüzarlığını mini etekle ve hicap giyimle Galatasaray’da protesto etmek veya Taksim’de rock müzikle yatsı salâsı dinlemek refleksimiz artık kültüre dönüştü.

Dolayısıyla da her kim, hangi yönde ve ne hakla cüret etmeye yeltenirse yeltensin, “muhteşem modus vivendi”mizi fiilen tırpanlamak bundan böyle, amiyane tabirle biraz sıkar!


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.