Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

İki inkâr: Biri doğru, biri yanlış

  • 11.07.2012 00:00

 Türkiye, Suriye tarafından düşürülen TSK uçağı konusunda tez değiştiriyormuş.

Lisan-ı münasip nezaketini bir kenara bırakıp daha açık biçimde söyleyelim:

Demek ki Ankara bugüne dek sürdürdüğü garip iddialarından tornistan ediyor.

Gelişmeyi dünkü Radikal gazetesinin manşetindeki Deniz Zeyrek imzasıyla öğrendik.

Çünkü kamerayla ve sonarla ara tara, batıkta herhangi bir füze izine rastlanmamış.

Dolayısıyla da jetin uluslararası hava sahasında vurulduğu ve sonra kontrolden çıktığı için Suriye karasularına düştüğü yönündeki Türk iddiasının artık kıymet-i harbiyesi kalmamış.

Bu yüzden de Ankara diplomasisi şimdi “ihtarsız ateş açıldı” tezine ağırlık verecekmiş.

Bonjur! Türk yaklaşımının ipe sapa gelmediği zaten daha en baştan belliydi.

Nitekim askeri teori ve teknikleri ancak bir nebze yalamış olan bu satırlar yazarı bile olayın sıcağı sıcağına burada kaleme aldığı 27 Haziran tarihli makalesine şöyle başlamıştı:

“Şam rejiminden tiksinmeme rağmen şunu derhal ve dobra dobra söylemem gerekiyor: Suriye tarafından düşürülen uçağa ilişkin Ankara açıklamaları inandırıcılıktan yoksundur. Masumiyet iddiası havada kalıyor. Argümanlar da doyuruculuk arz etmiyor”.

Eh, üç hafta önce çok marjinal kalan ve akıntıya kürek çeken bu yaklaşım şimdi doğrulandı diye nispet yapacak değilim ama işte gerçeklerin inatçılığı tekrar ispatlanmış oldu.

O gerçek burada şudur: Bir Türk uçağı hava savunmasını test etmek veya istihbarat toplamak amacıyla Suriye hava sahasına girmiştir. Orada da düşürülmüştür. Nokta!

İlkin, bunda öyle fazla yadırganacak ve skandala dönüştürülecek bir durum yoktur!

ABD U-2’lerinin SSCB, Sovyet Yak’larının Norveç veya Hint Mig’lerinin Pakistan üzerinde aynı tür uçuş yapması geçmişte vaka-ı adiye sayılıyordu.

Şimdi de tekrarlanıyor.

Dolayısıyla Ankara’nın da Şam gibi habis bir başkenti “gözetlemesi” gayet doğaldır.

Uçağı uçurdunuz ve salimen üssüne döndü.

Ne âlâ! Karşı taraf istediği kadar vaveyla kopartsın, “böyle bir şey yok, uyduruyorsun” diye tersler ve yine bildiğinizi okursunuz.

Ancaak...

Ancağı şu ki, bizim F-4 vukuatında olduğu gibi işler sarpa sarar ve üstelik enkaz hasım karasulara düşerse, hiç şüphesiz ki en önce gerçek amacınızı külliyen inkâr edersiniz.

Her halde “evet, casus uçağımız paçayı ele verdi ve maalesef deryayı boyladı” diye açıklama yapacak haliniz yok! Devlet siyasetleri bu tür “samimiyet” lükslerini kaldırmaz.

Dolayısıyla, böylesine durumlarda “bir yanlışlık olmuş, pusulası bozulmuş, pırpırı arızalanmış” türünden mazeretler getirerek nispeten aşağıdan almak en gerçekçi yaklaşımdır.

Üstelik uçağın hızı ve konumu malûm olduğundan “niye ikaz edilmedi” gibisinden afaki argümanlarla meseleyi fazla kaşımadan defteri kapatmak yine en gerçekçi yöntemdir.

Oysa Türkiye böyle yapmadı!

Yapmadı ve nasıl Kocatepe muhribini Kıbrıs harekâtında kendisinin batırdığını on yıllarca inkâr ettiyse, bu defa da on günlerce uçağın Suriye sahasında düşürüldüğü inkâr etti.

Başka bir deyişle, devlet olarak ifade etmesi zorunlu olan tek inkârı ikincisiyle abarttı.

O uçuşun test veya istihbarat niteliğini tabii ki reddetmesi gerekiyordu ve dolayısıyla da böyle davranmakla doğru tavır takındı. Ama göz çıkartan diğer gerçeği kabullenmemekle hem kendini zor duruma düşürdü, hem de Beşir Esat despotunun eline bulunmaz koz verdi.

Sorumlunun hükümete yanlış bilgi ileten TSK mı, yoksa doğru bilgileri yanlış okuyan ve yorumlayan o hükümet mi olduğuna dair sorunun inatçı cevabı da bir gün ortaya çıkacak.

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.