Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Desperado grev

  • 3.11.2012 00:00

 BAŞLIKTAKİ kelimeyi aynı adı taşıyan dandik film ve rock şarkıyla karıştırmayalım.


“S”
 harfi eklenerek çoğullaştırılan bu İspanyolca sözcük “umutsuz” anlamına gelir.

Sonra da Cervantes lisanından siyasetbilim lügatine girmiş ve evrensellik kazanmıştır.

***

ŞÖYLE ki, “desperados” dediğimiz zaman ideolojik bir inanca bağlılığı fanatizm raddesine vardıran; bunun gerçekleşememesi çaresizliği karşısında da ölüm dâhil her türlü sonuca katlanmayı gönüllü olarak kabullenen şahıs ve kurumları sıfatlandırmış oluruz.

Esas olarak da şiddet eksenini seçmiş olan yapılanmalar ve mensupları için kullanılır.

Fakat Sünni ve Şii kökenli tedhiş örgütlerini buna katmıyorum. Zira onlar “şehadet”e (!) giderken bile“cennette kırk bakire” bulacakları mükâfatına iman ve tamah ediyorlar.

Dolayısıyla, “desperados” tanımı daha ziyade lâ-dinî kimlik arzeden ama yine de dinsel tevekkülle örtüşen bir “umutsuzluk” çağrıştırır. Zaten nihilizme de fazla uzak düşmez.

Her hâlükârda yakın tarihten örneklersek meselâ İtalya’daki “Kızıl Tugaylar”, Seylan’daki “Tamil Kaplanları” veya İrlanda’daki “Cumhuriyetçi Ordu” bu kategoride addedilir.

***      

MALÛM, yukarıdaki örgütlerin sonuncusuna, yani “İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu”na mensup on militan 1981 yılı başında ve Boby Sands öncülüğünde açlık grevine başladılar.

Terör suçuyla tutuklu bulundukları hapishanede “siyasi mahkûm” statüsü istiyorlardı.

Dönemin Başbakanı Margaret Thatcher taviz vermeyince de hepsi hayatını yitirdi.

Ve şüphesiz, zaten “Demir Leydi” lâkaplı Londra liderinin taleplere he demeyeceği baştan beri bilindiği için yukarıdaki grev yine en baştan itibaren bir “desperado” eylem oldu.

Peki de “esas sonuç” ne oldu?

***

DOĞRUSU, o vakitler olayı çok yakından izlemiş ve bugün de aradan otuz küsur sene geçmiş olmasına rağmen hâlâ sentez içeren ve kesine yaklaşan bir cevap veremeyeceğim.

Kabul, Boby Sands ve yoldaşları İrlanda Katolikleri nezdinde ikonaya dönüştüler.

Hatta “martirizasyon” denen duygusallık devreye girdi ve böylelikle de bir ölçüde kendi“umutsuzluk” intiharlarını kitlelere bir “umut bileylemesi” olarak yansıttılar.

Fakat bunu da fazla abartmayalım!

Fazla abartmayalım, çünkü yine bir ölçüde sorunun çözümlenmesi, yani IRA’nın tedhiş yöntemleriyle sonuca ulaşamayacağını anlayarak özünde Sands çizgisiyle çelişen bir “ılımlaşmaya” (!) kaymasıThatcher’in tavizsizlik siyasetinden kaynaklandı.

Dolayısıyla bana sorarsanız yukarıdaki “desperados” açık grevinin sonucu aslında satrançtaki “pat”durumuna tekabül etti. Ne kazanan, ne de kaybeden oldu.

Tabii insan hayatı hariç ki, zaten tıpkı PKK tutuklularının şu an yürütmekte olduğu diğer açlık grevindeki gibi işler burada çatallaşıyor!

***

BURADA çatallaşıyor, çünkü bu satırlar yazarının da benimsediği hümanist ahlâk anlayışından yola çıkarsak o insan hayatından değerli hiçbir şey yoktur ve asla olamaz!

Kabul de, IRA’da örneklediğim gibi devletlere hümanist olmak lüksü bahşedilmiyor.

Devlet kendi zihin sistematiğinin doğası icabı farklı düşünüyor. Artısını, eksisini, orta vadelisi, uzun vadelisini tartıyor ve realpolitik dediğimiz “faydacı” eksende karar veriyor.

Üstelik Türkiye’de ayağa düşen sayısız açlık grevinin bu isimle bile değil “ölüm orucu” diye sunulduğu; yani “desperado” umutsuzluğun o devlete karşı en baştan itibaren şantaj içerdiği düşünülürse, itiraf edelim ki PKK eyleminde işler daha da karmaşıklaşıyor.

Dolayısıyla da bizlere, “ölüm orucu”na yatanlar için “umutsuzluk” yerine umudun, devlet için de realpolitik yerine hümanizmanın ağır basmasını ümit ve temenni etmek kalıyor.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.