Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Vatan yahut hıyanet (1)

  • 23.11.2012 00:00

 MALÛM, Fazıl Say “arabesk” müzik dinleyenleri “vatan haini” (!) ilân etti.

Ben de dayanamadım ve salı günkü yazımda lâfı esirgemeden cevabı yetiştirdim.

Ancak, işportaya düşmüş bu kepaze iftira hiç durmaksızın dil pelesengi edildiği içindir ki bugün“ulusalcı” piyaniste değinmeden şu “vatan” kavramı üzerinde durmak istiyorum.

Düşüncelerimizi berraklaştırdığı için de önce etimolojik kökenden başlayacağım.

***

BİR kere “vatan” kelimesi Türkçe değildir! Arapçadır. “Memleket” bile öyledir!


Kaşgarlı Mahmut
’un 11. yüzyıl Divânü Lugâti’t-Türkünde ikisini de rastlanmaz.

Çünkü hem “vatan”, hem de “memleket” mevhumlarının geri planında bir satıh, bir mekân, bir coğrafya çağrışımı mevcuttur. En azından köy, kasaba, yöre falan kastedilir.

Dolayısıyla da terimleri üretebilmek için en önce yerleşik bir kültüre ait olmak gerekir.

Zaten aynı olgu Batı lisanları açısından da geçerlilik taşır. Latince “patria” “baba” anlamındaki“pater”den türemiştir ve modern dillere oradan girmiştir.


“Ata toprağı”
 veya “babanın gömüldüğü yer” şeklinde tercüme edebiliriz.

***

HALBUKİ malûm, Türkler tarih sahnesine göçebe bir kavim olarak çıktılar.

Nitekim de bizim sözcük dağarcığımızda yukarıdaki tanımlara az çok yaklaşan kelimeleri “yurt”,“oba”“otağ” gibi ifadeler oluşturur.

Bunların hepsi de o göçebelikle bütünleşen ve mekânda değişken olan şeyleri betimler.

Dolayısıyla ilkin şunu kabullenmemiz gerekiyor:

Türkçede olmayan “vatan” kavramı hem ithaldir, hem de yeni, hatta moderndir!

**

SÖZKONUSU yeniliğin ve modernliğin ne zaman ortaya çıktığını tam kestiremiyorum.


Namık Kemal
’in 1873 tarihli Vatan Yahut Silistre piyesinden önce de deyim hiç olmazsa ulema ve münevveran arasında din ötesi bir anlam kazanmış mıydı? Bilemeyeceğim.

Ama aslında bu tarihçeye de o kadar fazla önem atfetmek gerekmiyor. Çünkü yüz elli yıl evveline uzansa bile kavram Batı’da da ancak ulus-devletler süreciyle birlikte netleşmiştir.

O Latince “patria”dan türetilen ve “vatanperverlik” veya “yurtseverlik” anlamına gelen“patriotisme” sözcüğü lügate Fransız Devrimi’yle birlikte girmiştir.

Dolayısıyla, çok milletli imparatorluğumuz yukarıdaki ulus-devlete geç meylettiği için onun “manevi”terminolojisini de geç benimsememiştir ki, öyle yadırganacak bir şey değildir.

***

FAKAT evet, manevi! Daha ötesi, metafizik! Daha daha ötesi, belki de uhrevi!

Manevi, metafizik ve uhrevi, zira velev ki modernitenin eski değerleri tahrif ettiğini ve bunları yeni bir kutsalla donattığını varsayalım... Kısmen doğrudur ama esas yine değişmiyor.

Değişmiyor, çünkü zihin dünyamızda, derin bilinçaltımızda, “ben” kimliğimizde o “vatan” kelimesine iyi kötü yaklaşan her şey fıtrî bir dürtü oluşturur. Oluşturuyor. İnsanidir.

İlkin pre-modern toplumu belirleyen “toprak”“köy”“memleket” aidiyetleri; sonra da ulus-devletin paralelinde “vatan”a dönüşen bu kavramlar yumağı asla hafife alınamaz.

Yukarıdaki fıtri dürtüyü önce VicoHerderMaistre; ardından da MaurrasOrtegaJunger gibimuhafazakâr ve gerici düşünürlerin teorize etmiş olması ise gerçeği yanlış kılmaz

İstesek de istemesek de “vatan” vardır ve görünür gelecekte olmaya devam edecektir.

Ona “hıyanet” ise öyle kolay affedilecek ve çabuk bağışlanacak bir şey değildir!

***

PEKİ de bu “hıyanet” nasıl gerçekleşir? Ölçüsü, kıstası, terazisi nedir ve kimdir?

Yine “vatan” kavramı çerçevesinde soruyu yarın cevaplamaya çalışacağım.


NOT: 
Salı günü “neşv-ü nemâ” deyimini yanlış imlâyla yazmışım. Düzeltir, özür dilerim.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.