Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Vatan yahut hıyanet (2)

  • 24.11.2012 00:00

 1954 yılında ve imzasız olarak Berlin’de Bir Kadın” başlığıyla bir kitap yayımlandı.

Fakat Almanca orijinaline rağmen yapıt İngilizce basıldı. İlkin ABD’de piyasaya çıktı.

Sonra da diğer dillere çevrilerek Norveç’e, İtalya’ya, Fransa’ya, Japonya’ya falan gitti.

Eser 20 Nisan- 22 Haziran 1945 tarihleri arasında tutulmuş günlükleri içerir.

Sözkonusu “Kadın”ın aslında Martha Hillers adında bir gazeteci olduğu ise yazarın ölümünden iki sene sonra ve ancak 2003 yılında anlaşıldı.

***


HILLERS 
an be an kaleme aldığı ve sonsuz acılar içeren otobiyografik sayfalarda hem kendisinin, hem de bütün çevresinin yaşamış olduğu dehşet kâbusu tasvir eder.

Yani muzaffer Kızıl Ordu’nun işgalle birlikte yüzbinlerce, muhtemelen milyonlarca Alman kadınına ve kızına korkunç biçimde tecavüz etmesini anlatır.

Yazar, Stalin’in resmî şairi İlya Ehrenburg tarafından yapılan “Gebert, gebert o Almanı/ Anasının karnında bile öldür,/ Öldür Töton kadının iffetini” çağrısının teoriden pratiğe nasıl geçirildiğini, başta öz iffetinde olmak üzere bir kamera soğukluğuyla yansıtır.

Zaten bu nesnellikten ötürüdür ki kitap kendi ülkesinde ancak 2001 yılında yayımlandı.

Neyse, savaşa ve kolektif hafıza hesaplamasına değil başka bir konuya geleceğim.

***


MARTHA Hillers
’in kimliği ortaya çıkınca, zaten günlüğün içeriğinden sezinlendiği gibi yazarın son derece bilgili ve baştan beri “sol” temayüllü bir entelektüel olduğu anlaşıldı.


Hitler
 iktidara gelmeden Komünist Parti’yle flört etmiştir. Üstelik bir müddet SSCB’de yaşamıştır. 1933-1945 arasında işlenmiş bütün suç ve cürümlerin de bilincindedir.

Yani eğer renk verse “vatan haini” diye kampa veya ölüme gönderileceği kesindir.

***

SONRA Hillers aynı günlüğün 13 Mayıs 1945 tarihli sayfasına, 27 nisandan beri bedenini gasp eden garnizon askerleri mahalleyi terk ettiği için biraz rahatladığı notunu düşer.

Ardından da kendisiyle trajik bir hesaplaşmaya girişir. İlgili bölümü özetle aktarıyorum:


“Hitler gelince Almanya’dan gidebilirdim. Ama yerimin burası olduğuna inandım


Halkıma ait olduğumu biliyorum ve bugün dahi kaderini paylaşmak istiyorum.”


***

KİTABI hiç anlamadığım Goethe dilinde değil Fransızca tercümesinden okumuştum.

Dolayısıyla yazarın yukarıdaki “halk” kelimesini Almancada etnik çağrımlar yapan “volk” sözcüğüyle mi, yoksa daha nötr bir ifadeyle mi zikrettiğini çıkartamayacağım.

Fakat Martha Hillers asla ırkçı olmadığına göre her iki durumda da öz değişmiyor.

Ve, sözkonusu öz de şuna tekabül ediyor:

***


“BERLİN’de bir Kadın”
 ait olduğu halkın kolektif suç işlediğini bilmesine rağmen yine de o aidiyeti sahiplenmektedir. Kaderini paylaşmak arzusundan da vazgeçmemektedir.

İşte, modern zamanların ulus-devletinde “vatan”; daha öncesinde ise köy, memleket, kavim, yurt, otağ, vs. gibi kavramlara tekabül eden dürtüyü de bu insani fıtrat oluşturuyor!


Führer
, hatta encamını kabullendiği halkın, ulusun, milletin ciddi bir bölümü Hillers’i “vatan haini” (!) olarak algılamış veya ilân etmiş olsa ne değişecekti ki?

Kendisini öyle hissettiği müddetçe hem daima “vatan”a ait olacaktı; hem de hiçbir iftira, suçlama veya yargı onu, yine daima öznellik arzeden “hain” sıfatıyla donatamayacaktı.

Ne bir yanda beyninle tiksindiği Alman Naziler, ne de zıt kutupta vücuduyla tiksindiği Rus askerlerMartha Hillers’in ruhuna kazınmış “vatan” kavramını zaptedemeyeceklerdi.


“Vatana hıyanet” 
o ruhu yitirmektir ki böyle bir gaibi bulan varsa en önce getirsin!


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.