Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Şair nasıl ikâmet eder

  • 1.12.2012 00:00

 CHICAGO- FİLOZOF Martin Heidegger şiir-felsefe ilişkisine dair epey seminer vermişti.

1951 sömestrinde de dev Alman romantiği Hölderlin’in bir dörtlüğünden yola çıktı.

Dizedeki kelimelere atfen bu ders “insan şair olarak ikamet eder” diye adlandırıldı.

Belki Türkçeye “insan şairane ikâmet eder” diye çevirmek daha uygun düşer.

Ama Goethe lisanına vâkıf olmadığım için Fransızca tercümeye sadık kaldım.

Ancak her hâlükârda işin içine mutlaka hem “şair” sözcüğü, hem de bir yerde oturmak, yaşamak, yerleşmek anlamındaki “ikâmet etmek” fiili giriyor.

Açıklamayı şimdilik burada noktalayıp başka bir aforizmaya geçeceğim.

***

MALÛM, İsviçreli mimar Charles-Édouard Jeanneret, yani müstear adıyla Le Corbusier bütün bir 20. yüzyıl mimarisine meşum biçimde damga vurdu.

Işık, düzen, rasyonalite diye bin bir hamaset paraladı. Detayları iğdiş ve hadım etti.

Dolayısıyla da gayr-ı insani ve gayr-ı şairane formların, hacimlerin, estetiklerin yerleşiklik kazanmasında bir iblis, bir şeytan, bir deccal rolü üstlendi.

Modernizm, fonksiyonalizm, enternasyonalizm gibi cafcaflı lâflarla vaftiz edilse bile Corbusier’nin teorik ve pratik mimarisini en iyi tanımlayan ifade “tavuk kümesi” deyimidir.

Her türlü “fuzuliyat”tan (!) ve her türlü “havaiyat”tan (!) yoksun kümesler ki, ilk aklıma gelenlerini sayarsam meselâ Ataköy’deki bloklar; meselâ Şehzadebaşı’ndaki Belediye Sarayı; meselâ Taksim’deki AKM yukarıdaki tarzın Türkiye’deki uzantılarına tekabül eder.

Ve zaten Mösyö Charles-Édouard Jeanneret ne buyurmuştu biliyor musunuz?

***

GENEL olarak yapılara, özel olarak da konutlara “ikâmet makinesi” adını vermişti.

Düşünebiliyor musunuz, “makine”! İşte enikonu bir merdane, bir çark, bir piston!

Yukarıdaki Hölderlin’in “insan şair olarak ikâmet eder” dediği tılsımlı dize ve Heidegger’in ondan yola çıkarak işlediği felsefi varoluş nerede; Le Corbusier’nin “insan makine olarak ikamet eder” demeye getirdiği korkunç düstur nerede?

Sözcük dilimin ucuna geliyor ama İsviçreli mimarın kendi çapında bir hümanizma yansıtmaya çalıştığını bildiğim için onu ve tarzını “totaliter diye tanımlamaktan çekiniyorum.

***

ÇEKİNİYORUM ama yine de itiraf edin ki insan mekânını makine kılan bir anlayış Orwell’in 1984romanındaki dehşeti çağrıştırıyor. Ensemizde “Büyük Birader” soluyor.

Rasyonalite genel tekdüzeliğe bir de özel ve kamusal yapıların tekdüzeliğini eklemiştir

Burada “şiir”e de, “şair”e de, “şairane”ye de yer yoktur! Bir nebzecik bile yoktur!

Hijyenik salonda ışığa boğul, kare mutfakta zıkkımlan ve dikdörtgen odada zıbar!

Oysa etrafında kuytuyu, kavisi, çörteni, nişi aramayacak bir insan “insan” olabilir mi?

Fuzuliyattan ve havaiyattan mahrum bir ortam Hölderlin’in “şair”ini yaratabilir mi?

Hayat geometrik formların, düz çizgilerin, kübik hacimlerin prangasına vurulabilir mi?

Asla! Nitekim yanlış biçimde “postmodern” denen ve o “şair”i tekrar keşfetmeye çalışan bir mimari şimdi yeniden filizleniyor ki, hüküm vermek için vakit henüz erken sayılır.

***

İŞTE yukarıdaki mimari kaygılar beni Chicago’ya sürükledi. Uçaktan demin indim.


“Kâinatın başkenti”
 New York’a yolculuk imkânı doğunca, onca defa gittiğim ABD’de hiç ayak basamadığım Michigan Gölü kentine de ne yapıp yapıp uğramaya karar verdim.

Chicago’nun dillere destan mimarisini yerinde görmek ve gözlemlemek istiyorum.

Bakalım, ümit ve arzu ettiğim gibi burada “insan şair olarak ikâmet ediyor mu”?

Dolayısıyla bana bir müddet müsaade buyurun ki, yazı yetiştirmek gailesi olmadan şöyle sindire sindire seyredeyim ve cevabı size dönüşte vereyim.


[email protected]

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.