Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Benim Mehmet Ali Abi’m

  • 30.01.2013 00:00

 MEHMET Ali Birand öldüğünde Taraf’taki yazılarıma henüz tekrar başlamamıştım.

Ciğerimde hissettiğim o sonsuz acıyı ve o sonsuz kederi dışavuramamak içime oturdu.

Üstelik sahte şovlardan; hele hele sağlığında kendisine küfredip şimdi timsah gözyaşı dökenlerden tiksindiğim için ne hastane, ne de cenaze mahşerinde Cemre Abla ve Umur’un yanına gidip başsağlığı dileyebildim. Musalla taşının en arkalarında saf tutmakla yetindim.

Dolayısıyla bu geç kalmış yazıyı ancak şimdi satırlara aktarabiliyorum.

Daha doğrusu, Birand ilk kez hastalandığında kaleme almış olduğum ve tam bir buçuk sene öncesine uzanan “Benim Mehmet Ali Abi’m” başlıklı makaleden alıntılar yapacağım.

***

OTUZ dört yılını noktaladığım meslek hayatımda iki tane gerçek “abi”m oldu.

İlki Mehmet Ali Birand, diğeri ise Hasan Cemal’dir! (...)

Çok kısa süre içinde her ikisiyle de enseye tokat derece yakın dostluk kurmak bahtiyarlığına eriştim ama hiçbir zaman “abi” sıfatından vazgeçmedim ve geçemem!

Çünkü İstanbul terbiyesine riayet ve riyakâr samimiyete nefret bir yana, “ağabeylerim” aynı zamanda benim “ustalarım”dır da! Hem de ne ustalar! 

Üstelik işin doğrusu Mehmet Ali Abi’m Hasan Abi’mden daha eski ustamdır!

***

ÖYLEDİR, zira cinnet yıllarımın Brüksel devr-i sâbıkında bir gün aniden “Gurbetçi örgütleme işini bırak ve gazetecilik öğren. Artık biz de organ çıkartacağız” talimatı geldi.

Eh oradaki yegâne “üstat” Birand ya, metazori telefon ettim. Utana sıkıla, üstelik de kendisini“burjuva” (!) addettiğim için içimden küfrede küfrede numarayı çevirdim.


“Hemen gel”
 yanıtını verdi. Yarım saat sonra evindeydim. 

Kapıyı, daha sonra lavanta kokulu elini öpmekten büyük haz alacağım “Gogoş” açtı.

Eski bir Erenköy köşkünün loşluklar şivesiyle “Buyursunlar efem” dedi. Buyuruş o buyuruş!

***

İNKÂR eden namerttir, gazeteciliği Mehmet Ali Abi’nin rahle-i tedrisinde öğrendim.

Soru formülasyonundan fikri takibe; Deniz Kuvvetleri’nin Kıbrıs harekâtında kendi muhribini batırdığının açıklamak cesaretinden “emret komutanım”ın arkasındaki zihniyeti sorgulamak cüretkârlığına, gazeteciyi gazeteci yapan şeyleri o üstadımdan edindim.

Habercilik yarışında kullandığı deyimle de uzun süre “atlattiim” ünlemini işittim.

Fakat tedricen “atlattiin”e de terfi ettim.

Asla boynuz kulağı geçmesin muhterisliğiyle davranmadı. Daima kamçıladı. 

Öte yandan, Umur kızımla yaşıt olduğu için aynı ilkokula gidiyorlardı. Dolayısıyla, ne zaman ki küçümen çocuk evlendi, ortak yaşadığımız yılların akışı beynime o vakit dank etti.

Zaten Birand 32. Gün programıyla başlattığı medyatik devrimi zirveye çıkartmıştı.

Öncülerin öncüsü olarak tarihe geçti. Sivilliği savunduğu için de ilâhlardan andıç yedi.

Muazzam enerjisi ve profesyonel merakıyla tabu ve put kırıcı misyonunu devasa boyuta ulaştırdı ki, eline su dökmeye yeltenecek olanın önce güsûlhneye girmesi gerekir.

***

BİR buçuk yıl önceki bu yazıyı o vakit yine Mehmet Ali Abi’nin “atlattiim” sözüne atıfta bulunarak ve yakalanmış olduğu hastalığı kastederek “atlatticeksin” diye bitirmiştim.

Fakat eyvah, işte atlatamadı! Peki, gerçekten atlatamadı mı?

Yok canım, işte yine “atlattiin” Mehmet Ali Abi!

Sen yaşarken sana lânet yağdıranlar eğer sen öldüğünde timsah gözyaşları dökmek riyakârlığından medet umdularsa, bu, senin yine herkesi atlatmış olduğunun ispatıdır!

 “Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde/ Gönlü buhurdan gibi yıllarca tüter./ Ve serin serin serviler altında kalan kabrinde/ Her seher bir gül açar, her gece bülbül öter.”


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.