• 19.04.2013 00:00

 CHP’yle ulusalcılık arasındaki ilişki nedir? Gelecekte nasıl bir seyir izleyecektir?


Gürbüz Özaltınlı
 cumartesi ve çarşamba günkü Taraf’ta bu soruya cevap arayan iki çok önemli makale yayımladı.

Tesbitlerinin hemen hepsine katıldığım için bir defa daha özetlemeye çalışacağım:

***

EVET, altı oklu kurumun yukarıdaki ideolojiyle bütünleşmesi; hiç olmazsa ona bugünkünden de daha çok yakınlaşması ciddi bir tehlike olarak mevcuttur.

Zaten ulusalcı aktivizm de bunun gerçekleşmesi için vargücüyle faaliyet sürdürüyor.

Ancak sözkonusu riziko sanıldığı ve abartıldığı kadar mukadder değildir!

Bambaşka bir kökene uzanan CHP’nin evrensel anlamda sosyal demokrat olmaması ve olamayacak olması, bu partinin eninde sonunda ulusalcılığa varacağı anlamına gelmez.

Çünkü hem o sosyal demokrasiyle o ulusalcılık arasında geniş bir ara skala vardır, hem de böylesine bir kaderciliği onaylamak yelkenleri baştan mayna etmek anlamına gelir.

Kaldı ki Türkiye’nin yenilenme süreci laik kesim içinde de bir kırılma ve sorgulama dinamiği yaratmıştır. Dolayısıyla CHP tabanı da kaçınılmaz olarak bundan etkilenecektir.

Umarım Özaltınlı’nın görüşlerini tahrif etmeden tekrar özetleyebilmişimdir.

***

İMDİİ, işin aslına bakarsanız belki bu satırları hiç yazmamam gerekiyordu.

Zira dün sabah tam bilgisayarın önüne oturmuştum ki ortalık aniden karıştı.

Gün, yukarıdaki tesbit ve tahlillerle tamamen çelişen bir haberle başladı.

Meğer CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu parti tabanının barış sürecini yüzde 63 oranla desteklediğini açıklayan Genel Başkan Yardımcısı Gülseren Onanç’a fena zılgıt çekmiş.

Dolayısıyla zaten yenilikçi kanat mensubu addedilen Onanç da metazori istifa etmiş!

Buyurun cenaze namazına!

***

ŞÜPHE yok, bu gelişmeyi ilk bakışta ulusalcıların zafer hanesi yazmak gerekiyor.

Eh, bir yandan partidaşlarına bile Silivri ağzıyla “CIA ajanı” diyebilen Dilek Akagün’ler,Muharrem İnce’ler, Emine Ülker Tarhan’lar falan el bebek, gül bebek tutuluyor.

Hepsi cız dedirten dokunulmazlık zırhlarıyla teçhiz edilmiş sayılıyor.

Ama buna karşılık sırf barış eğilimini dile getirdi diye Onanç istifaya zorlanıyor.

Böylesine bir operasyon ve rota çok doğal olarak CHP’nin “umutsuz vaka” olduğu, yaniulusalcılaşmasının kaçınılmazlık arzettiği tezini güçlendiriyor ki, olgu inkâr edilemez.

Dolayısıyla Gürbüz Özaltınlı’nın kaleme aldığı ve benim de paylaştığım görüşlerin gerçekle bağdaşmadığı ve iradi bir yaklaşımdan öte gitmediği izlenimi doğuyor. Oysa hayır!

***

HAYIR, çünkü başta da belirtildiği gibi CHP’nin ulusalcı ideolojisiyle bütünleşmesi ihtimali tabii ki çok ciddi ve vahim bir gerçekliktir. Nitekim de kimse tersini iddia etmiyor.

Zaten böyle bir iddia, iyimserlik ne kelime, düpedüz ahmaklık ve eblehlik olurdu.

Fakat yine de altı oklu kurumun ulusalcılaşması hâlâ ve hâlâ mukadder değildir!

Silivri seferlerine, küfürbaz iftiralara ve son operasyonlara rağmen kader addedilemez!

Ve o kadere boyun eğmemek için devreye girmesi gereken araç da her politik uğraşın özünü belirleyen ve yukarıdaki paragrafta “iradi” sözcüğüyle zikrettiğim olgudur.

Yani CHP’nin içinde ve dışında verilmesi gereken mücadelenin ta kendisidir.


Özaltınlı
’nın militan ulusalcılık için kullandığı aktivizmi aksi yönde uygulamaktır.

Sosyal demokrasi tabii ki hayal ama CHP hiç olmazsa demokrasiye böyle tutunabilir.

Laik kesim kuzularını kurda kaptırmamak için de bu iradi çaba mutlaka zorunludur.

Siyasi ve ruhi zeminin niçin başarıya müsait olduğu konusunu ise yarın işleyeceğim.


[email protected]