• 20.04.2013 00:00

 SOMUT siyaset pratiği açısından bakarsak CHP’nin ne olduğu bizi ilgilendirmiyor.

Onun ne olmaması gerektiği ilgilendiriyor!

Tabii ki ulusalcılığı kastediyorum.

***

DETAYI geçiyorum, benzerliklere rağmen milliyetçilikle ulusalcılık aynı şey değildir.

Bu ikincisi totaliter solun tekne kazıntısıdır. Bolşevik şarlatanlıkta yoğrulmuştur.

Zaten komünizmin çöküşünden sonra hezimete uğramışların öncülüğünde doğmuştur.

Bir intikam ideolojisidir. Ötekine nefret ve vasatlık zaptiyeliği ekseninde yükselmiştir.

Nitekim yukarıdaki çöküşe paralel olarak farklı ülkelerde de ortaya çıkmıştır.

Ancak birkaç istisna hariç başka hiçbir yerde Türkiye’deki kadar prim yapamamıştır.

***

ÜLKEMİZDE yapmıştır, çünkü Cumhuriyet ideolojisinin üretmiş olduğu paradigma ulusalcılıkaçısından çok mümbit bir topraktır. Tohum tarlada hemen bitivermiştir.

O tarlaya baştan beri en çok gübrenin atılmış olduğu parsel ise CHP mülkiyetindedir.

Dolayısıyla ulusalcı nüve ana stratejisini altı oklu partinin “fethi” üzerine kurmuştur.

Ancak “fetih” derken illâ kurumu ele geçirmek durumunu kastetmiyorum.

Mümkünse tabii ki denenecektir ve denenmektedir ama temel hedef kâh laik kesim, kâh endişeli modernler, kâh da beyaz Türkler diye adlandırılan seçmenler ve kadrolardır.

***

BU kitle sanıldığı kadar homojen değildir. En birleştirici öge AKP iktidarından dolayı hayat tarzına müdahale edildiği veya edileceği kaygısıdır. Esas asgari müşterek budur.

Yani, genel hat itibariyle seküler şehirlilerden ve Alevi kökenlilerden oluşan CHP tabanı sosyal veya sınıfsal bir ortaklıktan ziyade ruhi bir ortak paydada buluşmaktadır.

Kürt sorunu dâhil diğer bütün konular ikincildir ve potansiyel farklılaşma nedenidir.

Ve bizi ilgilendiren “CHP ne olmamalıdır” denkleminde onun ulusalcılaşmasınaengelleyebilecek avantaj da işte yukarıdaki birlikteliğin zaaflarından kaynaklanmaktadır.

***

ÖYLE, zira ulusalcıların laikperest dürtüleri gıdıklaması işin sadece taktik boyutudur.

Temel hedef Kürt düşmanlığını, Batı nefretini, otarşik kapanıklığı ve militarist sultayı benimsetecek bir totaliter ideolojiyi CHP tabanında hâkim kılabilmektir.

Oysa bu partiye oy veren genç kız tongaya basarak neo-Nazi Maocularla yürüyebilir.

Ama sonra onları “dejenere” (!) diye çıldırtan diskotekte Amerikan müziğiyle eğlenir.

Hicap giyinenlere sinirlenen yaşlı teyze “cumhuriyet kızıyım” diye ortaya atılabilir.

Fakat askerdeki torununun ölmeyeceğini düşünerek de Kürt barışını yürekten destekler.

Akşamları viski yudumlayan burjuva ise içkili mekânların dışlanmasına ateş püskürür.

Ancak tıkır ekonomi için “kamulaştırma” lâfını duyduğu an tüyleri diken diken olur.

Dolayısıyla, altı oklu kurumu belirleyen ve paydası gevşek olan bu müşteri kitlesininulusalcılaşması veya ulusalcılaşmaması önemli ölçüde iradi bir siyaset pratiğine bağlıdır.

Yani kim ki daha çok etkileyecektir, ibre ondan yana dönecektir.

***

O hâlde, aslında ulusalcı şarlatanlardan sonsuz defa güçlü, dürüst ve bilgili; üstelik de Bolşevik manipülasyonlara şerbetli olan elimiz, dilimiz ve kalemimiz armut mu topluyor?


Gürbüz Özaltınlı
’nın CHP’ye yönelik ulusalcı faaliyet için kullandığı aktivizm artık aynı kitleye karşı özgürlükçüler tarafından da gerçekleştirilmelidir. Kaybedilecek vakit yoktur.

Kabul, her şeyi determinizme indirgemek yanıltıcılık içerir. Zaten tek koşul değildir.

Ama yine de CHP’nin “ne olmaması gerektiğinin” cevabı böylesine iradi bir çabayı zorunlu kılmaktadır ki, bu partideki ulusalcılaşmayı aval aval bir kadercilikle seyretmeyelim.


[email protected]