• 27.04.2013 00:00

 ULUS-devlet gibi Türk kimliğine de geç ulaştık.

Sıfatın yerleşiklik kazanması şunun şurasında bir asra uzanır. Tarih açısından bir hiçtir

Lâkin geç oldu ama hiç de güç olmadı! Bir tuttu, pir tuttu!

Çünkü aynı tarih açısından bakıldığında kendi aidiyet tanımını bu kadar kısa bir süre içinde ve bu kadar köklü biçimde özümsemiş milletlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

Eh, kelime gökten zembille inmediğine ve bir şartlandırma operasyonuyla empoze edildiğine göre, Cumhuriyet ideolojisinin dev bir başarı kazandığını saptamak durumundayız.

***

VAKIA doğru, imparatorluğa yetişmiş bir bölüm şehirli elit sözcüğü benimsememişti.

Meselâ Çanakkale’nin ve Kanal’ın bahriye zabiti büyükbabam ölene dek kendini hep “elhamdülillah Osmanlıyım” diye tanımlardı.

Anneannem ise hoşlanmadığı insanları daima “Etrâk-ı bî-idrak” diye ünlemlemişti.

Oysa 20. yüzyılın ilk çeyreğinde bile bizzat o Etrâk dahi kendini Türk hissetmiyordu.           

***

HİSSETMİYORDU ve nitekim Şevket Süreyya Suyu Arayan Adamda, Kafkas cephesindeki askerlere “biz Türk değil miyiz” diye sorduğunda neferlerin kendilerini hakarete uğramış saydıklarını ve “Estağfurullah” cevabı verdiklerini nakleder.


Yakup Kadri
 ise Kurtuluş Savaşı fonunu kullandığı Yaban” romanında kahramanı Ahmet Celâl’le harbe kayıtsız kalan köylü arasında şöyle bir diyalog kurar:


“ İnsan Türk olur da nasıl Kemal Paşa’dan yana olmaz?


Biz Türk değiliz ki, beyim!


Ya nesiniz?


Biz İslamız! Senin söylediklerin Haymana’da yaşarlar.”

***

RUS Narodniklerden de esinlenmiş olan Yaban romanesk açıdan zaaflıdır.

Fakat Türk kavramını ve milliyetçiğini yeni keşfetmiş, daha doğrusu icat etmiş münevverlerle sözkonusu tanıma ve akıma tümden yabancı geniş kitleler arasındaki derin uçurumu dürüst biçimde ortaya koymak bakımından çok önemli bir kitaptır.

Zaten bu dürüstlükten dolayıdır ki Yakup Kadri zamanında okların hedefi olmuştu.

Lâkin inatçı gerçek değişmedi ve değişmiyor.

***

O GERÇEK de şu ki Türkiye’de önce ulus-devlet yaratılmıştır. Ulus sonradan gelmiştir.

Şöyle de diyebiliriz: İlkin milliyetçilik doğmuştur ve millet onun ardından üretilmiştir.

Yani gerek resmî ideolojinin, gerekse farklı ekollere mensup milliyetçilerin iddia ettiğinin aksine, modern ulus zaten varolan bir ulus bilinci üzerinde yükselmemiştir.

Ve burada tekrar yazının başına dönmek gerekiyor:

***


TÜRK
 kavramının patolojik bir dokunulmazlıkla teçhiz edilmiş ve heyhat, arazın da kitlesellik kazanmış olması tarihî veya “ulvî” (!) bir kökenden kaynaklanmıyor.


“Zafer”
in (!) sırrı, sonsuz yoğun bir tempoda uygulanmış şırıngalama- şartlandırma operasyonunun yine sonsuz kısa bir sürede başarıya ulaşmış olmasında yatıyor.

Operasyondaki hoyratlık ve Yabandaki köylünün daha dün Türk diye tanımlanmayı reddettiğini gizliyor olmak da aynı Türk kavramını ve milliyetçiliğini hastalıklı kılıyor.

Çoktan hazmettikleri için kimliklerini ispatlamak ve dayatmak hedefi gütmeyen millet ve milliyetçiliklerin aksine, bizimkisi ötekini dışlamak ve ben kılmak refleksleriyle yaşıyor.

Artı, evhamlı bilinçaltına korku enjekte etmek ekseninde kendini yeniden üretiyor.

Zaten de bunun için Türk sorunundan söz ediyoruz ki, doğrusu çözümü kolay değil...


[email protected]