Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Taksim parkı, hayat parkı

  • 1.06.2013 00:00

 TAKSİM Parkı’nda süren didişme var ya, aslında Amerika’yı tekrar keşfediyoruz.

Zira daha atmışlı yılların sonundan itibaren refah toplumları bunu çoktan yaşamıştı.

Pek çok Batı kenti bugün İstanbul’dakine benzer olaylara sahne oldu.

Zaten de Francesco Rosi’nin beyaz perdeye aktardığı ve Napoli’deki yıkım- inşaat dalaveresini işleyen “Şehrin Gaspı” adlı yapıt o dönem en kült filmler arasında yer alıyordu.


“Yeni sol”
 (!)  teorisyenler ise konuya dair cilt cilt kitap yayımlıyordu.


Kent mücadelesi 
literatüre sınıf mücadelesinin modern varyantı olarak giriyordu.

***

BRÜKSEL’de yaşarken Kuzey İstasyonu’ndaki istimlâk dolayısıyla bunlardan birine ben de katılmıştım. Hatta buldozere taş attığımdan zaptiye tarafından derdest bile edilmiştim.

Zaten aynı gün, alagarson saçlarıyla pek hoşuma giden ama farklı fraksiyondan olduğu için yüzüne bakamadığım bir kız da yıkılacak evlerden birine kendini zincirle bağlamıştı.


Mahalle Komitesi
’nin popüler bir müziğe uyarladığı şarkı da şöyleydi: “Kapitalizm yerimizden kımıldatamaz/ Belediye konut vermedikçe/ Kimse bizi kümese tıkıştıramaz.”

***      

GÖRDÜĞÜNÜZ gibi, kırk küsur yıl önce de refah toplumlarının kentlerinde yaşanan olaylar ve devreye giren aktörler Sulukule’den, Tarlabaşı’ndan, Taksim’den farklı değildi.

Yani, şu veya bu otorite şehir dokusundaki değişimi ve ortaya çıkan ihtiyaçları mazeret göstererek yine eskiyi yıkmak istiyor, bunu reddedenler de yine direnişe geçiyordu.

Bazen semt sakinlerinin de dâhil olduğu, fakat esas olarak sol militanların başı çektiği bu direnicilere göre istimlâk projelerinin arkasında hep spekülatörlerin hayaleti seçiliyordu.     


Kent mücadelelerine
 ilişkin tezler daima ve daima, kumpasın parti- belediye- müteahhit üçgeninde kurulduğu ve metrekareyi ucuza kapattıktan sonra da yeni yapılacak mesken veya ofisin fahiş fiyatla satılarak dev kâr sağlandığı iddiaları üzerine oturtuluyordu.

Doğru muydu ve doğru mudur!

***

BAZEN evet, bazen hayır! Hatta belki çoğu defa evet ama yine de her zaman değil!


Cinnet yıllarını
 noktaladıktan ve yaş kemale erdikten sonra bu tür genellemelere çok ihtiyatlı yaklaşıyorum. Artı, illâ öküz altında buzağı keşfetmek refleksine de uzak duruyorum.

Dolayısıyla Taksim konusunda da kesin bir fikrim ve hükmüm yok! Mütereddidim.

Tabii ki ağaçların kesilmesini onaylamıyorum. Fakat atadan bir İstanbullu olarak da, zaten hiçbir zaman tekin addedilmemiş Gezi Parkı’nın adına rağmen pek “gezi” (!) mıntıkası olmadığını ezelden beri bildiğim için pireyi deve yapmak tepkiselliğine prim vermiyorum.

Bir orta yol formülü bana daha makul, daha meşru ve daha uzlaşmacı geliyor.

Üstelik dediğim gibi, kent mücadelesi feleğinden çoktan geçmiş olduğum için Taksim’deki olayın çevreci ve insancı bir “siyaseten doğruculuk” maskesi arkasında esas itibariyle iktidar karşıtı bir bilek güreşine dönüştürüldüğünü göremeyecek kadar kör ve saf değilim.

Fakat direniş yine de çok hoşuma gidiyor.

***

ÇOK hoşuma gidiyor, çünkü cicili biçili sırt çantalarıyla rengârenk kamp çadırlarına girip çıkan o“muhalif gençler”  kendileri aksini iddia etseler bile aslında hem bizzat eylemin niteliğiyle, hem de hâl ve oluş tarzlarıyla ciddi bir refah toplumunun göstergesini sunuyorlar.

Kırk- elli yıl önce Batı’da gerçekleşmiş kent mücadelelerinin yeni aktörleri olarak aidiyetini taşıdıkları ülkenin ve şehrin bugün ulaşmış olduğu seviyeyi yansıtıyorlar.

Yani farkına varmadan reddettikleri şeylerin tezahürü olarak ortaya çıkıyorlar ki, eğer parkın yerine AVM yapılırsa hiç şüphesiniz olmasın, reyonlarda ilkin yine onlar dolanacak.

Bunu şimdiden ispatlayamam ama “hayat parkı”ndaki gezinti gelecekte ispatlayacak!


[email protected]

http://www.taraf.com.tr/hadi-uluengin/makale-taksim-parki-hayat-parki.htm

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.