Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Mahşeri kalabalığın uzağında

  • 29.06.2013 00:00

 BAŞLIĞI Thomas Hardy’nin aynı adı taşıyan romanından aldım.

İlk okuyuşum çok eskilere uzanıyor. Henüz ergenlikten çıkıp gençliğe giriyordum.

Başımda kavak yelleri bile değil naif romantikalar uçuyordu.

***

İNGİLİZ edip burada üçlü bir aşk hikâyesi anlatır.

O vakit etkilenmiştim ama şimdi öyle ahım şahım bir başyapıt olduğunu söyleyemem.

Herhâlde hayatını kazanmak için ilkin gazetede tefrika etmesinden olacak, Hardy bu romanda gereksiz tekrarlamalara ve lüzumsuz geri dönüşlere fazlasıyla yer verir.

Örneğin Polanski’nin enfes biçimde sinemaya da uyarladığı diğer eseri “Ubervilleli Tess”le karşılaştırılsa, Mahşeri Kalabalığın Uzağında ona kıyasla hayli zafiyetli sayılır.

***

ANCAK Kraliçe Victoria dönemi yazarı iki özelliğiyle sıradanlığı fersah fersah aşar.

Birincisi, şişko imparatoriçe yıllarına damga vurmuş sahte ahlakçılığı teşhir etmesidir. İkincisi de hemen daima Büyük Britanya taşrasını işlemesidir.

Zaten, tabiat dâhil atmosferi çok ayrıntılı biçimde tasvir ettiğinden Thomas Hardy 19. yüzyıl İngiliz edebiyatının natüralistler kategorisinde yer alır.

Geri planda hep hayalî bir Wessex mıntıkası vardır ki aslında burası Ada’nın güneybatısına düşen ve kendisinin de yerlisi olduğu Dorset bölgesidir.

***

MAHŞERİ Kalabalığın Uzağı”nda da dâhil Hardy’yi 1989 yazında tekrar okudum.

Çünkü aynı 1989 yılının gebe olduğu Doğu Avrupa devrimleri tedricen olgunlaşırken, ben o kuluçka yazını yukarıdaki Dorset’te geçirmiştim.

Eskiden beri âdetimdir, velev ki kapağını bile açmayayım, hamaliyesine katlanarak her gittiğim yere sözkonusu mekânla bütünleşen kitapları da taşırım.

Meselâ Dublin’e Joyce’u, Kudüs’e Tsirkas’ı, New York’a Dos Passos’u, Kyoto’ya Mishima’yı falan götürürüm.

İşte, kıyıda Manş Denizi’ne bakan ve içeride Derin İngiltere’nin ta kendisi olan bu sakin ve kırsal yöreye doğru yola çıkarken de bavulu Thomas Hardy’yle doldurmuştum.

***

ÇOK da iyi etmişim!

Hem mahşeri kalabalığın uzağında Hardy’yi tekrar hatmettim, hem de böyle bir uzaklığınbazen insanı kendisine ne denli yaklaştırabileceğini belki ilk defa keşfettim.

Daha doğrusu, biraz sonraki kıyaslamayla keşfettim.

Henüz yaz bitmeden o Doğu Avrupa devrimlerinin içine dalınca, aslında hiç sevmediğim, hatta yeknesaklığından korktuğum hâlde taşra sükûnetini aradığım oldu.

Tarihe tanıklık etmenin heyecanıyla titresem bile Varşova’nın, Peşte’nin, Berlin’in, Bükreş’in mahşeri kalabalıklarından irkildiğim ve olaylar ne denli hayatiyet taşırsa taşısın, onlarla kendim arasına derin bir mesafe koymak istediğim anlar yaşadım.

Dolayısıyla da, yine beraberimde götürdüğün bu şehirlerin yazarlarından ziyade hâlâ Dorset’inThomas Hardy’sini okumak istedim.

***

VE haniyse çeyrek yüzyıl sonra, yani şu 2013 yazında da yine mahşeri kalabalığın uzağındadurmak istiyorum.

Çünkü...

Çünkü “Kılıcı ve yıldırımı, kayan yıldızı; / Zorba denizin girdabını gördüm. / Arzın dikleşen omurunu iliğimde hissettim. / Korlu uçurumlarda ve karlı zirveler yürüdüm.

Yukarıdaki dörtlük de Hardy’ye aittir ve herhâlde mahşeri kalabalığın uzağında olmak dürtüsü bu daha önce görmüşhissetmiş ve yürümüş olmak durumlarıyla ilgilidir.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.