Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Ergenekon kararı

  • 7.08.2013 00:00

 HER devletin en temel özelliğini şiddeti ve cebri tekeline almış olması oluştur.

Bundan feragat eden veya onu paylaşan bir mekanizma gerçek devlet değildir.

Ve malûm, sözkonusu tekeli kanun denen nizamnamelerle kayda kuyda bağlayan genel sisteme dehukuk diyoruz.

Oysa yukarıdaki sistemle bütünleştirsek bile adalet aslında başka bir şeydir!


Hukuk
 ve kanuna kıyasla insanî, vicdanî, hatta ilahî duyguları daha ön plana çıkartır.

İşin içine biraz metafizik de girer dersem fazla yanılgıya düşeceğimi sanmıyorum.

Üstelik kanunun hayatı geriden izlediği ve esas itibariyle ondan sonra dönüştüğü hesaba katılırsa,adalet ve hukuk kavramlarının birbirleriyle çelişmesi de pekâlâ mümkündür.

***

İŞTE yukarıdaki açıdan baktığımızda da önceki gün Silivri’de duyurulan Ergenekon davası kararları belki hukukî içerik yansıtıyor ama hiçbir şekilde adil hüküm oluşturmuyor!

Hatta aslına bakarsanız, gerek mahkemenin özel yetkili niteliğinden, gerek bariz usul ihlâllerinden, gerekse soruşturmanın yamalı bohça muhteviyatından ötürü o hukukîlik bile son derece vahim ve son derece ciddi çelişkiler barındırıyor.

Dolayısıyla da pek çok sanığa verilen ceza kalıplaşmış tabirle, vicdan sızlatıyor!

***

TABİİ bunu söyledim diye, belki birkaç istisna hariç, zanlıların sütten çıkmış ak kaşık olduğuna inandığım falan sanılmasın! Daha neler!

Aksine, otuz küsur yıldır onların sözcüsü olduğu ceberut ideolojilerle dişe diş mücadele eden birisi olarak kahir ekseriyetin masum sayılamayacağını adım gibi biliyorum.

Tamam da, ne değişir ki?

Hasımlarının haksız, en azından ölçüsüz biçimde cezalandırılmasına “mehel olsun” diyecek bir insan hem bizzat o insanî dürtülerden, hem adalet kavramından kopmuş demektir.

Dolayısıyla, aynı ceberutluğun zıt varyantı olarak kendisi de ahlak yoksunudur.

Kaldı ki, delidir ne yapsa yeridir, şu şarlatan ve şaklaban profesör numunesinin darbe yapılabileceğine veya legalist ve naif eski genelkurmay başkanının örgüt üyesi olabileceğine inanmak için sırf adaletduygusunu değil, mantık olgusunu da yitirmiş olmak gerekiyor.

Zaten Cumhuriyet tarihinin en önemli ve en hayatî soruşturması olarak başlayan Ergenekonsürecinin daha sonra vicdanları yaralayan bir seyre girmiş olması da bu örgüt kavramının yanlış algılanmasından ve yorumlanmasından kaynaklanıyor.

***

ORADAN kaynaklanıyor, çünkü kontrgerillacı emekli generalinden sokak kabadayısı avukatına, kendisine rezil misyon vehmeden Ergenekon diye bir nüve tabii ki vardı.

Vardı ama zanlıların büyük çoğunluğu ulusalcı ideolojiye iman hariç onunla örgütsel bir ilişki içinde değildi. En kabadayısı Karanlıkçı Maocular gibi dirsek teması yapıyordu.

Başka bir deyişle, parçaların uyuşuyor olmasını yekpare bir puzzle’ın cismanî mevcudiyetinde değil, yukarıdaki ulusalcı nefretin beynî ortaklığında aramak gerekiyordu.

Oysa soruşturma, iddia ve karar makamları o nüve dışında var olmayan bir bünyeyi icat etmekle hemadlî yanlışa düşmüş; hem de suç gradosu kademe kademe sanıkları aynı kefeye koymakla adildavranmamış oldular.

Böylelikle de esas itibariyle tamamen doğru ve meşru bir yargılamanın intikamcılık güttüğü iddiasını güçlendirerek, o doğruluğu ve meşruluğu kamuoyu nezdinde şaibeli kıldılar.

***

ŞİDDETİ ve cebri tekelinde tuttuğu içindir ki devlet aynı zamanda af tekelini de tutar.

O hâlde, nüvenin ve ideolojinin burnu Silivri’de zaten sürtüldüğüne göre bu tür bir af artık hemErgenekon sürecindeki, hem toplumsal uzlaşmadaki yegâne adil hüküm olacaktır!


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.