Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Savaş suçundan insanlık suçuna

  • 18.09.2013 00:00

 SAVAŞ kanunsuzluk demek değildir! Onun bile yasaları vardır!

Her şeyden önce de muharip tarafların hedefi birbirlerini öldürmek değildir.

Yani teorik bir temenni olarak öyle olmaması gerekir!

***

ÇÜNKÜ von Clausewitz’in tanımıyla her savaş siyasetin şiddet boyutlu uzantısıdır.

Dolayısıyla da yukarıdaki hedef düşmana kendi siyasetini dayatmakla sınırlıdır.

Saf dışı etmek, bileğini bükmek veya pes ettirtmek tabirlerini de kullanabiliriz.

Bunun için de illâ öldürmek ve katletmek gerekmez.

Sonuca, hasım tarafa fiziki, iktisadi ve manevi yaralar vererek de ulaşılabilir.

Örneğin ve tabii yine teorik olarak söylüyorum, bir cephe çatışmasındaki askerin karşı siperdeki neferin alnına değil de daha az ölümcül olan bir organa nişan alması temenni edilir.

***      

AMA şüphesiz bu yaklaşım kitabidir. Hatta temennideki samimiyet de çok şüphelidir.

Kaldı ki, bırakın artık tarihe karışmakta olan yukarıdaki türden cephe muharebelerinde bile böylesine ince eleyip sık dokumanın zorluğunu, binlerce kilometre öteye düşen güllelere, bombalara, füzelere “yarala ama öldürme” komutunu vermek tabii ki mümkün değildir.

Ancak buna rağmen yine de savaşın belirli yasaları mevcuttur.

Zaten de o yasalar olduğu içindir ki uluslararası hukukta savaş suçu kavramı vardır.

Meselâ 1944 sonlarındaki Arden muharebesinde Nazilerin yaptığı gibi düşmanı aldatmak amacıyla onun üniformasını giymek suçtur. Yakalanan derhal kurşuna dizilir.

Yahut, yine aynı yerde ve yine aynı Nazilerin gerçekleştirildiği gibi teslim olmuş askerleri katletmek de büyük cürümdür. O esirlere kötü muamele ve işkence de öyledir.

Hele hele, misilleme ve rehin olarak sivil öldürmenin cezası mutlaka infaz mangasıdır.

***

BU savaş hukukunun ilk çerçevesi hümanist düşüncenin kurumsallaşma çabalarına paralel olarak ve 19. yüzyıl nihayetindeki Lahey Konferansı’yla çizilmeye başlandı.

Çeşitli Cenevre sözleşmeleriyle kademe kademe pekiştirilerek de kimyevi ve biyolojik silahları yasaklamaktan kişisel mayınları imha etmeye, bir dizi yeni maddeyle donatıldı.

Başka bir deyişle, savaş insandaki hayvani içgüdülerin dışavurumu olsa bile yine de onu nispeteninsani kılabilmek modern zamanların kısmen etik çabaları arasında yer aldı.

Tabii bunu geçmiş zamanlarda hemen her uygarlığın az çok damga vuran cengâver merhameti, şövalyelik ruhu, düşman asaleti gibi değerlerle de bütünleştirmek gerekiyor.

***

PEKİ, hanidir bir iç savaş yaşayan Suriye’ye baktığımızda ne görüyoruz?

Her iki tarafın da bir nebzecik bile ve en asgari cinsinden dahi savaş hukukuna riayet etmediği göz çıkartıyor. Bırakın yukarıdaki insaniyetçiliği, insanın “i”si bile ürperiyor.

Öz be öz kendi halkını ezelden beri hayâsızca katleden Esed familyası zaten malûm!

Babası dün Hama’yı topla yok etmişti, oğlu bugün Guta’yı kimyasal ölüme boğuyor.

Kabul ama “muhalefet” diye ortaya çıkan ve Müslümanlık adına vahşeti en korkunç boyuta vardıran meczup çeteleri de Şam diktatoryasından bir dirhem geri kalmıyorlar.

Tekbir getirerek rehine kellesi uçurmaktan tutun da, sırf Nesturi mezhepten oldukları için masumları kurşuna dizmekte, bilumum savaş suçlarını işlemekte birbirleriyle yarışıyorlar.


Esed
 insanlara kırk satır salladığında, çeteler de o insanları kırk katıra bağlıyorlar ki, buradan itibaren Lahey’in de, Cenevre’nin de savaş suçu kavramı çok, pek çok hafif kalıyor.

Artık insanlık suçu devreye giriyor ki, eğer bizim ulusalcılar gibi Baas katillerine; zıt yönde ise yine bizim İslamcılar gibi Cihat canilerine yandaş değilsek, ahlaken, vicdanen ve hukuken her iki tarafı da ebedi cehenneme mahkûm etmek insani bir yükümlülük oluşturuyor.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.