Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Demode asker

  • 5.10.2013 00:00

 HATIRLAYIN, önceki haftasonu uluslararası aktüalite açısından çok yoğun geçti.

Ve tabii, Kenya’da AVM katliamı, Pakistan’da kilise kıyamı, Irak’ta intihar saldırısı, Yemen’de rehine furyası falan, İslam adına gerçekleştirilen mezalimler yine en başa güreşti.

Öte yandan hem Alman seçimlerinde Angela Merkel üçüncü kez zafer kazandı, hem de ABD ve Rusya Suriye’nin kimyasal silahlardan arındırılması konusunda anlaşmaya vardı.

Dolayısıyla da bu hayhuy içinde İsviçre’deki son referandum gümbürtüye gitti.

Yani, zorunlu askerliğin kaldırılması yönündeki tasarının ezici çoğunluk tarafından reddedilmesi kısacık bir ajans haberi olarak kaldı ki, konuya eski bir anekdotla gireceğim.

***

CİNNET yılları dayatmış, kırk küsur sene önce Basel şehrinde hamallık yapıyordum.

Eh ense kulak yerinde, kâh ilâç balyalarını yüklen, kâh kuyruklu piyanoya omuz ver!

Protestan rahiplerin düşkünler yurdunda yer kalmayınca da postu istasyona sererdim.

Fakat aynasızlar hemen derdest edip karakol misafirliğine alıkoymasınlar diye son gece katarı düdük çalana dek tahta banklarla yeşil tramvaylar arasında oyalanmam gerekirdi.

Sonra, gözlerime inanamadığım sahneye şahit olmaya başladım.

***

BİLHASSA pazar akşamları üniformalı askerler gar büfesinin kapısına sırt çantalarını, çelik miğferlerini ve Sig marka tüfeklerini atıverip içeride bira üstüne bira yuvarlıyorlar.

Bardaklar boşalıp trenin hareket vakti geldiğinde de, bayağı çakırkeyif, pılı pırtılarını tekrar kuşanıp kışlaya dönüyorlar. Ne saçlar üç numara tıraşlanmış, ne de selâm çakıyorlar.

Artı, nöbetçi hak getire ve elini atsan ellisi, gıcır gıcır mitralyözlerin ister şarjörlüsünü, ister boşunu seç ve git! Fakat tek bir Allah’ın kulu yan gözle bile bakmıyor.

Biraz cengâverlik kokan biçimde oldu ama modern yurttaşı ilk defa orada keşfettim.

Kendi ülkesinin asker millet şablonuna şartlanmış birisi olarak da hem muazzam bir şaşkınlık, hem sonsuz bir hayranlık duydum. Ardından sora soruştura işin aslını öğrendim.

***

O işin aslı şu ki, özünde asker millet tanımını İsviçreliler için kullanmak gerekiyor.

Çünkü şehirlerini eczaneye, dağlarını hastaneye ve sakinlerini de hekime benzettiğim bu ülkeden günahım kadar haz etmesem bile Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek zorundayım.

Eğer konfederal devlet farklı etnisite ve kültürleri mükemmel biçimde yoğurabilmiş ve yurttaşları külliyen eşit kılabilmişse, bunun sırlardan birisi, belki de en önemlisi, o yurttaşların milis nitelikli bir zorunlu askerliğe tabi tutulmasında yatıyor.

Düzenli aralıklarla talimden geçmek kaydıyla İsviçre vatandaşı her erkek belirli bir yaştan belirli bir yaşa kadar silahaltındadır. Aynı silahını da kışlada değil kendi evinde saklar.

Varsın savaş yaşamamış ve varsın tarafsızlığı zengin bencilliğine dönüştürmüş olsun!

Kökeni Prusya’ya uzansa bile yine de aydınlanmacı bir pratik olan genel askerlik sayesinde İsviçre hâlâ İsviçre’dir ki, Frenk tabiriyle şapka çıkartarak selâmlamak gerekiyor.

***

OYSA orduların ya lağvedildiği ya da profesyonelleştiği bir 21. asır başında yaşıyoruz

Dolayısıyla İsviçre ahalisinin 22 Eylül referandumuyla yukarıdaki pratiği ezici bir çoğunluk olarak tekrar sahiplenmesi ilk bakışta gerici ve köhne bir refleks gibi gözüküyor.

Artı, tarihçesi ve cüssesi itibariyle de bu ülke asla evrensel bir model oluşturmuyor.

Ancak kendi hesabıma, militarizmle hiç alâkamın olmamasına ve üstelik vicdani ret ilkesini bir hak olarak sahiplenmeme rağmen yine de ne Alp ülkesi ahalisine gerici ve köhne damgası vuruyorum, ne de genel askerlik kavram ve pratiğini demode addediyorum.

Eh, demek hem hâlâ genel olarak moderniteye sadık kalıyorum, hem de kırk küsur yıl sonra bile Basel istasyonunda ilk kez gördüğüm o modern yurttaşa hayranlık besliyorum.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.