Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

İkinci kaybet kaybet

  • 11.01.2014 00:00

 DÜN dediğim gibi, 17 Aralık’tan beri yaşamakta olduğumuz kaybet kaybet sürecinde üç temel aktör ve unsur mutlaka zayiat verecek.

Bunlar Gülen Hocaefendi Camiası; AKP ve lideri ve sivil demokrasi atılımıdır.

Kaldığım yerden, yani ikincisinden devam ediyorum.

***

BURADAKİ sorun AKP’den ziyade Recep Tayyip Erdoğan’dır. Mesele Başbakan’ın otokratik, hatta giderek diktatoryal bir viraj dönmüş olmasından kaynaklanıyor.

Ama tabii ki inkâr edilemez, partisi ve kendisi çok büyük ve cesur atılımlara imza attı.

Fakat Kürt sorununa çözüm arayışı hariç, özellikle 12 Eylül 2010 referandumundan sonra izlenen güzergâh demokrasi kriterleri açısından artık asla onaylanamaz raddeye vardı.

Nitekim de aynı referandumun ana maddeleri arasında yer alan HSYK düzenlemesini şimdi yeniden değiştirmek; yani kuvvetler ayrılığı ilkesini hadım ederek yargı bağımsızlığını zapturapta almak çabası yukarıdaki diktatoryal gidişatın son tezahürünü oluşturuyor.

Sözkonusu yargının Camia’nın otonom bölgesi hâline geldiği iddialarındaki gerçek payı ne olursa olsun, böyle bir gelişme çoğulcu rejimle bağdaşmaz. Hukuku hukukla katleder.

Her hâlükârda girişim ya Anayasa ya da Avrupa mahkemesinden döneceği için AKP ve lideri bu bağlamda daha şimdiden kaybet kaybet’in diğer tarafı olarak ortaya çıkıyor.

***

AVRUPA dedim fakat buna ABD ve genel uluslararası camiayı da eklemek gerekiyor.

Son gelişmenin iktidar sözcüleri tarafından Washington- Tel Aviv komplosu olarak nitelendirilmesi abukluğunu tabii ki çöpe atalım ama şu vakıa doğrudur: Deyim yerindeyse, o uluslararası camianın çok değer verdiği ve örnek addettiği Erdoğan’ın üstü çizileli epey oldu.

Sebebi de kendisidir. Çünkü demokrasi kıstasları açısından içeride, diplomatik açıdan ise dışarıda uyguladığı politika ait olduğumuz o camia tarafından hazmedilecek şey değildir.

Başta Gezi Direnişi olmak üzere dâhili bünyede muhalefete karşı geliştirdiği ceberut söylem, hariçte ise ŞİT üyeliğinden dem vurmaya veya Çin füzesi ısmarlamaya varan hezeyan, hükümeti ve önderini uluslararası planda kaybet kaybet’e iten hayati faktörlerdir.

***

ÖTE yandan, AKP’yi ve liderini yine aynı kaybet kaybet’e mahkûm eden esas ve güncel olgu son yolsuzluk vukuatlarıdır.

Gerçi doğru, yazık ki toplum bal tutan parmağını yalar sözüne az çok temayüllüdür.

Fakat buna rağmen Türkiye kamuoyu da bütün kamuoyları gibi yolsuzluklara karşı belirli ölçüde hassastır. Dolayısıyla o yolsuzluklar her iktidarın yumuşak karnını oluşturur.

Hele hele mevcut iktidar kurumunun hep kendi aklığını işlediği düşünülürse, ister yukarıdaki gibi adlî müdahaleyle örtülmeye, isterse de istisna diye geçiştirilmeye çalışılsın, AKP’nin ve liderinin badireyi fire vermeden atlatacağını varsaymak mümkün değildir.

Zaten doğal bir iktidar yıpranması yaşayan; artı, Recep Tayyip Erdoğan’ın otokrat ve pederşahi tutumundan rahatsızlık duyan kesimleri kendinden uzaklaştıran Parti ve Başbakan yukarıdaki gelişmenin faturasını seçim sandığında az veya çok ödemek zorunda kalacaktır.

***

AMA hayal kurmayalım. Hemen şimdiden illâ çok ödeyecektir diye kestirip atamayız.

Şu bir vakıa ki, karizmatik kişiliği ve kavgacı mizacıyla ya aşk ya da nefret lideri olmayı seçmiş olanErdoğan’a aşk duymaya devam kitleler hâlâ geniş ve yoğundur.

Fakat yine de müttefiklerini ittiği, dostlarını küstürdüğü ve yol arkadaşlarını kandırdığı için Başbakan ve partisinin kaybet kaybet’te zayiat vermesi mutlaka ve mutlaka mukadderdir.

Aynı kaybet kaybet sürecinin en önemli ve en son unsuruna, yani 17 Aralık’la birlikte büyük darbe yiyen sivil demokrasi atılımına çarşamba günü geleceğim.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.