Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Tarafsız taraftar

  • 17.01.2014 00:00

 KENDİ açımdan bakarsam bugünkü durum üstadım Raymond Aron’un taraftar seyircisaptamasına pek uymuyor.

Evet, ortada bir mücadele var ve ben de seyirciyim ama taraftar değilim!

Hasımlardan biri lehinde veya aleyhinde tezahürat yapmak zaten ne kelime...

En pespaye bel altı vuruşların gırla gittiği bir kavgada o hasımlardan birine şakşak, diğerine ise lânet yağdırmak ne ahlâkî terbiyemle, ne de siyasi duruşumla bağdaşır.

Öte yandan, bütün samimiyetimle söylüyorum, “fakat her şeye rağmen kalbim yine de şuna veya buna meylediyor” bile diyemem.

***

DİYEMEM ama muhterem ve saygın kanaat önderi addettiğim Gülen Hocaefendi ve Camia’sına yirmi küsur senedir sevgi ve hürmet beslemiş olduğum da doğrudur.

Zaten şeffaflık, dişilik ve estetik yoksunluğu eleştirilerimi daima ifade etmiş olmakla birlikte, dün olduğu gibi bugün de Camia’nın dev bir misyon yerine getirdiğini düşünüyorum.

Hizmet Hareketi dünyadaki İslam algılamasını olumlu kılmaya çalışmak; din ve mezhepler, dolayısıyla medeniyetler arası hoşgörü ve diyalogu güçlendirmek; kültürel aidiyetini taşıdığım Türklük havzasını pekiştirmek; bilhassa da mevcut yeryüzü kurgusunu doğru ve rasyonel denklemde okumak konularında çok büyük başarılara imza attı.

Bunun inkârı nankörlük olur ki, nitekim de temennim, atmaya devam etmesidir.

Tamam ama yukarıdaki şeffaflık yoksunluğunun doğal uzantısı olarak ve yarı Cizvit- yarı Bolşevik yöntemlerle hiyerarşiye paralel bir yapı inşa etmek; artı, hem özellikle Emniyet ve Yargı bünyesindeki bu sızma vasıtasıyla toptancı ve intikamcı bir adalet uygulamaya kalkışmak, hem de her iktidarın yumuşak karnını oluşturan bir yolsuzluk çıkartmasıyla AKP hükümetine ve Başbakan Erdoğan’a açıkça kumpas kurmak kabul edilecek bir şey değildir.

Dolayısıyla, kendi hesabıma ne Gülen Hocaefendi ve Hizmet Camia’sına yakın bir taraftar seyirciolabilirim, ne de en azından gönlümün oraya meylettiğini söyleyebilirim.

***

AYNI sempati- antipati ikilemim yukarıdaki siyasi kurum ve lideri için de geçerlidir.

Mevcut olmadığı için yirmi küsur yıl değil ama sözkonusu parti kurulmadan önce bile sonradan AKP’ye dönüşecek olan çizgiye daha en baştan olumlu baktım. Haklı da çıktım.

Nitekim askerî vesayeti bertaraf ederek sivilliği hükümran kılmaktan Kürt sorununda hayati adım atmaya; artı, Türk modelini uluslararası düzeyde örneğe dönüştürmekten toplumsal refahta muazzam sıçrama gerçekleştirmeye, o AKP ve o Recep Tayyip Erdoğan bir dizi dev atılımı daha şimdiden modern Cumhuriyet tarihine yazdılar.

Tabii ki bunları inkâr etmek de nankörlük olur ve zaten çoğunun geri dönüşü yoktur.

***

FAKAT ben yine de iktidar partisi ve Erdoğan’dan yana taraftar seyirci değilim!

Veya kalbim hiç olmazsa gizli gizli o tarafa temayül göstermiyor.

Zira zaten her gün sıraladığım nedenlerden ötürü, artık tamamen otokrat rotaya giren Başbakan’ın yönetim tarzıyla uzlaşmak veya kerhen he demek, bizzat kendisinin katkı sağladığı sivil ve çoğulcu demokrasiden taviz vermek anlamına gelir.

Üstelik de kötü gidişata dur demek refleksini körelterek, durumu çok vahimleştirir.

***

ANCAK her iki bağlamda da bu tavrı asla tarafsızlık olarak algılamamak gerekiyor!


Ne hâlleri varsa görsünler
 diye sıyrılıp kendini tarafsız seyirci ilân etmek kaypaklığın ve kolaycılığın dik âlâsı olacağı gibi aslında ahlaki ve siyasi kıstaslardan da vazgeçmek olur.

Evet, seyirciyiz ama hasımlardan birine değil yalnız ve yalnız kurallara mutlaka taraftar olmakla yükümlüyüz ki, onların neler olduğu konusuna yarın geleceğim.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.