Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

İki aylık bilanço

  • 14.02.2014 00:00

 17 Aralık’tan hemen sonra kaleme aldığım ilk makalede şu tespiti yapmıştım:

Kazananı olmayacak olan bir kaosa girdik!

Hatta Başbakan’ın sık sık dil pelesengi ettiği metaforu kasten tersine çevirerek daha sonra peş peşe yazdığım bir dizi sütunda kaybet-kaybet başlıklarını kullandım.

Sözkonusu kaybedecekleri de Gülen Hocaefendi Camiası; AKP iktidarı ve lideri ve tabii bilhassa bütün Türkiye geneli olmak üzere üç temel aktör ve unsurla isimlendirmiştim.

Heyhat ki geçen iki ay müneccimlik değil gerçekçilik olan bu öngörüyü doğruladı.

***

ÖYLE, çünkü 17 Aralık’tan sonra ülkenin muazzam bir hercümerce yuvarlandığı artık zaten kimsenin inkâr etmediği ve edemeyeceği bir vakıa oluyor.

Adalet ve güvenlik mekanizmalarını kapsayan çok vahim “didişmelerden” (!), kişi ve kurum mahremine tecavüz eden çok alçak bel altı vuruşlara; oradan da yolsuzları örtmekten liberal burjuvaziyi hedefe koymaya veya döviz kurunun tavana vurmasından kredi notunun düşürülmesine, Türkiye siyasi, ahlaki ve iktisadi açılardan derin bir girdaba sürükleniyor.

Badireden nasıl çıkar? Ne zaman çıkar? Hatta çıkar mı?

İşte ancak bu sorulara cevap vermek müneccimlik olur ki, tabii yanıtsız bırakıyorum.

***

ÖTE yandan, tablo 30 Mart seçimlerinden sonra, o da ancak nispeten netleşecek olsa bile şu aşamadaen az kaybeden tarafın Başbakan ve AKP olduğunu saptamak durumundayız.

Özeleştiriyi zül addeden ve otoritarizmi artık zirveye vardıran Recep Tayyip Erdoğan’ın kavgacı mizacına uygun biçimde hükümet kurumu resti restle gördü.

En iyi müdafaa hücumdur taktiğine uyarak karşı atağa geçti ve zayiatını asgaride tuttu.

Dolayısıyla iktidar partisinin 17 Aralık’ta ölümcül yara aldığını söylemek ne gerçekle bağdaşıyor, ne de böyle bir tespit temennileri o gerçeklerin yerine koymaktan öteye gidiyor.

 ***

ÖVÜNMEK için söylemiyorum ama bunu da iki ay önce varsaymıştım.

Kısa vadede “AKP ve Erdoğan gitti, gidiyor” türü hayalciliğe kapılmamak gerektiğini ve öznel arzularımızı nesnel verilerle karıştırmanın düş kırıklığı yaratacağını vurgulamıştım.

Zira gerek günahkâr bir alışkanlığın bal tutan parmağını yalar sözüne müsamahalı yaklaşması; gerek iktidar partisi kitleleriyle aynı değerleri paylaşan Gülen Hocaefendi Camiası tabanının 17 Aralık’ı hoş karşılamaması; gerekse de hükümet sözcüleri tarafından üretilen “uluslararası komplo” (!) teorilerine Türkiye’de her kesimden insanın çok yatkın olması AKP’nin ve Başbakan’ın elini güçlendiren kartlar olarak şekillendiler.

Artı, Sezar’ın hakkı Sezar’a, bunlara bir de son on iki yıllık dönemde geniş kesimlerin ciddi bir refah atılımı yaptığını ve vefakârlık sürdüğünü eklemek gerekiyor.

Dolayısıyla da, sarsılsa bile ampul amblemli kurumun ve önderinin şu aşamada öyle aman aman bir zayiat vermemesini normal karşılamak ve sürpriz saymamak gerekiyor.

***

FAKAT dediğim gibi, yukarıdaki olgu ancak kısa vade için geçerlidir.

Tıpkı ilk gün tespitindeki gibi, 17 Aralık’ın iki aylık bilançosundan sonra yapılacak bir saptamada da hem AKP’nin, hem Recep Tayyip Erdoğan’ın orta vadede kaybet-kaybet’in mutlaka üçüncü unsuru olacağını söylemek ne müneccimlik, ne hayalperestlik olur.

Çünkü kaos öylesine vahim, girdap öylesine derin ve hercümerç öylesine sakildir ki, günahkâr bir müsamahakârlığa ve kitlesel bir vefakârlığa rağmen içeride siyasi, iktisadi ve ahlaki dürtülerin; dışarıda ise uluslararası konjonktür ve dinamiklerin iktidar partisini ve liderini uzun süre taşıması da, kaldırması da, gözetmesi de artık mümkün değildir!

Neden mümkün olmadığı ve olamayacağı konusuna başka yazılarda değineceğim.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.