Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Kıyamete mi, selâmete mi

  • 26.02.2014 00:00

 Bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyamete!


Tabii bir de kafiye olarak selâmet kelimesinin kullanıldığı zıt varyant var...


Fakat bugün böyle bir lâf etmek için ahmaklık derecesinde iyimser olmak gerekiyor.


***


ÖYLE, çünkü Türkiye son aylarda Cumhuriyet tarihinin en kaoslu dönemini yaşıyor.


Hayale kapılmayalım, kısa, hatta belki orta vadede dahi selâmet ufku falan belirmiyor.


Fakat hayır, ilk saptamayı fazla abarttım. Düzelteyim.


Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en kaotik devlet krizini yaşıyor!


Zira özellikle yetmişli yıllardaki hercümerç bugünküne rahmet okuyacak bir raddeye varmıştı vedevletin ötesinde, istisnasız toplumun bütün katmanlarını etkiliyordu.


***


OYSA şimdiki kaos esas itibariyle yukarıdaki devlet mekanizmasını kapsıyor.


Marksist lügati paralarsak, didişme bütün kurumlarıyla üstyapıda cereyan ediyor.


Yani ortada öyle aman aman bir sınıf çelişkisi, üretici güçler zıtlaşması, hattâ dinci - laikçi gibi sosyolojik bir ikilem hissedilmiyor.


Nitekim de o yetmişli yıllardan farklı olarak kitleler krizi gündelik hayatta yaşamıyor.


Daha doğrusu, mukadder sonuçları o raddeye varmadığı için henüz yaşamıyorlar.


Dolayısıyla, eve giderken kurşunlanmak tehlikesi, aş pişirirken tüpgaz bulamamak sıkıntısı veya tütün alırken karaborsaya gitmek arayışı mevcut olmadığı içindir ki, toplumsal açıdan Cumhuriyet tarihindeki en kaoslu döneme ulaşıldığını söylemek mübalağalı kaçar.


Fakat bu saptama vahameti ortadan kaldırmıyor ve bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyametetekerlemesini selâmet kafiyesiyle değiştirmek iyimserliğine imkân tanımıyor.


***


TANIMIYOR, çünkü yaşanmakta olan devlet kaosu özünde bir rejim meselesidir.


Yaratacağı bütün sonuçlarıyla da toplumsal buhranı er geç kaçınılmaz kılacaktır.


Temel sorun ise eski statükonun yerine henüz yenisinin inşa edilememiş olmasıdır.


Kıyametonun nasıl kızağa konulacağı ve kimin denetleneceği konusunda kopuyor.


Bu mahşerî kavgada da her şeyden önce, devlet aygıtının mutlaka ürettiği ve üretmek zorunda olduğu ve devlet terbiyesi diye adlandırılan asgari etik değerlerin ırzına geçiliyor


İşte tam burada da Cumhuriyet tarihinin en derin devlet krizi kapıya dayatıyor.


***


EN derin, zira yukarıdaki yetmişli yıllarda bile o terbiyeyi, daha doğrusu kültürü imparatorluk geleneğinden devralmış olan o Cumhuriyet’te bugünkü tabloya rastlanmadı.


Yargı sisteminden gizli servislere ve iktidar yolsuzluklarından paralel yapılara, mevcut yasaları ve ahlaki değerleri böylesine açıkça çiğneyen; bel altı darbeleri böylesine hayâsızca indiren; kişi mahremlerini böylesine arsızca teşhir eden ve aynı zamanda da devlet aygıtına ya sahip, ya talip olan böylesine hazin aktörleri Türkiye şimdiye dek hiç tanımadı.


Artı, yukarıdaki yolsuzluklar ayyuka çıkmışken ve delilleri de ortaya saçılmışken, sırf çoğunluk iradesi olarak algıladığı ve sunduğu demokratik rejimin kuvvetler ayrılığı ilkesini hiçe sayan; böylelikle de sözkonusu yargıyı denetim altına alarak bunları komplo ve kumpas diye hasıraltı etmek cesaret ve cüretini gösteren bir iktidara rastlanmadı.


Bunun esas ve temel sorumlusu ise, başta otoriter ve giderek diktatoryal lideri Erdoğan olmak üzere, eski statükoyu yıkmakla çok önemli bir başarıya imza atan fakat yenisini yine otoriter ve keyfî bir eksende tahayyül eden AKP iktidarıdır!


 Evet evet, bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyamete ki, şom ağızlılıktan değil gerçekçilikten, ufukta yine de selâmetin gözüktüğünü söyleyebilecek umuttan yoksunum!



[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.