Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Jerminal

  • 17.05.2014 00:00

 FRANSIZ İhtilâl-i Kebir’i takvimi de değiştirmişti. Gregoryen olanını çöpe attı.

Eski Rejim ve Hıristiyanlıkla bağları kopartmak için ay isimlerini tekrar vaftiz etti.

Mevsim dönüşümlerinden ve ziraî faaliyetlerden yola çıkan yeni tanımlar üretildi.

Zaten 1923 Cumhuriyet’imiz de kısmen aynı yolu izledi.

Teşrin-i Evvel’e ekim, Kanun-i Sâni’ye ocak falan dememiz buradan kaynaklanır.

Ancak gariptir, Türkiye’deki değişim yerleşiklik kazandı ama Fransa’daki tutmadı.

Altıgen ülke 1806’da eskisine döndü ve Komün istisnası hariç artık dokunan olmadı.

***

İŞTE yukarıdaki Devrimci Takvim’deki aylardan birisinin adı da Jerminal’dir.

Bu tanım filizlenmek anlamındaki “germer - jerme” fiilinden türetilmiştir.

21 Mart - 19 Nisan arasındaki ilk bahar dönemine tekabül eder.

Fakat Jerminal sözcüğünün hemen bütün lisanlarda biliniyor olması çabucak unutulup giden Jakoben müdahaleden değil Emile Zola’nın aynı adı taşıyan romanından kaynaklanır.

Malûm, hikâye 19. yüzyıl nihayetinin Kuzey Fransa kömür ocaklarında geçer.

Lille şehri çevresinde her bakımdan sefalet yaşayan maden işçilerinin hayatını anlatır.

Belgesel bir film nesnelliğiyle akıp giden satırlar okuyucuya gerçeğin tokadını patlatır.

Kitabın Jerminal serlevhasıyla yayımlaması da natüralist yazarın işçi mücadelesinin tıpkı bahardaki tabiat gibi filizlenmeye başlamış olmasından duyduğu umuda atfedilir.

***

SOMA Jerminal değil! Felaketin boyutu ve ihmalin sorumluluğu ne olursa olsun; artı, Fransa’yla Türkiye arasındaki insan hayatı değeri, iş emniyeti yönetmeliği, denetim sistemi ciddiyeti ne denli birincinin lehine meylederse meyletsin, yine de 21. yüzyıl başındaki Manisa maden ocağıyla 19. yüzyıl sonundaki Lille kömür kuyularını eşdeğer addetmek haksızlık olur.

Hele hele, dün örneklediğim gibi bütün tedbirlere rağmen madencilik mesleğinde sıfır riziko olamayacağı ve ocaklar henüz Avrupa’da işletilirken buralarda bile çok büyük facialar yaşandığı hesaba katılırsa, Jerminal eşittir Soma demek ucuz bir demagojiden öteye gitmez.

Fakat teşbihte hata olmaz, yine de bazı izafi benzerliklerden bahsetmek gerekiyor.

***

BİRİNCİ benzerliği tabii ki kâr unsuru oluşturuyor. Artı-değer kuralını kastettim.

İşçilere ister Zola romanındaki gibi sefil ücret ödensin, ister Batı’daki gibi en yükseği verilsin; üstelik de ister devlet, ister özel sektör işletsin, her ekonomik organizmayı yaşatan o kârlılık marjı ilkesi madenlerde de geçerlidir. Açgözlülük oranı değişebilir ama öz aynı kalır.

Fakat şayet böyle bir yüksek ücret artık o kârlılığı engelliyorsa, yukarıdaki Avrupa’nın yaptığı gibi kuyular peyderpey kapatılır. Ya başka bir enerjiye geçilir ya da kömür ithal edilir.

Ve Türkiye henüz oraya gelmediği, yani kömür ocaklarından maliyet ötesi bir artı-değer hâlâ sağlanabildiği içindir ki Soma Jerminal’le en önce bu iktisadi kaidede benzeşiyor.

***

İKİNCİ benzerlik ise istihdam arz- talebinde ve işgücünün sınıf kökeninde yatıyor.

Tarımdan kopmuş Kuzey Fransa işsizleri bütün rizikolara ve sefil ücretlere rağmen ocağa girmek için can atıyorlardı. İşte aynı işsizlikten dolayı ve aynı köylü kökenden inen insanlar da Soma’nın ve diğer Türkiye madenlerinin Jerminal uzantısını oluşturuyorlar.
Bunlara bir de üçüncü unsur olarak gerek Emile Zola’nın romanında yer alan, gerekse işçi sınıfı tarihinde sayısız örnekleri olan ve tıpkı Soma’daki gibi her kuyu faciasıyla veya grev kararıyla birlikte kâh işverene, kâh otoriteye yönelen insani öfkeyi eklemek gerekiyor.

Evet evet, başta belirttiğim gibi tabii ki göreceli kılmak ve teşbihte hata olmadığını kabullenmek kaydıyla Soma’yla Jerminal arasındaki benzerlikler hâlâ ve hâlâ sürüyor.

Umalım ki gelecek Jerminal ayında taze kabirler insan hayatının değeriyle filizlensin!

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.