Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Gurbet ve siyaset

  • 24.05.2014 00:00

YIL 1971 veya 1972 olacak... Kuzeylerden İtalya’ya iniyordum.

 

O vakitler tren, Alpleri tırmanmadan önce İsviçre Basel’inde lokomotif değiştirirdi.

 

Dolayısıyla da on- on beş dakikalığına peronda oyalanmak imkânı doğardı.

 

İşte tekrar kompartımana döndüm ki hem İtalyan Komünist, hem de Hıristiyan Parti’nin seçim bildirileri bırakılmıştı. Avrupa’da çalışan Yarımada işçilerinden oy isteniyordu.

 

Belli ki iki örgütün de militanları mola sırasında propagandayı bütün katara dağıtmış.

 

***

 

O DÖNEM Avrupa’ya göçmen gönderen ülkeler arasında bu tür seçim çalışması yalnız İtalya’ya özgüydü. İspanya’da Franco, Portekiz’de de Salazar diktaları hüküm sürüyordu.

 

İşgücü ihraç eden diğer Cezayir’leri, Fas’ları, Tunus’ları ise zaten hesaba katmıyorum.

 

Dolayısıyla, aynı İtalyanların yoğun bulunduğu kent ve semtlerde hem Dante dilinden gazeteler bayilerin başköşesine otururdu, hem de Çizme Yarımadası’nın her politik kurumu Paris’te, Köln’de yahut Kopenhag’da liderlerin katılımıyla miting ve toplantılar düzenlerdi.

 

Yine komünist Berlinguer’in ve yine Hıristiyan Moro’nun turnelerini hatırlıyorum.

 

***

 

SONRA durum evrildi. Demokrasiyle birlikte İspanyol ve Portekizli göçmenler için de aynı olgu devreye girdi. Onların da gazeteleri satıldı, onların da siyasileri oy istemeye geldi.

 

Ancak bir on- yirmi yıl daha geçti ki manzara önce tedricen, sonra tamamen değişti.

 

Futbol içerikli olanları hariçanavatan gazetelerine olanilgi son derece azaldı.

 

Politikacılar ise kendi muhacirlerine yönelik seçim kampanyası düzenlemez oldular.

 

Çünkü ikinci, üçüncü kuşak derken önce uyum, sonra asimilasyon gerçekleşti.

 

Yeni nesillerin o anavatana olan ilgisi egzotik bir merakla sınırlı kalmaya başladı.

 

Öyle tabii... Oslo doğumlu bir İtalyan kökenliyi Berlusconi ne kadar ilgilendirir ki?

 

İşte buradan hareket ederek ve Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı kampanyası için Almanya’ya da gidecek olmasından yola çıkarak Türkiyeli gurbetçilere geliyorum.

 

***

 

SAYILARI üç milyona yaklaşan o gurbetçiler ki, şimdi uzun uzun değinemeyeceğim sosyo-kültürel nedenlerden dolayı ve kısmen Mağribiler hariç, Avrupa’daki tüm muhacir milletleri arasında yukarıdaki uyumu ve asimilasyonu en az gerçekleştirebilmiş kitledir.

 

Nitekim göçün ellinci yılına rağmen daha düne kadar Türkçe gazeteler diğerleriyle kıyaslanmayacak oranda çok satıyordu. Sanki bir erdemmiş gibi de bununla övünülüyordu.

 

Zaten bugün bile Brüksel’deki, Berlin’deki, Stockholm’deki Türk ve Kürt mahalleleri gerek hayat tarzı, gerekse dış görünüm itibariyle altmışlı ve yetmişli yılların ücra Anadolu taşrasından çok farklı bir manzara sunmuyorlar. Donmuş bir anakronik zamanı yansıtıyorlar.

 

Artı, en marjinal ulusalcılarından AKP’nin uzandığı Milli Görüş gibi en genişlerine, bütün politik yapılanma ve akımlar; bütün etnik ve mezhebî örgütlenmeler; bütün hemşerilik vememleketlilik eksenli ilişkiler Türkiye’dekinin aynısıyla, hatta fazlasıyla orada da sürüyor.

 

Dolayısıyla da aslında artık egzotik bir merak olması gereken anavatandaki siyasi gelişmelergurbetçileri hâlâ ve hâlâ yaşadıkları toplumlardakilerden daha fazla ilgileniyorlar.

 

***

 

HAYIR, bunun savunulacak, övünülecek, iftihar edilecek hiçbir yanı yoktur!

 

Tam tersine, eğer Türkiye başbakanı veya herhangi Türkiye siyasetçisi göçten yarım asır sonra bile gurbetçilerden oy alabilmek için Avrupa’ya gidiyorsa, bu olgu aslında hem mevcut uyumsuzluğun, hem de aynı uyumsuzluğu sürekli kılabilmek iradesinin tezahürüdür.

 

Ve ne zaman ki o gurbetçiler o Türkiye politikacılarını bir oy ve taraftar potansiyeli olarak artık hiç ilgilendirmeyecektir, işte ancak o zaman şu lânetli gurbetçi lâfı çöpe atılarak Avrupalı Türkiyelilerden söz etmek mümkün olacaktır.

 

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.