Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Gülünesi bir yazı

  • 1.08.2014 00:00

 “GÜLMEK yalnız insanlara özgü bir haslettir!

Yukarıdaki aforizma büyük Fransız hümanist FrançoisRabelais’ye aittir.

16. asırda kaleme aldığı ve hemen hemen de döneminin bütün kurum ve tabularını zehir zemberek bir dille hicvettiği Gargantua adlı harikulâde eserde hurufata dökülmüştür.

***

MADEM bir Fransız’la başladım, yine bir başka Fransız’la devam edeyim.

Gustave Flaubertde “Şu ölümlü dünyada gülmekten daha ciddi bir iş yoktur” der.

Ve tabii, Madam Bovary yazarının bu tür bir cümle telaffuz etmek ihtiyacını hissetmesi tıpkıRabelais dönemindeki gibi, ondan üç asır sonra bile gülmenin “müesses nizam(!)tarafındanhâlâ hoş karşılanmıyor olmasından kaynaklanıyordu.

Yani Flaubert Gülmekten daha ciddi iş yoktur”derken aslında o müesses nizamın dayattığı ciddiyete gülüyordu.

***

OLDU olacak, hadi tekrar Fransa’dan bir örnek daha vereyim.

En az yukarıdaki 19. asırdan başlayıp bugüne dek dil pelesengi edilen atasözünü aktarıyorum.

Femme qui rit, / A moitié dans ton lit” !

Yukarıdaki orijinali kafiyeli olduğu için tam tercümesini yapamayacağım ama “Hatun güldü, / Yarı yarıya yatağına girdi” sözleriyle Türkçeleştirsem fazla yanlış olmaz.

***

TABİİ bilumum feminist örgütler bu süper maçist ve bu ultra erkekmerkezci lâfa karşı fi tarihinde çok yoğun bir kampanya yürüttüler.

Yerden göğe kadar haklı olarak,“Bre herifler, çehremizin çizgileri gevşeyince uçkur lastiğimizin de mi gevşeyeceğini sanıyorsunuz” diye sokaklarda tencere tava çaldılar.

Ama kadınlarla yapılan her sondajda da onların “Bir erkekte sizi en çok ne cezbeder”sorusuna verdikleri cevaplar ezici çoğunluk olarak “Beni güldürmeleri” biçiminde şekillendi.

Eh, bu defa da o “herifler”(!), “Yalan mıymış? Ecdadın bir bildiği var ki böyle söylemiş. Elinizin hamuruyla atasözümüze dokunmayın ve zaten de isterseniz hem somurtun” diye celâllendiler ki, iş nihayetinde pat bir beraberlikle tatlıya bağlanmış oldu.

***

BURADA bir parantez açacağım. Benim atasözüne olan itirazım tam ters yönden...

Çünkü eğer öngörü illâ doğru olsaydı, değil bir kadının yüzüne bir nebze tebessüm iliştirebilmek, bizzat kendisi hamhalat ve kabızlık derecesinde bir ciddiyet budalası olan bu satırlar yazar bırakın yatağının yarısına, eline dişi elinin yarısını bile değdiremezdi.

Doğrusu pek öyle olmadı...

***

ANLADINIZ. Bütün bunları, tabii ki dindar ve muhafazakâr kimliğiyle bana haydi haydi uzak düşen, fakat hem etik ve ilkeli tutumundan, hem de o muhafazakâr değerlere dürüst sadakatinden dolayı kendisine büyük saygı beslediğim Bülent Arınç’ın kadın kahkahalarına ilişkin olarak yaptığı gereksiz açıklamadan dolayı yazdım.

Fakat zaten daha sonra Arınç’ın da vurguladığı gibi, konuşmanın bütünü içinde kadın unsuru aslında geri planda kaldığından, ben esas olarak sözkonusu muhafazakârlıkla gülmek fiili arasındaki çelişkiye, daha doğrusu anti-ilişkiye değinmek istiyorum.

Bunun da sırf Türkiye’ye ve İslam’a has değil evrensel plandaki bir anti-ilişkiyle bütünleştiğini düşünüyorum ki, konuyu yarın da bu çerçevede irdelemeye çalışacağım.

[email protected]

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.