Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Rah ve Say

  • 25.10.2014 00:00

RABİNkatledildiğinde cenaze törenini izlemek için gazete acilen İsrail’e göndermişti.

 

Ama uçaklar silme dolu... Ancak ta Amsterdam aktarmalı olarak yer bulunabildim.

 

Neyse, zar zor yetiştim ve kemeri bağladım ki, o ne! Çapraz koltukta kim oturuyor?

 

Hintli orkestra şefiZubin Mehta!

 

Bir ara yüzümü kızarttım ve hayranlıkla, “ya Horowitz’li Rah”diye sordum.

 

Açayım:

 

***

 

RUS kompozitör Sergey Rahmaninov’un 3 Numaralı Piyano Konçertosu öylesine harikulâde, harikulâde olduğu için de “meloman” denen klasik müzik meraklıları açısından öylesine tanıdık bir eserdir ki, “Rah 3” bile demeden yapıt kısaca “Rah” diye adlandırılır.

 

İdil Hanımda, Martha Argerich de, Aşkenazi de mükemmel icra ederler.

 

Fakat yine de benim dinlediğim bütün kayıtlar arasında onu gerçekten arşa ulaştıran parmaklar 20. yüzyılın en dâhi piyanisti addettiğim Vladimir Horowitz’e aittir.

 

Bu arada hatırlatayım. Besteci de, icracı da SSCB’nin kovdukları arasında yer alırlar.

 

Ve, yukarıdaki Mehta’nın New York Filarmoni Orkestrası’nı yönettiği, Horowitz’in ise emsalsizlikler yarattığı 1978 konseri muhtemelen musiki tarihinin zirvelerinden birisidir.

 

Zaten de bunun için “ya Rah” diye sormuştum. Cevabı “söylenecek şey mi var”oldu.

 

***

 

YOK! Çünkü ne Rahmaninov, neHorowitz, ne de Mehta gökten zembille iniyorlar.

 

Böylesine büyük dehalar kırk yılda bir ve çok çok istisnai durumlarda ortaya çıkıyor.

 

İsimleri ise hem notaların evrenselliğini, hem de milletlerinin bayrağını temsil ediyor.

 

Tıpkı Fazıl Say gibi...

 

***

 

BAĞNAZ ve küstah ulusalcılığını kaç defa eleştirdiğim o Fazıl Say ki, kategori dışı birHorowitz’le karşılaştırmayacağım ama şu 21. yüzyıl piyanistleri arasında başa güreşiyor.

 

Bunu bilmek için de illâ “meloman”olmak gerekmiyor. Kulak terbiyesi az biraz olan insan dahi onun klavye tuşelerinden neler yarattığını bir- iki dinleyişten sonra kavrar.

 

Dolayısıyla da Say’ın siyasi hezeyanları bu dev meleke yanında sıfır kalıyor.

 

Artı, sanatçı yeteneğini de asla ve asla bir milim bile gölgelemiyor. Gölgeleyemez de!

 

Burada tek doğru tavır hezeyanlarına tınmamak, pek zırvalarlarsa da yeter demektir.

 

Her halükârda sanatçının ideolojik saplantılarından ötürü onun sanatını cezalandırmak sırf kendisine karşı değil aynı zamanda bizzat sanata karşı işlenmiş bir suça tekabül eder.

 

***

 

OYSA hükümet daha önceki bin bir dırdıra ek olarak şimdi de Fazıl Say’ın Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası tarafından icra edilecek eserlerini repertuardan çıkarttı.

 

Ne büyük küçüklük! Say Ankara’da çalınsa ne yazar, çalınmasa ne yazar?

 

Her evrensel sanatçı gibi kendi sınırlarını fersah fersah aştığından eserini yarın Mehta’lı bir New York Filarmoni’yle, öbür gün de Gergiev’li bir Londra Senfoni’yle icra eder.

 

Her halükârda kaybeden taraf Türkiye olur ki burada da aklıma emsalsiz viyolonselist Jacha Heifetz’in Yahudi kimliğine rağmen İsrail tarafından aforoz edilmesi geliyor.

 

Davudî yıldızlı ülke Paganini Kapris’ini veya Dinicu Stakkato’sunu onun büyüsüyle aktarabilecek başka bir virtüözü yoktan var edemediği için de hanidir dizini dövüyor.

 

Artı, yine ideolojik dışlama operasyonları yukarıdaki zikrettiğim iki dâhiye ek olarakRostropoviç’e, Prokofiev’e, Markeviç’e dek eski SSCB açısından da saymakla hiç bitmez.

 

***

 

OYSA malûm, birinin ancak hiç de hayırla telaffuz edilmeyen ismi yadigâr kaldı.

 

Diğerlerinin ise hem ismi, hem de tınıları kulaklara ve hafızalara ebediyen kazındı.

 

Rah” ve Say, şah ve mat, yüz yıl sonra piyanoda kim, hangi konçertoyu çalıyor?

 

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.