Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Suriye, Kerry, vicdan

  • 18.03.2015 00:00

 SÜRÇ-ü lisan mı eyledi desek? Yoksa kasten mi “ağzından kaçırdı” (!)?

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin bir televizyon mülakatında Suriye’ye ilişkin olarak “eninde sonunda müzakereye oturulacak” diye konuşmasını kastediyorum.

Tabii yer yerinden oynadı!

Fransa’dan Türkiye’ye ve Türkiye’den İngiltere’ye, baştan beri anti-Esad koalisyonun içinde yer alan ülkeler daha anında “n’oluyoruz” diye Sam Amca’ya kazan kaldırdılar.

Hattâ Paris diplomasisinin önderi Laurent Fabius açıkça “skandal” sıfatını kullandı.

***

HAKLILAR, çünkü sen zaten sözkonusu koalisyonun oluşmasına öncülük etmişsin…

Artı, daima da “bu iş Beşar Esad gitmeden bitmez” diye tekrarlamışsın…

Ama iş sarpa sarınca diğerlerini yarı yolda bırakacak lâflar yuvarlamaya başlıyorsun…

Mızıkçılık, oyunbozanlık falan ne kelime, buna haniyse kalleşlik denir.

Gerçi Kerry herhangi bir muhatabın adını telaffuz etmedi.

Dolayısıyla da çok zor duruma düşen dışişleri sözcüsü Jennifer Psaki “canım kimse Şam liderinden bahsetmedi ki… Tavrımızda değişiklik yok” diyerek işi tevil yoluna gitti.

Burada da acaba çevir kazı yanmasın mı, yoksa duy da inanma mı?

***

HER ne olursa olsun şimdiki durumda şu genel olguyu saptamamız gerekiyor:

Zaten baştan beri Suriye rejimini ve sosyolojisini doğru okuyamayan ve gelişmelerin diğer Arap Baharı ülkelerine benzer bir seyir izleyeceğini uman ABD özellikle IŞİD’in zuhur etmesinden sonra Şam konusunda yeni arayışlara girmek zorunda kaldı.

Belki henüz çark etti diyemeyiz. Hattâ illâ edeceği öngörüsünde de bulunamayız.

Zira böyle bir durumda hem başta müttefikleri nezdinde olmak üzere büyük prestij kaybına uğrayacak, hem de “bak eninde sonunda bize karşı yine kâfir Esad’ı tercih etti” diyecek radikal İslamcı kutupların daha da “bilenmesine” zemin hazırlayacak.

Fakat mevcut hercümerç statükosunun da ilelebet sürmesi bir seçenek oluşturmuyor.

***

ÖTE yandan, yine bizzat John Kerry’nin söylediği gibi İran yukarıdaki İslamcı kutuplara karşı mücadeledede facto bir müttefik konumu edindi ve ediniyor.

Bu gelişme de dolaylı yönden Baas diktatoryasını güçlendiren bir faktöre dönüşüyor.

Hele hele, aynı İran hâlen ABD’yle yürüttüğü nükleer müzakerelerin geri planında Beşar Esad’a dokunulmaması şartını dayatır ve Washington da çok önem verdiği antlaşmanın burada tıkandığını görürse, Birleşik Amerika diplomasisi ne dereceye kadar direnir?

Bunu da bilemiyoruz ve bilemediğimiz içindir ki de zaten baştan beri çok çetrefil biçimde ortaya çıkmış olan Suriye krizinde ilk günkü noktadan daha ileri bir öngörüde bulunamıyoruz.

***

İMDİİ, şayet olaylara devlet realpolitikleri açısından değil de, en asgarisinden bile olsa ahlaki kıstaslar çerçevesinde bakarsak bütün bunlar neyi değiştiriyor? Hiçbir şeyi!

Beşar Esad ve lânetli familyası iki yüz bin insanı katletti ve katlediyor diye her türlü insaniyetten mahrum ve bir o kadar lânetli IŞİD ve fasilesinden canilere sineye mi çekeceğiz?

Veya aksine, hiç olmazsa laiklik var diye bu ikinci vahşete karşı Baas dehşetini daha mı evla addedeceğiz?

Böylesine kırk satır mı, kırk satır mı tercihler en son tahlilde ancak ve ancak soğuk, duyarsız ve tabii ki ahlaksız devlet realpolitikleri için geçerlilik taşıyabilir.

Ama o ahlaktan ve hakkaniyetten bir nebze nemalanmış birey insanların Esad’la IŞİD arasında tercih yapmak gibi bir lüksü yoktur ve asla da olamaz.

Kerry şunu demiş, bunu demiş, peki bizim insan vicdanımız ne diyor?

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.