Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Yüz yıllık yalnızlık

  • 24.04.2015 00:00

 İNKÂRCIYIZ, zira bugün sembolik bir tarih olarak yine yüzüncü yıldönümünü idrak ettiğimiz 1915 Ermeni Büyük Felâketi’ni vicdanen, hukuken ve resmen kabullenmiyoruz.

İttihat ve Terakki canilerin bütün bir halka karşı uygulamış olduğu ve bilfiil devlet mekanizmasını kullandığı korkunç kıyama bir asırdır mazeret uyduruyoruz.

Bin bir dereden su getirerek kâh karşılıklı mugalata diye azımsatmaya çalışıyoruz, kâh zorunlu tehcirden dem vuruyoruz, kâh da maktullerin rakamı üzerinde oynuyoruz.

En kabadayısı, “o tarihte böyle bir kavram yoktu, dolayısıyla ‘soykırım’ olamaz” gerekçesini öne sürüyoruz ama havaya bakıp, aynı kavramı uluslararası hukuk lügatine yerleştiren Rafael Lemkin’in 1915 emsalinden hareket ettiği gerçeğine ıslık çalıyoruz.

***

ÖTE yandan, İttihatçı canilerden birkaçını Ermeni katliamından dolayı mahkûm etmiş 1919 tarihli Divan-ı Harb-i Örfi mahkemesinin işgal altındaki İstanbul’da toplanmış olması, ucuz ulusalcı demagojilerin aksine, hiçbir şekilde ne o cürmü, ne de o cezayı hükümsüz kılar.

Nüremberg’de Alman Naziler, Tokyo’da ise Japon suçlular hem işgal altında, hem de bizzat işgalci hâkimler tarafından yargılandılar. Ve onlara “masum” demek de aynı Almanya’da bir tek neo-Nazi, aynı Japonya’da ise bir tek neo-militarist inkârcıların aklına geldi.

Oysa biz hâlâ, sözkonusu neo-Nazizmin yerli varyantı olan ve katiller katili Talat adına komite kuran Karanlıkçı Maocuların Strasbourg rezaletini desteklemeye kalkışıyoruz.

***

KALKIŞIYORUZ da ne oluyor? Yüz yıllık yalnızlık bitiyor mu? Ne gezer!

Her 24 Nisan’da acaba ABD Başkanı “soykırım” kelimesini telaffuz edecek mi diye yine hop oturup, hop kalkıyoruz. Etmezse, “vartayı yine atlattık” düğün bayram yapıyoruz.

Yahut daha önceki sayısız ülkeye ek olarak şimdi de İsveç, Vatikan ve Avusturya aynı tanımı kullanınca elçimizi yine Stockholm’den, Roma’dan, Viyana’dan Ankara’ya çekiyoruz.

Ve tabii yine bir müddet sonra tükürdüğümüzü yalayarak tekrar geri gönderiyoruz.

Üstelik kolektif hafızamız üzerinde öylesine devasa bir baskı uyguluyoruz ki, Avrupa Parlamentosu’nun aynı “soykırım” kararını zaten ta 1987 yılında almış olduğunu unutuyoruz.

Her hâlükârda, bütün dünyanın bize düşman olduğu ve Ermeni soykırımı tezinin de Türkiye’yi çökertmek, bölmek, parçalamak için kullanıldığı hezeyanıyla yaşıyoruz.

***

BÖYLE bir şey yok! Asla da olmadı! Çok muhtemelen de hiçbir zaman olmayacak!

Kimse Türklerden Türk oldukları için nefret etmiyor. Lânet ve gazap yağdırmıyor.

Oysa bizi bir asırdır dünya nezdinde yalnız kılan şey, aslında korkunç cürümden bizatihi sorumlu olmamamıza rağmen o cürmü hâlâ inkâr etmeyi sürdürmemizdir!

Zaten bugünkü sorumluluğumuz ve suçluluğumuz da buradan kaynaklanıyor.

Bunun geri planında, derin bilinçaltında, itiraf edilmeyen gerçekliğinde ise İttihatçı ideolojiye ve çeteye duyulan manevi, ruhi, milli bağlılığın çok ötesindeki bir temel yatıyor.

***

SÖZKONUSU temel maddidir!

Ermeni soykırımı sayesinde gerçekleşmiş mülkiyet değişiminden faydalanmış olmak olgusudur ki, “derin egemenler” yüz yıldır işte bunun korkusuyla inkârcılıkta ısrar ediyorlar.

Tabiatıyla da bu korkuyu kitlelere manevi, ruhi ve milli ögelerle donatarak sunuyorlar.

Fakat böylesine bir inkârcılık daha ne kadar devam eder? Ne kadar edebilir?

Bir 24 Nisan daha etmesin ki, yüz yıllık yalnızlığımız artık bitsin!

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.