Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Hangi Aydınlanma

  • 7.05.2011 00:00

Nabi Yağcı’nın “Türk Tarih Tezi Çökerken” (4 Nisan 2011) yazısını iki açıdan eleştirmek istediğimi söylemiştim (“Nabi’ye notlar 4”, 17 nisan). Bunlar yorum değil, doğrudan bilgi hatâları. Görece önemsiz olanı, demiştim, Türk Tarih Tezi’nin ne olduğu ve ancak şimdi mi, “yavaş yavaş” çöküşe geçtiğiyle ilgili. Son iki seferdir bunu işliyorum. Yetersiz tabii, çünkü saf Türk milliyetçiliğinin altın çağ anlatılarının liberal-hümanist, evrenselci sol Kemalist veya Marksist kesimler üzerindeki etkisine henüz hiç giremedim. Oysa (a) Türk Tarih Tezi’nin bir bakıma etkisi altındaki, bir bakıma onu eğip bükerek kullanmaya çalışan “Mavi Anadolu” grubunu, Halikarnas Balıkçısı ve çevresini, Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat ve Vedat Günyolları; (b) bozkır cengâverliği türevi bir “göçebe demokrasisi” hayali ile Osmanlı odaklılığın kendine özgü bir karışımını sunan Hikmet Kıvılcımlı’yı; (c) Mimar Sinan ve Şeyh Bedreddin üzerinden Osmanlı’ya bir diğer “Anadolu emekçisi, Türk çocuğu” alternatifi üreteyim derken etnik köken tuzaklarından kurtulamayan Nâzım’ı; (d) Kemal Tahir’in çok daha kesif devletçi-emperyal Osmanlıcılığını da uzun uzadıya ele almak gerekir(di), bu bağlamda. Belki, başka bir bahara ?

Nabi Yağcı’nın 4 nisan yazısına dönersek, ikinci ve daha önemli sorun, Aydınlanma’yla ilgili. Nabi iddialılığı ölçüsünde şaşırtıcı bazı ifadelere yer vermiş, bu açıdan. Şöyle diyor : “Batı aydınlanması, pozitivizmin klişe lafıyla ‘akla dönüş’ değildir; Aydınlanma, tütsüler, kutsallıklar içinde kaybolmuş insanı Ortaçağ’ın tarihsel-zaman dışılığından alıp tarihsel-zaman içine yerleştirmesi, ya da yeryüzüne indirmesidir. Bu olmadan akıl da çalışmazdı zaten. Aydınlanma, insanın nereden gelip nereye gittiğini gerçek zaman içinde merak etmeye başlamasıdır.”

Maalesef bu satırlar karşısında şunları dümdüz söylemek zorundayım; başka çare bulamıyorum : Bu, tepeden tırnağa yanlış. Çok hatâlı bir tarih ve düşünce tarihi “bilgi”si. Böyle bir Aydınlanma yok. Nabi Yağcı’nın bu önermesi, Napolyon sonrasından bugüne uzanan Aydınlanma etütlerinde; neredeyse 200 yıllık, eleştirel bir bilimsel-akademik birikimde, en ufak bir temele dayanmıyor.

Ben de felsefeci olmamakla birlikte, tarihçi kimliğimle, öğrenciliğimden bu yana bir miktar Locke, Hume, Descartes, Voltaire, d’Holbach, Montesquieu, Rousseau ve Kant okudum (ve okuttum, okutuyorum) hasbelkader. Bu orijinal metinlerde olsun, herhangi bir 18. yüzyıl tarihi ve düşünce tarihi kitabında olsun, Akıl Çağı’nın insanı tarih dışılıktan alıp tarihsel zamana yerleştirdiği gibi bir iddiaya rastlamadım. Altını çizerek söyleyeyim : Hiç ama hiç rastlamadım.

Marx ve Engels’in Aydınlanma üzerine yazdıklarını da okudum. Onlarda da böyle bir şey hiç yok. Bir yandan, Aydınlanmacıların, mevcut bütün fikir ve kurumları (en başta dini, Kiliseyi, monarşiyi) “Aklın amansız eleştirisi”ne tabi tutmasını, hiçbir kutsallığı bu eleştiriden muaf saymamasını övüyorlar. Diğer yandan, buradaki güya “soyut ve mutlak Aklın” da aslında belirli bir çağın, koşulların ve sosyal sınıfların aklı olduğunu vurguluyorlar. Başka bir deyişle, Aydınlanma’nın tarih dışı bir “Akıl” va’zetmesini eleştiriyorlar. Asıl tarih dışı olan, Nabi’nin yazdıklarının tersine, Aydınlanma’nın kendisi oluyor.

Nabi, Aydınlanma’yı “akla dönüş” diye tarif etmeye “pozitivizmin klişe ifadesi” demiş. Yani bir Aydınlanma var, bir de onu yanlış anlayan ve anlatan pozitivizm mi var ? Bu da bileşik bir hatâ. Bir kere pozitivizm Aydınlanma’nın çok dışında bir şey değil; Aydınlanma bilimciliğinin 19. yüzyıl türevi. İkincisi, Aydınlanma’yı “akla dönüş” diye gösteren, hattâ bununla övünen, Aydınlanma’nın kendisi. Buna göre, o zamana kadar hurafeler, bâtıl inançlar, (Nabi’nin son derece Aydınlanmacı, basmakalıp Ortaçağ düşmanı ifadesiyle) “tütsüler” hâkim olmuş. Derken bir Akıl Çağı bu sisleri dağıtmaya koyuluyor.

Bunun neresi tarihsellik ? Nabi’nin aksine, Aydınlanma, insanın hiç “nereden gelip nereye gittiğini merak etmesi” değil. Aydınlanma’nın böyle bir tarih ve tarihsel zaman merakı yok. Geçmişin fikir ve kurumlarını, zerrece, kendi somut koşulları içinde anlamaya çalışmıyor. Bütün bunları rasyonel mi, irrasyonel mi diye inceliyor. Bu yolla, “Akıl dışı” saydığı nelerin elimine edilmesi gerektiğini bulmaya çalışıyor. Onun için Aydınlanma, sırf kutsalsızlaştırma demek değil. Aynı zamanda modernitenin ilk büyük sosyal mühendislik projesi. Geçmişte neyin, niçin olduğunu merak etmek şöyle dursun; bütün o geçmiş irrasyonellik mirasını bir çırpıda elimine edip, yalnızca toplumun bundan böyle nereye gideceğini düzenlemeye kalkıyor.

20. yüzyılın büyük totalitarizm denemeleri bu Aydınlanma eleştirisinin derinleştirilmesine yol açtı. Soyut ve mutlak Akla tapmanın, o Aklı kimin (Hitler ? Stalin ?) temsil edeceğine bağlı olarak, yeni bir tiranlığı beslediğine dikkat çekildi. “Aydınlanma despotizmi” daha geniş bir anlam kazandı. Adorno ve Horkheimer, Aydınlanma’nın Diyalektiği’nde bu noktalara parmak bastı.

Amacım Nabi’ye kusur bulmak değil. Konu Türkiye’nin bugünkü ikilem ve kutuplaşmaları açısından da çok önemli. Aydınlanma’nın tarih düşmanlığını, Aydınlanma ile tarih arasındaki karşıtlığı deşmeye devam edeceğim.
 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.