Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Arrow’un kararı

  • 28.05.2011 00:00

Taraf’ta bir demeç : Şerafettin Elçi “Kürt kanı döken, Kürt kanında boğulur” demiş (20 Mayıs ’11). Küyerel web sitesinde bir yazı : “Türkler Kürtlere karşı millet olarak suçludur” (tesadüf, o da 20 mayıs).

Yüzden veya tersten milliyetçiliğe batmış bu dil ve düşüncelere inat, Kenan, Dragan ve Arrow’la yürüyorum Saraybosna sokaklarında.

Schindler’ın listesi. Sophie’nin tercihi. Ve belki şimdi de Arrow’un kararı.

İlk ikisi kamuoyuna malolmuş dramlar. Schindler’ın Listesi (1993), kendisi de bir Nazi olan bir Alman işadamının, gene Nazi desteği ve finansmanıyla kurduğu fabrikalarında hangi Polonya Yahudilerini çalıştıracağı –ve böylece Auschwitz’e gitmekten kurtaracağıyla ilgili. Sophie’nin Tercihi’nde (1982), filme adını veren kadının, SS’lerce iki çocuğundan sadece birini kurtarabileceği söylendiğinde, oğlu Jan’ı seçip çocuk kampına, böylece kızı Eva’yı da gaz odasına ve krematoryuma göndertmiş olduğu, çok sonra ortaya çıkıyor.

“Arrow’un kararı”, benim uydurmam veya yakıştırmam. Saraybosna Çellisti’nde, baş kadın kahramanın (Rakel Dink’in ifadesiyle) “bir bebekten bir katile” dönüşmektense, eski, gerçek benliğine kavuşmak uğruna kendini öldürtmesini anlatıyor.

Arrow, malûm, İngilizce “ok” demek. Bütün diğer kahramanların gerçek adları, Arrow’un ise böyle bir lâkabı var. Yazar, Danimarka Radyosu’nda bir belgesel izlemiş. Strijela (Ok) takma adını kullanan Bosnalı bir kadın keskin nişancıyla konuşuyorlarmış. Not almış, ama sonra bir türlü bulamamış. Belki de hayatta değildir, diyor. Arrow tipini böyle yaratmış.

Romanda Arrow, gencecik bir kız. Savaş başladığında Saraybosna Üniversitesi’nde öğrenci ve atıcılık takımında. Nişancılığı buradan geliyor. Savunma güçleri bir süre sonra buluyorlar onu. “Göreve” ve silâhaltına çağırıyorlar. Hayatında tüfeğini hiçbir canlıya doğrultmamış. Çok direniyor bu fikre. Zar zor ikna oluyor. Bazı şartlar koşuyor : asla “hedef gösterici” (spotter) istemem, tamamen yalnız ve bağımsız çalışır, hedeflerimi sırf kendim seçerim, diyor; bir. İkincisi, Arrow adını alıyor ve gerçek ismini bir daha asla telaffuz etmiyor. Zira zamanla biraz alışsa da, Arrow’a göre bu hayat gerçek hayat değil ve bu işi yapan, yani insan öldüren de kendisi değil. Geçmişini, masum güzelliklerle dolu çocukluğunu, yaşam sevincinden ağladığı ilk gençliğini, kafasında bir yerde dondurmuş. O kişiye, o insana âdeta dışarıdan bakıyor. Adını anmaması, bu hali yansıtıyor.

Bejan Matur, Kandil’deki PKK’lıları anlatırken, dâvâlarını, örgütlerini ve kendilerini bir çeşit kutsallığa bürüyüp, dünyayı böyle bir kudsiyet hâlesi içinden gördüklerine dikkat çekmiş. Ben de öyleydim, onun için çok iyi anlıyorum. Ama Saraybosna’nın kadın gerillası diyebileceğimiz Arrow’da böyle bir öz-kutsama hissinin zerresi yok. Bütün ruhuyla reddettiği bir rezillik yüzünden, kendi kendine gitgide yabancılaşıyor. Kenan ve Dragan gibi o da “tepelerdekiler”den nefret etmek istemiyor; onlara, kendini böyle bir nefrete zorladıkları için çok kızıyor ama bu kızgınlığı bile bir şekilde zaptetmeye çalışıyor.

Komutanı ona karşı taraftan gönderilip gizlice şehre sızdığını öğrendikleri bir keskin nişancıya karşı Çellisti koruma emri veriyor. Meydanı ve civarını inceleyip, pususunu usta bir satranççı gibi kuruyor Arrow. Ama rakibi ilk ağızda beklediğinden de iyi çıkıyor; önce o, Arrow’un yerini tesbit ediyor ve ilk kurşunu ona yolluyor. Arrow zor kurtuluyor bu atıştan; ikinci kurşunun o sırada meydanda, çalmakta olan Çellisti bulmasını beklerken, bir türlü gelmiyor korktuğu silâh sesi. Anlamıyor. İkinci gün gene pusuya yattığında, bu sefer tam tahmin ettiği yerde buluyor (Sırp) nişancıyı. Dürbününün çapraz nişangâhına alıyor; onun da Çellisti nişangâhına almış olduğunu görüyor. Fakat o ne, adamın eli tetikte değil; gözlerini kapatmış Çellisti, Albinoni’yi dinliyor. Ancak o zaman idrak ediyor Arrow, adamın neden Çellisti vurmamış olduğunu. Ama savaş onu öyle bir noktaya getirip hapsetmiş ki, durduramıyor kendini. Müzik bitince rakip nişancı gözlerini açıyor, yüzünde mutlu bir gülümseme. Ve o anda iki gözünün ortasında küçük bir delik beliriyor.

Arrow bir daha kimseyi vurmayacak. Şehri savunan ordu içindeki kutuplaşmalar giderek derinleşiyor. Bütün Sırplardan topyekûn nefret eden milliyetçiler üstün geliyor. Albay Edin Karaman, kendine bir katiller çetesi kurmuş. Arrow’u da zorla emrine alıp yanına bir “hedef gösterici” veriyor ve “ya biz, ya onlar” diyerek sivil vurmaya yolluyor. Arrow reddediyor, gösterilen yaşlı, ürkek adama tetik düşürmeyi. Kaçıyor, on gün saklanıyor. Edin Karaman’ı defalarca görüyor, gezliyor, ama öldürmüyor. Sonra kasten kendi dairesine dönüyor. Biliyor, geleceklerini. Sabaha karşı merdivenden çıkan ağır postal seslerini duyuyor. Tabancası elinde; istese hepsini temizleyebilir. Birisi geriliyor; kilide tekme atacak. Arrow sırtüstü yatıyor, kıpırdamaksızın.

Tam kapı kırılır ve cellâtları içeri dalarken, boşluğa konuşuyor (çünkü artık kim olduğunu kabullenecek durumda). Sâkin ve kararlı bir sesle “Benim adım Alisa” diyor.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.