Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Devletin sesi, toplumun gizli yaşamı

  • 16.06.2011 00:00

Murat Belge gibi benim de, zaten sıdkım sıyrılmıştı, şimdi geride kalan şu berbat, rezil, seviyesiz seçim kampanyasından. Son hafta, tesadüfen (ama iyi ki) yurtdışındaydık. 6-9 haziranda Atina’da yapılan küçük bir proje toplantısına katılıyorduk. Konu, Balkanlar’daki Osmanlı mimarî mirasının, imparatorluk çöker ve rakip milliyetçilikler yükselirken nasıl silinip yokolduğunu, hâlâ mevcut örnekleri üzerinden genç nesillere anlatmaktı. Tülay doğrudan mimarlık tarihi uzmanı olarak çağrılıydı, bense işin milliyetçilik yanı bağlamında.

Tahribatın boyutlarını dinlerken, “işte bu da Aydınlanma –onların Aydınlanması” diye geçiriyordum içimden; üstelik çifte kavrulmuş bir Aydınlanmacılık. Din “öteki”nin dini, sanat “öteki”nin sanatı olunca, cami, türbe ve tekkeleriyle dinî anıtsal mimarîyi dümdüz etmek büsbütün kolaylaşıyor. Derken aklım işin diğer yanına; Türk Aydınlanma’sının Anadolu’daki Bizans, Rum, Ermeni, Süryani kültür mirasını (çeşitli anlamlarda) nasıl yerle bir ettiği ve üzerinde tepindiğine gitti. O trajedi de benzer bir hatırlatma ve hatırlanmayı hak etmiyor muydu acaba ?

Geçelim. Şimdiki projenin fikir babası ve baş danışmanı, bu meselenin herhalde gelmiş geçmiş en büyük ismi diyebileceğimiz Machiel Kiel. Efsanevî bir yaşam öyküsü var, Profesör Kiel’in. Gençken orta öğrenimini bitirmemiş. Bir kol emekçisi olarak hayata atılmış. Yıllarca taşçılık ve duvar ustalığı yapmış. Yapıları ve mimarlığı kelimenin tam anlamıyla “temelden yukarı” öğrenmiş. Başka işlere de girip çıkmış; gezmiş dolaşmış, çeşitli diller öğrenmiş. Bir yerden sonra, Balkanlara ve Balkanlardaki Osmanlı eserlerine merak sarmış. Gitmedik köy, ayak basmadık vadi, çekilmedik fotoğraf bırakmamış. Herşeyi görmüş, tanımlamış, not almış, kaydetmiş, inanılmaz hafızasına yazmış. Günlerden bir gün, Hollanda’daki bir yasa değişikliğinden yararlanarak üniversite öğrenimini ve ardından doktorasını, birikimi temelinde basamakları adetâ çifter çifter atlayarak tamamlayıp (1983), kürsü sahibi de olmuş (1993). Yakın zamanda İstanbul’daki Hollanda Arkeoloji Enstitüsü’nü yönetti. Halen aktif bir emeklilik yaşıyor.

Günümüzün hayli çıtkırıldım, nanemolla, hayatta düşüp kalkmamış, herşeyin “armut piş, ağzıma düş” misali kolayca hallolmasını isteyen yüksek öğrenim gençliği, belki biraz düşünmeli, böyle dirençli, zor kazanılmış hayat örnekleri üzerinde. Daha 25 yaşında kendini “yorgun” hisseden, enerjisinin büyük kısmını ödevlerini zamanında yetiştirmeye değil neden geciktiğini açıklamaya harcayan, ortalıkta “mazeret ağacı” gibi dolaşan bir kısım master veya doktora öğrencilerine, en çok bu yüzden sinir oluyorum.

Dalmış, seminer odasından çok uzaklara sürüklenmişim. Machiel’in anlatımındaki özel bir detay, derinlerden belli belirsiz yükseliyor; bilincimin kapısını çalarak beni bugüne döndürüyor. Yunanistan’a ilk 1959’da geldim, diyor Machiel Kiel (1938’de doğduğuna göre, demek 21 yaşında). Kendisi gibi idealist bir grup arkadaşıyla birlikte, Yugoslavya’yı beş parasız geçip, kuzey Yunanistan’daki harap ve yoksul bir köye, bedava okul yapıyor ve su getiriyorlar.

Ve bu arada insanlarla tanışıyor, haşır neşir oluyor, köyün mahremiyetine giriyor, değişik şeyler öğreniyorlar. Yunanistan bir devlet; bulundukları köy Yunanistan sınırları içinde; dolayısıyla bir “Yunan köyü”... mü dersiniz ? Ama hayır, köylüler aralarında Yunanca değil Ulahça konuşuyor. Peki, kim yakıp yıkmış bu köyü ? Uzun süre ve hep bir ağızdan, Almanlar deniyor. Sonra sonra ortaya çıkıyor ki, Nazi işgali (Nisan 1941 - Ekim 1944) değilmiş, köyün altını üstüne getiren. Yunan İç Savaşı sırasında (1946-49), KKE’nin askerî kanadı DSE’nin kuzey Yunanistan’daki mevzilerine karşı, Ağustos 1949’da General Papagos’un başlattığı büyük ve nihaî taarruz sırasındadır ki, köy Yunan devlet terörünün bir parçası olarak yerle bir ediliyor.

Ulus-devletlerin resmî tarihleri ve bastırıp sathın altına ittiği karmaşık gerçekler ! Hemen hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı tuhaf bir âlem. 1915’in içyüzü, Dersim’in içyüzü, 6-7 Eylül’ün içyüzü, JİTEM’in içyüzü, Balyoz’un içyüzü. Kim bilir, benim köylümden daha iyi, kahrolası hünerini yamaların ? Kim uygular, benim devletimden daha iyi, öldürücü sanatını provokasyonların ?

Fakat toplumun sır katmanlarında nelerin barınabileceğini görmek için, o kadar büyük “iş”lere gitmeye de gerek yok. Machiel Kiel’in anlattıkları, ilk ağızda, daha yeni okuduğum, çok daha küçük ölçekli bir örneği çağrıştırıyor. Eh, o da cumartesiye kalsın artık     

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.