Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Hep devletin gölgesinde

  • 4.08.2011 00:00

Demek, ben de (ve aynı nesilden daha pek çok solcu da) Atatürkçü otoritarizmi kayırmaya son derece yatkınmışız, 80’lerde bile. İçimize işlemiş bazı şeyler varmış anlaşılan –“özel”e karşı “devlet” gibi. Marksizm’in tâ en baştaki liberalizm düşmanlığından gelen ve “gecikmiş” kapitalistleşmeciliğin Prusya-Bismarck tarzı liberalizm düşmanlığıyla da buluşan, örtüşen bir damar : özel her zaman kötü (ki buna özel siyaset/çiler de dahil), devlet her zaman iyi. Türkiye’de bunlar birkaç kere üst üste biniyor, birbirine sarmalanıyor. Ortaya Kemalizm ile Komünizm’in bir karışımı çıkıyor. Devletçilik, her ikisinin ortak paydası (ortak paydalarından biri) haline geliyor.

Gerçi bunları çok yazdım geçmişte (bkz. Weimar Türkiyesi ve Özgürlük Dersleri). Ama tarih alanındaki devletçiliğe bakışı nasıl etkilediğine, anlaşılan pek kafa yormamışım. Kendi kör noktamı; varsın otuz yıl önce olsun, TTK’nın çok temel bir anlamda devletten özerk ve bağımsız olmadığını göremeyişimi başka neyle açıklayabilirim ?

1983’te yazdığım apolojetik cümlelerden hayli farklı olarak, bugün, evet, Cumhuriyet’in tarihe de devlet eliyle örgütlenecek ve kontrol edilecek bir alan gözüyle bakmasının (olumlu değil) gayet olumsuz sonuçlarını çok daha iyi gördüğümüz kanısındayım.

Sık sık, Türk toplumunun ne kadar tarihle ilgili ve tarihe karşı duyarlı olduğundan söz ederiz. Bu, devletin onyıllar boyu, TTK’sıyla, MEB’iyle, müfredatıyla, okullarıyla, törenleriyle, öğretmenleriyle, medya üzerindeki dolaylı ve dolaysız etkisiyle inşa ettiği bir sonuç. Yani asıl soru şu : bu kadar tarih takıntılı, kafasını bu kadar tarihle bozmuş, tarihi ve tarihçileri rahat bırakmayan bir devlet, başka nerede var ?

Tabii vardı da, çoktan çöküp gittiler. Ve bu kötü örnekleri gündeme getirmek, Türkiye’nin pek yararına olmaz. Önemli olan şu : 21. yüzyıl başlarında, bilim ile siyasetin ilişkisi hakkında bambaşka bir anlayış hâkim.

Ermeni soykırımı tartışmalarına bakalım. Bu konu her gündeme geldiğinde, birileri çıkıp “Bizi sıkıştırmaya kalkanlara kendi tarihlerinde neler olduğunu; İngilizlere Hintli, Amerikalılara Kızılderili katliamlarını hatırlatalım” gibi lâflar eder. Eder de, hiç durup düşünmez, faraza Tony Blair’e, Gordon Brown’a veya şimdi David Cameron’a, Hindistan’daki büyük 1857 sepoy isyanı ve bastırılış tarzı hakkında “hükümetinin görüşü”nü sorsa, nasıl bir karşılık alacağını.

Şöyle olabilir örneğin: Anlamadık; şimdi bu da nereden çıktı ? Biz günümüz İngiltere’sini yönetiyoruz, 150 yıl öncesini değil. Britanya hükümetlerinin böyle tarihî olaylar hakkında herhangi bir resmî görüşü yoktur ve olamaz. Şu veya bu tarih yorumunu içeren belgeler (position papers)üretmez, kararlar almayız. Bu, bizim değil tarihçilerin işidir. Oxford’da, Cambridge’de, bütün diğer İngiliz ve İskoç ve Galler ve Kuzey İrlanda üniversitelerinde, bu ve benzeri bütün “hassas” tarih konularında, onlarca departman ve yüzlerce tarihçi, tam bir özgürlük içinde, en ufak bir baskı ve müdahale olmaksızın, dilediği gibi çalışır, konuşur, ders verir, kitap ve makale yayımlar.

İstediğiniz akademik web sitesini açın; Britanya İmparatorluğu hakkında tonla ders bulacak ve her birinde, sömürgeciliğin her yönüyle didik didik edildiğini göreceksiniz.

Keza, ABD’deki istediğiniz akademik web sitesini de açın; ırkçılık, kölelik ve köle ticareti, yerlilerin topraklarının cebren ve hile ile ellerinden alınması, ya da İkinci Dünya Savaşı yıllarının toplama kampları gibi, Amerika tarihinin olabilecek bütün karanlık sayfaları hakkında gene tonla ders bulacak ve geçmişi nasıl eleştirdiklerine tanıklık edeceksiniz.

Sadece şu Ermeni sorunu bağlamında; Türkiye’nin çıkmazı, 1915’in bugün cereyan ediyor olması değil tabii. Sorun, devletin tarih alanına girip bir türlü çıkmıyor olmasından kaynaklanıyor. 1920’lerden 60’lara bir yarı-unutuş, yarı-inkâr pozisyonu üretmiş; sonra bunu 80’lerde bir topyekûn inkâr çizgisine dönüştürmüş. 2000’lere kadar çekmiyor elini; üretmeye devam ediyor. Başka hiçbir devlet ve hükümetin yüz yıl öncesini savunduğu da yok, tarih ürettiği de.

Oysa Türkiye Cumhuriyeti inat ve ısrarla sürdürüyor bunu. Dümeninin tamamen şimdiki MHP milletvekili Yusuf Halaçoğlu’na bırakıldığı 1993-2008 döneminde TTK’nın işlevi hemen sadece buna indirgenmiş; ayrıca ders kitapları da bu açıdan ciddî surette kötüleşmiş; tarihçi diye benzersiz, tarifi zor bir “devlet avukatlığı” öne çıkmıştı. O çirkin 15 yıl geride kaldı neyse ki. Militan üretim furyası biraz düştü. Ama açın TTK web sitesini; sol baştaki butonlar arasında 10. sırada gene “Ermeni Araştırmaları” var. Dahası, açın T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü web sitesini, üstteki yedi butondan biri gene “Ermeni Meselesi” ve bir altta, yeşil şerit üzerine en büyük üç butondan ortadaki gene “Ermeni Meselesi”. Bütün belge ve yorumlar karşısında nötr durup sadece bilimsel araştırmaları kolaylaştıracak yerde, kendini belirli bir “millî” teze bu kadar angaje eden araştırma veya arşiv kurumu olur mu ?

Fakat Türkiye’de oluyor işte ve bunun nasıl bir garabet olduğunu; dışarıdan, başkalarına, dünyaya ne kadar tuhaf gözüktüğünü; bilim haysiyetini ne denli ayaklar altına aldığını idrak etmemizi, hep o devlet, devletçilik, devlete merbutiyet ideolojisi engelliyor.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.