Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Militanlık, bağımsızlığa karşı

  • 15.10.2011 00:00

 11 Ekim Salı akşamı Kanal A’da, Mehmet Baransu ile Bedrettin Uğur’un Siyaset Masası programına çıktım. Bir ara lâf Aysel Tuğluk’un Radikal İki’de ortaya attığı, Taraf’ın da derhal önemsediği, tekrarlayıp altını çizdiği öneriye geldi : ilk ağızda, Öcalan’a ev hapsi ve PKK’nın kuvvetlerini sınır dışına çekmesi; ardından, kapsamlı bir af ve PKK’nın silâh bırakması.

Seçim öncesinden beri, Kürt hareketinin siyasî insicamsızlığını; bir fikirden diğerine geçmesi ve kâh iki dillilik, kâh sivil itaatsizlik, kâh demokratik özerklik kampanyası başlatıp bırakmasını; en önemlisi,barışın koşullarıyla Kürt meselesine sağlam ve kalıcı bir çözümün koşulları arasında bir ayırım gütmemesini çok eleştirmiştim. Ama nihayet, dedim, farklı bir ses. Bu ayırımı hem de çok iyi gözetiyor. Önce barışı hedefliyor. Sırf barış için bayraklı, “öz savunma”lı (adı konmamış bir bağımsızlık gibi) bir “demokratik özerklik” talep etmiyor. Belki de bu veya benzeri, doğru veya yanlış ama mutlaka daha ileri hedefleri, silâhlar sustuktan sonra daha rahat verilecek bir sivil, barışçı siyasî mücadelenin konusu olarak görüyor.

Eğer öyleyse, fevkalâde. Ama Aysel Tuğluk öyle anlamıyor olsa bile, ben öyle anlıyorum; öyle olacağını umuyor ve destekliyorum. AKP Türk devletinin bünyesine yerleşmiş askerî vesayetten kurtulmayı başardı. Barış BDP’nin de başka bir silâhlı otoritenin gölgesinden sıyrılması ve çok daha rahat siyaset yapması anlamına gelecek. Fakat kolay mı Öcalan’ı İmralı’dan alıp ev hapsine geçirmek ? Bunun teknik ve hukukî formülü ne olabilir ? Vallahi bilemem, lâkin işte tam da bunu hükümet düşünsün ve bulsun. AKP, CHP ve MHP’nin kaçınılmaz milliyetçi şantajı karşısında böyle adımlar atmayı göze alabilir mi ? Haziran’da yüzde 50’yle kazanmışken ve bir sonraki genel seçime çok varken, artık daha hangi korkuya sığınabilir ki ? Bir de başarır(lar)sa, üç dört yıl sonra seçmen, savaşı bitirmenin mi hesabını soracak ?

Boş versenize. Son dönemde bırakmıştım, hele PKK ve BDP’yi hiç eleştir(e)meyen soyut barış bildirilerine imza atmayı. Ama Tuğluk’un önerisi etrafında bir metin kaleme alınsa ve hemen şu anda önüme getirseler, tereddütsüz imzalarım. Şunun için de önemli : ne zamandır vurguladığım bağımsız aydın eleştirelliğinin bir başka adımı, başarısı olur. Dün (Çarşamba, 12 Ekim) Emre Uslu Aysel Tuğluk’un çağrısını asıl PKK’nın benimsemesi gerektiğini vurgulamış. Bugün ise (Perşembe) Orhan Miroğlu, KCK ve DTK’nın bu konuda neden sustuğunu sormuş; hattâ BDP eşbaşkanı Selâhattin Demirtaş’ın bile, Tuğluk’un önerisinin Öcalan’a ev hapsi bölümünü tekrarlayıp Kandil’in silâhlı güçlerini geri çekmesi kısmına değinmemesine bir mim koymuş. Başında Karayılan’ın olduğu KCK’nın da, Tuğluk’un yazısından hemen bir gün sonra toplanıp, “mücadeleye kuvvetle sarılmanın zamanıdır” diye bir bildiri yayınladığına dikkat çekmiş.

İyi ya. O zaman daha da önemli, geçmişin “yetmez ama evet”çilerinin, sol demokratların, Nabi Yağcı’nın “demokratik kamuoyu” dediği kesimin Aysel Tuğluk’a sahip çıkması; uzattığı eli boşlukta bırakmaması. Katılıklar biraz böyle delinecek; ara zeminde alternatif ağırlıklar biraz böyle oluşacak. Bütün büyük anlatıların çöktüğü, tarihin belirli bir yöne (sosyalizme) doğru aktığı varsayımına göre mevzilenişlerin sona erdiği, her şeyin çok daha karmaşık ve bulanık bir hal aldığı, ak ve karaların grileştiği (hattâ yer değiştirdiği) bir çağda, hem en çok olanak, hem en çok ihtiyaç –tam zamanı, belirli “çizgi”lerin dışına çıkarak düşünebilen bağımsız eleştirel aydınların.

Tabii, cesur olmak, elâlemin veya “bizim mahalle”nin ne diyeceğine pek aldırmamak koşuluyla. Çünkü her türlü vülgerlik, sekterlik, dogmatizm ve pürist teori salaklığından saldırı gelmesi kaçınılmaz. Çünkü liberalizm gibi, ya da saf demokratlık gibi, Türkiye’de olmayan ve olmaması gereken bir şey, ütopyasız ve “nihaî hedef”siz eleştirel bağımsızlık. Öyle tek tük değil, genel bir yadırgamanın konusu. “Ortaya” gelenler hemen “çeper”de mevzilenmiş her çeşit muhafazakârlığın militanlarınca topa tutulmaya başlıyor. Atatürkçülük, ulusalcılık, belirli bir tür “sol”culuk, radikal Kürt milliyetçi hareketi, AKP –bunların hepsi kendi “çizgi” ve muhafazakârlıklarının esiri. O “çizgi”yi yüzde yüz desteklemedikçe, hattâ yerine göre bayağı eleştirdikçe, seni beğenmeleri olanaksız. Ergenekon karşıtlığın AKP açısından; AKP’ye mesafe ve muhalefetin CHP açısından; devlete eleştirin PKK açısından; namuslu tarihçiliğin (Ayşe Hür’ün Kuran yazılarında olduğu gibi) Müslümanlar açısından, hep yetersiz kalacak. Şu gazete dört yılda “diktatörlüğün manevî evreni”ni darmadağın etti, Türkiye’nin kaderini değiştirdi, demokrasiyi kurtardı; ama Ahmet Altan Hrant Dink Ödülünü aldı diye bazı solcu ve/ya feministler öfkeden çıldıracak. Kimi de Murat Belge’nin para için fikirlerini sattığını iddia edecek. “Devrimci teori” sahipleri, eti ne budu ne, hayatta reel olarak ne yapmış, 500 kişiyi aşabilmiş mi, toplumun maddesini kendi başına zerrece değiştirebilmiş mi, bunları hiç düşünmeksizin, çok yukarılardan beğenen (patronizing) bir tavırla, “liberal ama iyi liberal” diye sana üstünlük taslayacak.

Kürt hareketinin kutsallığını kendi içinden biraz olsun eleştirmeye kalkanlar da (Feridun Yazar, Murat Bozlak, Osman Baydemir, Ahmet Türk gibi) bir daha ağzını açamayacak.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.