Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Bir bahtsız, bir akılsıza demiş ki...

  • 15.12.2011 00:00

Ne demiş ?

“Biz tarihçilerin, ‘tarihsel düşünmek’ adını verdiğimiz bir şey vardır (historical thinking). Sanırım sizin en büyük sorununuz, tarihsel düşünememek.”


Tartışmanın özeti (3)
’e, belki internetteki Sol geçmişte kalmadı mı yazısından hareketle Oya Baydar’ı alıp, Tartışmanın özeti (4) : Nabi Yağcı’yı da gelecek, hattâ bir sonraki haftaya erteleyip, Roni Margulies üzerinde duracağım.

Hiçbir yanlış anlamaya yol açmamak için, gereksiz de olsa tekrar belirteyim ki Margulies önem verdiğim, iyi bir insan ve bilgili bir aydın. Yeryüzündeki (bizim gibilerin tartışabileceği) konuların belki yüzde 90’ında anlaşırız. Türk milliyetçiliği ve resmî ideolojisiyle dalga geçişi fevkalâde. Bu sabah (10 Aralık Cumartesi), Şike ve Şark kurnazlığı’nı okudum ve sevdim. Aynı şeyleri beş altı yıl önce Galatasaray Üniversitesi’nde yapılan bir Türkiye - Avrupa sempozyumunda, (kısmen Niyazi Berkes’in İki Yüz Yıldır Neden Bocalıyoruz kitapçığından ve kısmen Marquez’in Yüz Yıllık Yalnızlık’ından mülhem) İki Yüz Yıllık İkiyüzlülük başlıklı bir bildiride söylemiştim. Halen “İmparatorluktan Cumhuriyete Türk milliyetçiliği ve ulus-devleti” derslerimde anlatmaya devam ediyorum. Ve şimdi Margulies’in bu yazısını da, sömestirin bitimine çok az kalmasına karşın, zorunlu okumalar arasına koyacağım. (Margulies’in yararlandığı Murat’ın kitabıysa çok kalın ve gelecek akademik yılı beklemek zorunda.)

Günlük, demokratik siyasette de, aşikâr ki çoğu zaman beraberiz. Gelelim, yüzde 10’u bulmaz dediğim anlaşmazlıklarımıza. Bunlar, PKK, KCK ve BDP’siyle Kürt hareketine bakış, emperyalizm ve Marksizm/sosyalizm sorunları üzerinde düğümleniyor. Yani şu anda, o yüzde 10’un da belki yarıdan azından söz ediyorum. Bütün bunlar, bir orantı nosyonunu korumaya yönelik. Ama işte lâfımı sakınmayacağım bir nokta da var.

Her tartışmada, fikirler vardır, bir de tavır ve üslûp meseleleri vardır. Bazen, belki çoğu zaman, (karşı) fikrin kendisinden çok söyleniş tarzına kızarsınız. Ya da o tarz ve eda, fikrin sakatlığını (ve tepkinizi) daha büyük boyutlara ulaştırır.

Bu sefer de öyle oldu. Evet, Margulies’e kızgınım. Geçen yazımdaki “kibirli, demagojik gıcıklıklar” ifadesini bilerek, çok düşünerek kullandım. Çünkü pekâlâ anlaması gerektiği halde anlamıyor veya anlamazlıktan geliyor; çarpıtıyor, vicdanını paradigması ve politik aidiyetine feda ediyor. Atina’da, Akropolis’in girişinin sol tarafında yaklaşık sekiz metre yüksekliğinde bir kaide vardır (bir zamanlar üstünde bronzdan yapılma, dört atlı bir savaş arabası dururmuş, ama şimdi yok ve o taş kaide çevresine göre aşırı büyük kaçıyor).

Roni Margulies sanki bunun üzerine çıkmış da oradan aşağı konuşuyor gibi : Murat Belge’den farklı olarak Halil Berktay, bizleri sosyalist yapan ruh halinden “uzaklaşmak istiyor”muş ve o yüzden haksızmış (30 Kasım). “Dostu” Halil Berktay sosyalizmin “yani” eşit ve adil bir toplum “hayalinin” (buraya dikkat) çökmüş olduğunu düşünüyormuş. Bu yüzden “ütopyasız” kalmış ve “bahtsız”mış (3 Aralık). Burada, İÖ 178 Olimpiyatları yarış birincisiyle özdeşleşen Margulies’in ses tonu iyiden iyiye tanrısallaşıyor artık : Sosyalizmden Sovyetler Birliği ve Çin’i anlayanların bu “bahtsız”lığı onu “pek ilgilendirmiyor”muş “doğrusu” (3 Aralık). Zira o bunları hiç sosyalizm olarak tanımamış. Kendi siyasî geçmişimi eleştiriyormuşum, onunkini değil ve “sosyalizmi hiç değil” (30 Kasım). Yani benim gibi eski Leninist, Maocu komünistler çok kirliymişiz de Roni Margulies pirüpâkmış.

Bir. Bunlar lâf değil. İçtenliksiz pozlardan, eski usul çakmalardan ibaret.

İki. Ne dediğim ve ne demediğimle ilgili net bir tahrifat söz konusu. Ben sosyalizmin çöktüğünü reel, tarihsel anlamda söyledim; insanlığın özlem ve ideallerini ise ayrı tuttum. Aynı şey ütopyasızlık için de geçerli. Özgürlük ve sosyal adalet özlemlerini red anlamında ütopyasızım demedim. Zaten kendimden çok Taraf için söyledim; Taraf’ı çeşitli defalar “muhalif, bağımsız, ütopyasız” diye övdüm. Ütopyasız, dedim, çünkü sistemik bir modeli, dolayısıyla yeryüzünde tuttuğu ve kirli çamaşırlarını örtbas etmeye çalıştığı bir rejim tipi de yok; keza, Türkiye’de de, kol kırılır yen içinde misali kirli çamaşırlarını örtbas etmeye çalıştığı bir politik saf, (Margulies gibi) pek eleştirmek istemediği bir cenah, bir Türk veya Kürt “solu” da yok. Onun içindir ki demokrasiyi katıksız ve tutarlı bir şekilde savunmada bu kadar müdanaasız olabiliyor. Açar bakarsınız ; bu tavrı övdüm, kendimi bu tavırla bir saydım. Şimdi Roni Margulies bunu almış, genel bir inançsızlığa, daha iyi bir toplum özlememek gibi bir zaaf haline dönüştürmüş ve acıyan, müstehzi bir tavırla dudak büküyor. Kendi “ütopyalılığı”nın bu çağda şiddeti mazur görmeye varan ahlâkî çıkmazlarına kafa yorsa daha iyi ederdi. İnsan çok karmaşık bir varlık. Margulies’in dayanılmaz bir hafifliği de varmış meğer.

Üç. Asıl mesele şu ki, bu kof bir azamet. Ardında, tarihten ve gerçeklikten tamamen kopuk; neredeyse Atatürkçüler kadar pürist, halksız, aristokratik; marjinalliğe mahkûm bir naiflik yatıyor.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar