Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Sol Reform Partisi

  • 18.01.2012 00:00

 Gene, önce takvime not düşeyim. 15 Ocak Pazar. Murat’ın 10, 13 ve 14 Ocak yazılarını okudum. İlkine,Althusser ve “arı Marksizm” eleştirisine yüzde yüz, program sorunlarına giren sonraki iki yazısına da (şu ana kadarki haliyle) büyük ölçüde katılıyorum. Bazı küçük noktaları açıklığa kavuşturmada yarar var. Benim sabırsızlandığım yok. Artık aşikâr ki ikimiz de kafamızdaki düşünceleri adım adım, hayli yavaş bir şekilde açımlıyoruz. Bu akıl yürütme çizgileri bazen yaklaşıyor, hattâ bir noktada kesişiyor, sonra uzaklaşır ve tekrar yaklaşır gibi oluyor. Ara açıldığında, belki haftada bir kere, birbirimize hafiften “hop, bir dakika” diye ara-atışlar yapma durumumuz doğuyor.

Benim Sosyalizm ve “insanlığın ortak değerleri”ne (7 Ocak ’12) reaksiyonum da böyle bir şeydi. O yazısında Murat, “Bunlar zaten dünyanın genel gidişine egemen olan adamlar –sınıflar– değil miydi ? Hâlâ öyle değiller mi ?” ve bizler de buna karşı sosyalist olmaya karar vermedik mi diye soruyor; bugün de söz konusu egemenliğe sosyalizmden daha iyi bir cevap bulamadığıyla bağlıyordu. Ben bunu birkaç açıdan yanlış buldum : Birincisi, dünyayı fazla değişmez/değişmemiş gösterdiği için. Bu bağlamda, ikincisi, halkın, kitlelerin değişimini; sosyalizmi şu veya bu şekilde yaşamış bir insanlığın, artık sosyalizm diye bir şeyi kabul edemeyeceğini hesaba katmadığı için. Üçüncüsü, hâlâ en iyi cevap dediği o sosyalizmin içini doldurmadığı için.

Program sorusunu o nedenle sordum. Varolmuş olan sosyalizme tabii hayır, bu değil, bunu istemiyoruz demek, ama sosyalizmden söz etmeyi sürdürüp, kapitalizme (statükoya) en iyi cevap gene de sosyalizmdir demek, sosyalizmin ayırdedici programının ne olduğu (ne olabileceği) açıklığa kavuşturulmadan çok zayıf kalıyor da ondan. Yeri geldi de sordum, daha doğrusu, daha önce birkaç kere “ortaya” sorduğumu bilvesile tekrarladım; yoksa amacım, Murat’ın yakasına yapışıp, bırak bunları da illâ programını söyle diye vakitsizce sıkıştırmak değildi. Şunu da eklemem iyi olabilir. Herhangi bir sol partinin kendine herhangi bir program bulup bulamayacağını kastetmiyorum. Özellikle demokratik talepler açısından, bu pekâlâ mümkün (ve zaten Murat da konuya oradan girdi). Demokrasinin en iyi, en tutarlı savunucularının gene de (şu veya bu kökenden gelen) solcular arasından çıkmasını,  ben de ister ve beklerim. Ama genel ve göreli anlamıyla soldan değil, özellikle sosyalizmden bahsetmemize yetmez. Bunun için orada, demokrasinin de, kapitalist bir refah devletinin de ötesinde, sosyalizm diye tanımlanabilir başka bir şeyler olmalı (ve bunlar uzun vâdeli niyet ve özlemlerden ibaret kalmayıp, somuta dökülebilmeli). Aksi takdirde, meselâ Murat’ın Program (1)’de (14 Ocak) sözünü ettiği, benim de paylaştığım hemen her şey, faraza bir Sol Demokrat Parti veya Sol Reformlar Partisi veya Demokratik Reform Partisi kurup toplumun önüne çıkmayı haklı kılar (nitekim günümüz Türkiye’sinde bu müthiş bir ihtiyaçtır) da, bu kadarıyla sosyalist bir partiden söz edemez ve sosyalistlik iddiasını sürdüremeyiz.

Sosyalist denebilecek bir program bunun hem gerekli, hem yeterli koşulu mudur ? Bakın onu da demedim. Politika sırf programlarla yapılmıyor; eski-yeni politik akımlar, sahnede sırf programlarıyla tutunmuyor. Faraza yeni bir sosyalist parti düşünü sürdürecek olsak, net bir sosyalizm programı bunun için gerekli koşuldur ama yeterli koşul değildir. Onun için çok başka şeyler, örneğin belirli (sosyalizme hayırhah bakan, eski deyimiyle “sempatizan”) bir toplumsal kültür matrisi, hareketin/partinin belleğinde bir devamlılık ve keza kitle ilişkileri (ya da, çökmüş bulunan kitle ilişkilerinin sosyalizm çerçevesinde yeniden kurulabilirliği) de şart. Bütün bunlara, program meselesinin yanı sıra ve ötesinde, Murat’ın programatik düşüncelerini izlemeye ve ben de kendi fikir silsilemi, şimdilik tasarladığım 10-15 kadar (fakat duruma göre artabilecek) yazıyla ortaya koymaya devam ederken, hep değineceğim.

Bugünlük son bir not, Erol Katırcıoğlu’na. Şöyle yazmış : “Liberallerin salt ‘özgürlüğe’ vurgu yapan yaklaşımları yerine, geleneksel eski sol anlayışların salt ‘eşitliğe’ vurgu yapan yaklaşımları yerine, hem ‘eşitliğe’ ve hem de ‘özgürlüğe’ aynı derecede vurgu yapan, daha doğrusu bu kavramların ayrılmazlığına vurgu yapan yeni bir sol siyaset neden mümkün olmasın ki ? (14 Ocak, Neden sol ?)

Güzel soru, yanlış cevap. “Mümkün olabilir mi” diye bitirseydi, ucu açık kalır ve daha iyi olurdu. “Neden mümkün olmasın ki” deyince, sanki karşı durulmaz derecede makul bir şey söylemiş gibi oluyor. Tabii, bu soyut düzlemde her şey mümkün gözükebilir ! Evrensel bolluk da neden mümkün olmasın ? Ölüme de neden çare bulunamasın ? Ama reel sınırlar içinde pek öyle değil. Erol Katırcıoğlu iktisatçı. Marjda düşünme ve takaslar (trade-off’lar) mantığını iyi bilmek durumunda. Her tercihler öbeğinin, her konumun bir fırsat maliyeti var. Her şeye sahip olmak olanaksız. Herhangi bir şeyden daha fazla edinmek mutlaka başka şeylerden vazgeçmeye bağlı.

Esasen bu, Fransız Devrimiyle ortaya çıkan bir soru : hem liberté hem egalité birlikte gerçekleşebilir mi ? Evet, kimi liberté’nin, kimi egalité’nin peşine düştü. Ve tarihî tecrübe, özellikle sosyalizmin özlemi olan egalité’yi öne çıkarmanın liberté’ye malolduğunu gösterdi. Fakat bu arada unutulan ayak,fraternité oldu (kardeşlik). Ki eşitlikle aynı şey değil. Özgürlük ve kardeşlik bir arada, çok daha iyi bir tercih olabilir(di).

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar