Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Öğretim sorunları

  • 3.03.2012 00:00

Son “kesintili eğitim” yasa tasarısı üzerine Ahmet Altan, ilk başta tasarıyı eleştirenlere çok sert çıktı (bkz 4+4+4, 24 Şubat). Tabii bu ister istemez, orijinal şekliyle tasarıya büyük bir kredi açmak anlamına da geldi. Gerçi daha sonra, çeşitli uyarılar karşısında düşündü ve yumuşattı tavrını; bazı noktalarda hatâlı olmuş olabileceğini kabul etti (benim yorumum; bkz İtiraz, 26/2 ve Bakanın telefonu, 29/2). Hattâ İbrahim Betil’i esaslı bir eleştiri yazısı yazmaya çağırdı. Bu yazı (1 Mart Perşembe itibariyle) henüz çıkmış değil. Daha fazla beklemeksizin ben de birkaç noktaya değinmek istiyorum.

(1) Şu son derece kutuplaşmış düşünce hayatımızda, kötü bildiklerimizin saldırdığı bir şeyin mutlaka iyi olduğuna hükmetmemek gerek. Tasarı duyulur duyulmaz Atatürkçüler özellikle kız çocukları üzerinden taarruza geçti. Kendi payıma, daha Ahmet’in ilk yazısını okuduğumda, Cumhuriyet ve Sözcü’ye kızıp illâ zıddını söylemeye kaymış diye düşündüm. Hattâ bu, muhafazakâr ailelerin kızlarını 4. sınıftan sonra okuldan alması olasılığını yok saymaya bile varıyor.

(2) Başörtülü genç kadınların üniversiteye alınmamasına hep karşı çıktığımdan, hiç çifte standartlılık endişesi duymaksızın (bkz Kerem Altan, Müthiş kurtarış, 1 Mart) diyebilirim ki, evet, madalyonun diğer yüzünde, ben de kız çocuklarının okumaktan alıkonmasına ilişkin kaygılar taşıyorum. Ama şimdi amacım, bunun ne kadar haklı olduğunu Ahmet’e bir kere daha anlatmak değil (hele, kendisi de kabul etmişken : 29 Şubat ve 1 Mart). Daha çok, metodolojik bir noktayı vurgulamak istiyorum : siyasal aktörler rasyonel ve tutarlı, partiler birleşik ve homojen olacak diye bir şey yok ! Ahmet’in konuya ilişkin ilk ve en katı yazısı aşağı yukarı şöyle bir varsayım içeriyordu : Kız çocuklarını küçük yaşta okuldan alıp daha fazla okutmamak, kapitalist bir ekonominin ihtiyaçlarına ve bizzat kendi çıkarlarına o kadar aykırıdır ki böyle bir şey olamaz, kimse böyle bir salaklık yapamaz. Olur, olur, bal gibi olur. Belki Ahmet şahsen fazla açık fikirli ve anti-dogmatik olduğundan, ideolojinin gücünü, ideolojik belirlenim ve paradigmatik körlükleri anlamakta zorluk çekiyordur. Oysa tarih yüzde doksan oranında bu tür salaklıklardan, böyle salaklıkları savunan “parça”ların fırsat kollayıp özel gündemlerini o sırada kendilerine muhtaç “bütün”lere kabul ettirmelerinden, sonra da bu yanlış hesaplardan dönülememesinden oluşuyor.

(3) Bunları biraz daha somuta vurursak, AKP de yekpare değil parçalı ve çatlaklı bir bütün. Etrafında, önderliğinden çok daha dinci grupların da toplaşıyor. Eğitim-Bir-Sen de bunlardan biri ve tam böyle bir tasarıyı uzun süredir istiyor. Tasarının MEB ve Ömer Dinçer değil, doğrudan doğruya AKP grup başkan vekilleri tarafından Meclise sevk edilmesi, bu açıdan anlamlı. Bu gibi faktörleri hesaba katmak, daha ihtiyatlı bir yol izlemeye yardımcı olurdu sanıyorum.

(4) Ancak bence kız çocuklarından da önemlisi, kesintisiz eğitimin kendisidir. Hayır, İstanbul Politikalar Merkezi’nin şemsiyesi altındaki Eğitim Reformu Girişimi’nin de çok güzel açıkladığı gibi, bugün dünya kesintisiz temel eğitimi kısaltmaya değil uzatmaya ve meslek-kariyer tercihi noktasını geciktirmeye; böylece kalifiye ve kalifiye olmayan emek arasındaki makası mümkün olduğu kadar kapatmaya gidiyor. Kesintisiz temel eğitimin alt aşamaları başka, bir bütün olarak temel eğitimin kesintili kılınması ve “çıkış” (exit) noktalarına erkenden sevk başka. Tasarı için “gelişmiş ülkeler de böyle yapıyor” demenin, eski 301. maddeyi Cemil Çiçek’in “Avrupa’da da var” diye savunmasından hiçbir farkı yok. Aynı derecede yalan, demagoji. Bunu görmek için, acele etmeyip hakikaten ERG’nin “bilgi notları”nı dikkatle okumak lâzım.

(5) Bir eleştirim de Ahmet Altan’ın sistem anlayışıyla ilgili. Kısmen geri çekildiği İtiraz (26 Şubat) yazısında bile Ahmet, çocuklarımızın yüzde 60’ı bölme yapamadığına göre neden bu sistemi savunuyoruz anlamadım diyerek, 8+4 yerine 4+4+4’e sahip çıkıyor. Sevgili Ahmet, kendi mantıksızlığını görmüyor olabilir misin ? “Sistem” dediğin 8+4’ten mi ibaret ? Acaba “bölme yapamamak” diye özetlediğin bütün zaaflar, 8+4’ün mü, yoksa yanlış yapılan bir yığın başka şeyin –örneğin öğretmenlerin iyi yetişmemesinin, “testleşme”nin yukarıdan aşağıya geri tepmesinin, bir bütün olarak kültürün ahlâksızlaşmasının ve sıkı çalışıp öğrenmeye verilen önemin düşmesinin, anne babaların “çocuğumuzu en iyi dershaneye gönderiyor ve parasını veriyoruz ya, daha ne” havasına girmesinin– mi sonucu ? İnceledin mi; 4+4+4’te nasıl bir sihir var ki bütün bu sorunlar ortadan kalkacak, iyi biliyor musun ?

(6) Son bir nokta, kendi kendini yetiştirme olanaklarının artmasıyla ilgili. Evet, Harvard (ve MIT ve Sabancı Üniversitesi) derslerini internete koyuyorsa, bu çok çok iyi bir şeydir kuşkusuz. Ama lütfen, buradan, okula ve üniversiteye gidilmese, derse girilmese de olur gibi olmadık hükümlere sıçramayalım. Bunlar post-modern haylaz öğrenci avunmalarından öteye geçemez. Var mı, dersleri internette diye Harvard’a gidebilecekken gitmeyen ?! O ders notlarını gözden geçirmek, okumaları yapmak, videoları izlemek, eh, insanı daha bilgili ve kültürlü yapar. Ama asla sınıf ortamında, ders dinleyerek ve tartışarak, çok-yönlü etkileşim içinde, birlikte öğrenmeyi ikame edemez. Her şeyi web’e yüklemek yetiyorsa, ben enayi miyim, niye maratoncu gibi kilo veriyorum üç saat boyunca ? Home schooling’ciler külâhıma anlatsın. Ders bir anlamda sokak tiyatrosudur; çok ortaklı, emprovize bir performanstır. Hele iyi hocalarla, sınıf-içi ortamın insanî, yaratıcı, öngörülemez spontaneitesinin yerini hiçbir şey tutamaz.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar