Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Aile, kürtaj ve Nazizm

  • 16.06.2012 00:00

 Evet, gene çok dağıldım; artık bitireyim bu faslı. İki savaş arasındaki (1918-1939) aile ve annelik değerlerine yöneliş, 20. yüzyıl başının proto-faşist “büyük nüfus” arayışının yanı sıra, kısmen (ama sadece kısmen), Birinci Dünya Savaşının yarattığı çöküntü ve dağılmadan da kaynaklanıyordu. Milyonlarca genç siperlerde can vermişti; enkaz halinde dönebilenlerin pek çoğu ise sivil hayata intibak edemediğinden ya intihar ediyor, ya karısı ve çocuklarını döverek otoritesi ve özgüvenini yeniden tesis etmeye çalışıyor, ya kendini içkiye veriyor, ya da hattâ işsizlik yüzünden sokaklara düşüp dilenmeye koyuluyordu. “Babasız kalmış topluluk”larda “gençliğin serserileştiği”nden söz eden çoktu. İsyan ve ihtilâl girişimleri düzeni koruma kaygısını büsbütün arttırıyor; Mark Mazower’ın aktardığında göre tipik Prusyalı bürokratlar “toplumsal temellerin yıkıldığı, gerek Kilise ve gerekse Devlet kurumlarının bütün otoritesinin yok olduğu, anne babaların eğitsel etkisinin sıfırlandığı”ndan şikâyet ediyordu.

Bu gibi korkular sonuçta, bir bütün olarak ve (ailesi dâhil) her şeyiyle “müesses nizamı” korumayı vâdeden ideolojik bakımdan ise, zaten proto-faşizmden beslenen Yeni Sağ partilerce programlaştırılırken, özellikle istikrar arayışı içindeki orta sınıfların faşizme kayma sürecini de hızlandırdı. “Kamusal düzen”i restore etmek uğruna işe “ahlâkî düzen”le başlamayı (yani kadın ve çocukları ait olmaları gereken yere iade etmeyi): bu doğrultuda, gerekirse bireysel özgürlükleri de kısıtlayarak “milletin çıkarları”nı öne çıkarmayı, sırf sağ değil, oldukça geniş bir yelpaze arzular oldu.

Gene de, genel otoritarizm özlemleri ile kadınlara (kadın bedenine) yönelik otoritarizm özlemleri arasında çok yakın bir korrelasyon gözleniyor; haliyle işin başını Faşist ve Naziler çekiyordu.

“Evlerinize döndüğünüzde bütün kadınlara benim çocuk, hem de çok çocuk istediğimi söyleyin” demişti Mussolini, partisinin kadın örgütlerine Erdoğan bu paralelliğin farkında mı acaba ? 1927’de Weimar Almanyası’nı sarsan Gebürtenrückgang (Doğumlardaki Azalma) broşürünün yazarı Richard Korrherr, ileride SS İstatistik Dairesi’nin başına gelecek ve Himmler’e her aşamada tam kaç Yahudi öldürüldüğü hakkında düzenli rapor verecekti. Franco döneminde İspanyol doktorları, Katolik Kilisesi’nin de baskısıyla, doğum kontrolünün her türlüsüne karşıydılar; “doğurganlığa konan her kısıt kadın sağlığı açısından bir tehlikedir; [bu yollara başvuran] bütün kadınların ruhuna ölümcül bir günahın gölgesi düşer” gibi lâflar edebiliyorlardı (kürtajın ve doğum kontrolünün Müslüman karşıtları bu benzerlikler üzerinde de düşünüyor mudur dersiniz). Hitler iktidara geldiği andan itibaren Nazi propaganda aygıtı, nüfus uzmanlarının “ulusal ölüm” uyarıları doğrultusunda doğum oranını yükseltmek için harekete geçmişti. “Irkî durumu uygun” kişiler için evlenip çocuk yapmak, ulusal bir görev sayılıyordu. Hitler 8 Eylül 1934’te “benim devletimde [!] en önemli vatandaş annedir” demiş; Ekim 1935 tarihli Aile Sağlığı Yasası, “ırsî bakımdan sağlıklı” olanlar ile “genetik açıdan uygunsuz” sayılanlar arasındaki cinsel birleşmeleri yasaklamış; buna, 1936’da hızlı üremenin önündeki bazı engelleri kaldırmayı amaçlayan Reich Homoseksüellik ve Kürtajla Mücadele Merkez Bürosu’nun kurulması eklenmişti. Himmler de 1937’de doğumların düşüşünden eşcinselliği sorumlu tutarken, “ırkî bakımdan sağlıklı ama yeterince çocuk yapmayan bir kavim, kendi mezarına sırf gidiş bileti almışa benzer” buyurmuştu. Eşcinselliğin kürtajla birlikte Nazi suç listesine girmesi çok ilginç. Tayfun Serttaş’ın şu an önümde duran Seksolog TC yazısı (15 Haziran), Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin çok garip bir kararından yola çıkarak, AKP’nin yeni yöneliminin (de) bir homofobi tırmanışını (da) içereceğine işaret etmekte.

1930’lara dönersek; iyi annelik ve çok çocuk çağrıları sürüyor da sürüyor Nazizmde. 1943’te, yani iktidara gelişlerinin onuncu yılı (başka bir “Onuncu Yıl”a ayrıca döneceğim) münasebetiyle çıkarttıkları bir pulda, bir anne ve dört çocuğu yer alıyor. Ortayı bitiren (14 yaşlarındaki) çocuklara hitaben yazılmış Siz ve Halkınız kitapçığında, Volk atalarının yolundan gidip, kendi ırkı içinden evlenerek çok çocuk yapmalarının önemi anlatılıyor. Kadınların dikkati, büyük adamların (güya) çok çocuklu ailelerden çıktığına çekiliyor. Çocuksuz veya az çocuklu olmak Marksizm ve liberalizmin yoz etkilerine bağlanıyor ve bir “asfalt uygarlığı”yla elele gittiği söyleniyor. Çok çocuk yapmışlık iseVolkisch bir mutluluk; halka-doğaya, “toprağa ve kana” yakın olmanın bir lûtfu sayılıyor. Yetmiyor; Nazi Partisi “annelik haçı” diye bir madalya da ihdas ediyor. Eh, ona da, (Murat’ın zaten sözünü ettiği) Sovyet muadiliyle birlikte, gelecek sefer değineyim.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar